ByLock, Yalçınkaya ve Demirhan: Hukuka Karşı İnşa Edilen Algının Bedeli
1364 yılında Polonya kralı III. Kazimierz tarafından kurulan, kuruluş tarihi itibarıyla Polonya'nın en eski, Orta Avrupa'nınsa en eski ikinci yükseköğretim kurumu olarak kabul edilen Jagiellonian Üniversitesi (@JagiellonskiUni) Hukuk Fakültesi’nden iki genç araştırmacı; ByLock yargılamalarını ve Demirhan ve Diğerleri/Türkiye kararını inceleyip bulgularını Ljubljana’daki uluslararası bir konferansta sunmaya hazırlanıyor; bu çalışma kapsamında benimle de iletişime geçerek Demirhan kararının dosyasının seyri ve kararın icrası hakkında sorular yönelttiler. Avrupa’nın başka bir köşesinde hukuk öğrencileri, AİHM içtihadını titizlikle okuyup eleştirel bir gözle tartışırken; biz de yıllardır hukuka değil algıya oynayan bir pratiğin ağır sonuçlarını yaşıyoruz.
Büyük Daire’nin çığır açan “Yalçınkaya” kararı, ByLock’a dayalı otomatik suçluluk karinesine son veren açık standartları koydu: Dijital veriler, kaynağı, elde edilişi, bütünlüğü ve doğrulanabilirliği bakımından dosya özelinde, somut ve ikna edici şekilde değerlendirilmelidir. AİHM bu bağlamda 9.800 başvuruyu Türk Hükümeti’ne tebliğ etti, on binlercesini de tebliğ edecek. Çok yakın zamanda açıklanan Demirhan ve Diğerleri kararı da bu çizgiyi devam ettirerek “ByLock = örgüt üyeliği” şeklindeki kategorik ve şablon yaklaşımın Sözleşme’ye aykırı olduğunu bir kez daha teyit etti.
Peki sonuç?
On binlerce insan ağır biçimde mağdur edildi. Yıkılan, kaybolan hayatlar... Parçalanan, dağılan aileler… Yalnızca birey değil, eş ve çocuklar dahil geniş bir çevre maddi ve manevi olarak örselendi. Kimi dramlar hayatlara mal oldu.
Daha acı olan ne biliyor musunuz?
Bu ağır ihlaller, herkesin gözünün önünde yaşanırken, Türkiye Barolar Birliği (@barolar) dâhil mesleki örgütlerin ve hukuk camiasının önemli bir kısmı suskun kaldı; kimi zaman da alkışladı. Bu, Türkiye hukuk camiası adına utanç verici bir tablodur. Hukuk, güçlünün hikâyesini onaylamak için değil, güç karşısında hakikati ve hakkı korumak için vardır.
Buradan çağrım nettir:
➜ Yeniden yargılama (CMK m. 311) mekanizması etkin işletilmeli, dijital delilin bilimsel standartları dosya bazında uygulanmalıdır.
➜ Masumiyet karinesi ve şüpheden sanık yararlanır ilkesi, birer süs cümlesi değil; hükmün omurgası olmalıdır.
➜ Yargı bağımsızlığı ve silahların eşitliği somut usul güvencelerine dönüşmeden, bu yara kapanmayacaktır.
➜ Barolar ve akademi, evrensel hukuk ilkeleri etrafında sorumluluk üstlenmeli; görüneni görmezden gelmenin bedelini topluma ödetmemelidir.
Polonya’daki genç hukukçulara teşekkür borçluyuz: Dışarıdan gelen bu özgür ve serinkanlı bakış, içeride çarpıtılan aynayı düzeltmeye yardımcı oluyor. Bizler de içeriden, hem ulusal hem uluslararası hukuk zemininde mücadeleyi sürdürecek; adaleti ve hukuk devletini ısrarla hatırlatacağız.
Hukuk devleti nerede? Tam da burada, onu savunanların cesaretinde. Susmayacağız.
Ankara 18. İdare Mahkemesi 01.09.2022’de atanan ancak güvenlik soruşturması gerekçesi ile ataması iptal öğretmen müvekkil hakkında GÖREVE BAŞLAMA ve mali hakların faizi ile ödenmesi kararı verdi. (18.10.2023)
KHK ile kapatılan kurumda SGK kaydı atama iptaline gerekçe olamaz.
Babam iki yıldır ceza evinde. Bakımı yapılamadığı için her geçen gün sağlığı kötüye gitmekte. Kronik böbrek hastası olduğu için hakkı olan infaz ertelemesi verilerek tahliye edilmesi gerek. Lütfen sesimize ses olur musunuz? @Cemrebirand1@haluklevent RamazanTaskiran AcilTahliye