@KonulikShahin In fact, the next key figure to watch is not really Civil Contract itself, but whether Prosperous Armenia stays above the threshold nationwide.
If it falls below, many of those votes become effectively “wasted”, which would benefit Civil Contract in the seat allocation process.
Bonjour @ArianeBonzon : contrairement à ce que vous écrivez, c’est un arbitrage britannique de 1919 qui a attribué le Karabakh à l’Azerbaïdjan. https://t.co/qZpCc56o25
Un décret soviétique de 1921 l’a « laissé » (ostavit) à cette République devenue soviétique en 1920. ⤵️
Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan, pazar günü yapılacak parlamento seçimleri öncesi son mitinginde mevcut anayasayı sert sözlerle hedef aldı:
"Mevcut anayasa, ülkedeki sivil ve yargı mafyalarını her türlü şekilde koruyor."
🗳️ Seçimi kazanması halinde ilk işinin yeni bir anayasa hazırlamak olacağını söyleyen Paşinyan'ın referanduma gidebilmesi için 101 sandalyeli mecliste üçte iki çoğunluğa (68 sandalye) ulaşması gerekiyor.
https://t.co/hc0YeBuWIH
📍Yunanistan’ın Gizlenen Dosyası: El Konulan 487 Türk Vakfı ve Sessizce Yok Edilen Türk Mirası
❓Yunanistan, Türkiye’deki kilise mallarını gündeme getirirken; Türk vakıfları, Türk azınlığın mülkiyet hakları ve gasp edilen Türk kültür mirası neden Avrupa’nın gündemine taşınmamaktadır?
Yunanistan, uluslararası platformlarda sık sık Türkiye’deki Rum Ortodoks kiliselerini, patrikhane meselelerini ve azınlık haklarını gündeme taşımaktadır. Ancak aynı Yunanistan, kendi sınırları içerisinde bulunan Türk vakıfları, Türk azınlığın mülkiyet hakları ve Türk kültürel mirası konusunda uzun yıllardır devam eden uygulamalarını dünya kamuoyundan gizlemektedir.
Bugün Yunanistan topraklarında; Kavala, Dedeağaç, Gümülcine, İskeçe, Selanik, Serez, Karaferye, Yanya, Teselya, Atina, Preveze, Korfu, Kefalonya, Girit, Midilli, Sakız, Rodos ve İstanköy başta olmak üzere Osmanlı döneminde kurulmuş ve vakfiye kayıtlarıyla tespit edilmiş toplam 487 Türk vakfı bulunmaktadır. Bu vakıfların tamamı IRCICA tarafından yayımlanan beş ciltlik “Yunanistan Vakfiyeleri” eserinde ayrıntılı şekilde kayıt altına alınmıştır.
Bu vakıflara ait yüz binlerce dönüm arazi, camiler, medreseler, mektepler, hanlar, hamamlar, köprüler, değirmenler, imalathaneler ve sayısız taşınmaz yıllar içerisinde çeşitli yöntemlerle Türk toplumunun elinden alınmıştır. Böylece yalnızca mülkiyet hakları değil, aynı zamanda Balkanlar’daki Türk tarihî ve kültürel mirası da sistemli biçimde tasfiye edilmiştir.
Özellikle Batı Trakya’da günümüze ulaşabilen vakıflar, Yunan makamlarının uyguladığı idari ve mali baskılar nedeniyle ağır borç yükü altına sokulmuş; ardından haciz ve müsadere işlemleriyle vakıf malları Türk toplumunun tasarrufundan çıkarılmaya çalışılmıştır. Bu durum yalnızca vakıf hukukuna değil, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin mülkiyet hakkını düzenleyen hükümlerine de aykırıdır.
1974 Kıbrıs Barış Harekâtı sonrasında ise Batı Trakya, Rodos, İstanköy ve Midilli’de yaşayan Türklerin özel mülkiyetleri üzerinde yoğun baskılar başlamış, binlerce dönüm araziye el konulmuş, çok sayıda Türk çeşitli gerekçelerle tutuklanmış ve ekonomik baskılar yoluyla Türkiye’ye göçe zorlanmıştır. Böylece bölgelerdeki Türk nüfusunun azaltılması hedeflenmiştir.
Yunanistan’ın bir diğer politikası ise Türk kökenli Hristiyan toplulukların kimliklerinin dönüştürülmesidir. Bafra, Ünye, Karaman, Kapadokya ve Maçka kökenli Hristiyan Türkler, Selçuklu döneminden gelen Sultanides toplulukları ve Gagauz Türkleri, Yunan Ortodoks Kilisesi aracılığıyla etnik kökenlerinden koparılarak Yunan kimliği içerisinde eritilmeye çalışılmaktadır.
Benzer şekilde Yunanistan’a çalışmak amacıyla gelen Arnavut ve Türk işçiler üzerinde de çeşitli dini ve kültürel asimilasyon faaliyetlerinin yürütüldüğüne ilişkin çok sayıda iddia bulunmaktadır. Bu durum evrensel din ve vicdan özgürlüğü ilkeleri bakımından ciddi soru işaretleri doğurmaktadır.
Batı Trakya Türklerinin eğitim alanındaki sorunları da devam etmektedir. Türk azınlığa ait okulların kapatılması, Türkçe eğitimin daraltılması ve Türkçe derslerin azaltılması yönündeki uygulamalar, Lozan Antlaşması ile güvence altına alınmış azınlık eğitim haklarıyla bağdaşmamaktadır.
Öte yandan Lozan Antlaşması’nın açık hükümlerine rağmen Batı Trakya Türklerinin dini özerkliği de kısıtlanmaktadır. Türk toplumunun serbest seçimle belirlemesi gereken müftüler konusunda Atina yönetimi uzun yıllardır antlaşma hükümlerini uygulamamakta; Batı Trakya Türklerinin kendi dini liderlerini seçme hakkını fiilen sınırlandırmaktadır.
Yunanistan’ın Türkiye’deki azınlık hakları konusunda ortaya koyduğu hassasiyetin benzerini sınırları içindeki Türk azınlık için göstermediği açıktır. Türk vakıflarına el konulması, mülkiyet haklarının ihlali, eğitim ve dini özgürlüklerin kısıtlanması ile kültürel mirasın tasfiyesi, yalnızca iki ülke arasındaki bir sorun değil; aynı zamanda uluslararası hukuk, insan hakları ve kültürel mirasın korunması bakımından da önemli bir meseledir. @yenisafak@yeniakit@milligazetecom
🇦🇲 #Armenia’s 2026 elections could have implications far beyond its borders.
In my latest article for @Defence24eng, I examine how Russia 🇷🇺 seeks to maintain its influence, the growing role of the EU, and what Armenia’s political choices could mean for regional dynamics involving Türkiye 🇹🇷 and the South Caucasus. 🇦🇿 🇬🇪
As geopolitical competition intensifies, Armenia finds itself at the intersection of multiple visions for the region’s future.
Read the analysis and share your perspective: 👇
https://t.co/H0Am7plZwe
@NikolPashinyan
Solidarity from Georgia when facing Russia developing its hybrid strategy against another country of the Caucasus. Convinced that Armenian people will make the choice of freedom and independence! ✊
Ermeniler 519.000 silahsız SİVİL Türkü katletti.
Buna rağmen Türkiye'de Kiliseleri var, cemaatleri var, okulları var, hatta milletvekilleri var.
Ermenice ibadet edebiliyor, Ermenice konuşabiliyor, hatta sözde Ermeni soykırımı yalanı üzerinden Türk nefreti bile yayabiliyorlar.
Türkiye'de Ermeniler özgür.
Ermenistan'da ise iki kelime Türkçe'ye bile tahammül edemiyorlar.
Kim barbar? Kim medeni?
Ermeniler, Osmanlı zamanında her hakka sahipti. Hatta ayrıcalıklı hakları vardı. En üst düzey devlet görevlerine, en kritik pozisyonlara gelebiliyorlardı. Bakanlık, hariciye, paşalık... Buna rağmen zayıf düştüğümüz ilk fırsatta ihanet ettiler. Yalnızca 4 yılda 500 bin Türk'ü katlettiler. Bu, PKK terörünün 40 yılda yaptığı katliamların 10 katı, düşünün.
Kardeşliği ve selameti bozdular.
Bu nedenle Tanrı onları cezalandırdı ve mağlup kıldı. Böylece düştüler ve işte bugün fakir bir ülke olarak Ermenistan'da soğuk ve dağlık bir coğrafyaya hapsoldular.
Hâlâ akıllanmış değiller. Tanrı onlara akıl versin.
Garo Paylan olmak zor
😀😀
Erivan'a gitmiş, Taşnak beyinli bir kadının "mankurt", "Türk casusu" diye hakaretlerine uğramış.
Oysa Paylan Türkiye'de de çoğu zaman aşırı Ermeni yanlısı açıklamalarıyla tepki topluyor.
🔥Avis aux footeux🔥
J'organise une ligue Mon Petit Prono Football à l'occasion de la coupe du monde.
Pour en être et rejoindre ma ligue FC Tu tires ou tu passes ?
Télécharge l'appli MPP Football, choisis "rejoindre" avec le code UCMPNAWG ou sur ce lien : https://t.co/7REK29JYOB
Félicitations pour ce soutien à @NikolPashinyan, que notre Fédération appuie dans sa courageuse politique de paix et d’ouverture.
En toute logique, @AurelienDuchene devrait (enfin) critiquer le poutinisme inébranlable des dirigeants de l’ex-entité séparatistes au Karabakh (https://t.co/jAFkkASKe3), et féliciter les voisins turciques de l’#Arménie pour la consolidation économique qu’ils apportent à ce pays pauvre et enclavé.
Interessant ist, dass Cem Özdemir nicht immer dieselbe Position vertreten hat.
Noch 2001 schrieb er in der Frankfurter Allgemeinen Zeitung:
„Es ist nicht Aufgabe von Parlamenten, historischen Ereignissen offizielle Definitionen zu geben. Das ist die Aufgabe von Historikern. Der Bundestag ist nicht die Instanz, die über das Unrecht der Vergangenheit zu entscheiden hat.“
Seine heutige Haltung unterscheidet sich somit deutlich von seinen damaligen Aussagen. Unabhängig davon sollte eine sachliche Debatte auf historischen Quellen, rechtlichen Grundsätzen und gegenseitigem Respekt beruhen – nicht auf persönlichen Angriffen.
Aber manche Politiker scheinen eben nur... Politiker zu sein!
I would remind the @USAMBTurkiye that the citizens of the Turkish Republic are deeply committed to safeguarding their country’s national sovereignty.
Concepts such as national sovereignty, the nation-state, and the founding principles of a secular republic may not be sufficiently appreciated by the Ambassador.
He may also be unfamiliar with the history of these lands and the proud people who have defended them at great cost.
Yet he should know that the frontiers of this country are not the product of arbitrary imagination or political fantasy.
They were drawn through immense sacrifice and with the blood of countless martyrs.
I therefore hope the Ambassador will take the time to better understand the history of the country in which he serves, and show the respect that the Turkish Republic and its citizens rightfully deserve.
Is Europe being dragged into another great war?
From the Baltic to the Black Sea, NATO-Russia tensions are entering a far more dangerous phase. The real danger is not the possibility of war itself, but the erosion of crisis-management mechanisms in an age of hypersonic missiles, drones, AI, and nuclear deterrence.
As Europe hardens its rhetoric and Moscow shifts its strategic posture, the risk of miscalculation continues to grow.
For Türkiye, the priority remains clear that we have to protect the Montreux regime, preserve the Black Sea balance, and avoid becoming the frontline of a NATO-Russia confrontation.
My latest Substack article examines the new escalation dynamics, the growing cracks within NATO, and Türkiye’s strategic dilemma.
https://t.co/cG7XJKNAeU
The aftermath of an attack on #Kyiv. Children among those reported to be injured.
Another horrifying sleepless night for children across Ukraine. Waves of explosions were heard throughout the night as attacks impacted several cities.