My second paper from my PhD is now published in Zeitschrift für Vergleichende Politikwissenschaft.
It examines how regional contexts shape populist discourse in left-behind places, comparing Tees Valley and Duisburg.
https://t.co/kEBzZtKf35
Türk milleti ülkücü bir ilim adamını, İslâm âlemi evlatlarını radikalizmin pençesinden korumak için gece-gündüz çırpınan bir âlimini, bizler de can ağabeyimizi kaybettik.
Eserleri, hizmetleri, yetiştirdiği öğrencileri ve evladı inşallah @ProfHilmiDemir’in adını yaşatacak.
Cenab-ı Allah, ufkuna Ebu Hanife’nin, İmam Maturidi’nin hizmetlerine Yeni Çağ’da yeni halkalar eklemeyi koymuş bu yetim kulundan rahmetini esirgemesin, mekanını cennet, makamını yüce eylesin…
https://t.co/3PbadnrvWb
Doktoramdan çıkan ilk makalem Territory, Politics, Governance’da yayımlandı.
Tees Valley ve Duisburg örnekleri üzerinden, benzer maddi gerileme süreçlerinin neden farklı biçimlerde “geri bırakılmışlık”, ihmal ve siyasal hoşnutsuzluk olarak anlatıldığını inceliyorum.
My first article from my PhD is now published in Territory, Politics, Governance.
I compare Tees Valley and Duisburg to examine why similar material decline is narrated differently as left-behindness, neglect and political discontent.
https://t.co/8SehaJyEgK
Gençlere her zaman “okuyarak gezmeyi” öğütleyen usta tarihçi ve yazar Prof. Dr. İlber Ortaylı’nın vefatı, tüm Türk dünyasında büyük bir üzüntüyle karşılandı.
İlber Ortaylı’ya Allah’tan rahmet diliyoruz.
Benim de Avrupa’daki endüstriyel bölgelerle karşılaştırmalı bir bölümle katkı verdiğim Büyük Madenci Yürüyüşü Sonrası Zonguldak kitabı, emek, sanayisizleşme ve bölgesel dönüşüm üzerine düşünenler ve Zonguldak’ı daha geniş bir çerçevede okumak isteyenler için ilgi çekici olabilir.
Yeni Kitap
https://t.co/yS5JxiX5WT
Bu derleme kitap, Türkiye’nin neoliberal kapitalizmle daha yoğun biçimlerde bütünleştiği son 20-30 yıllık süreçte, taşkömürü üretimiyle özdeşleşmiş Zonguldak’ta yaşanan değişimi ve dönüşüm arayışlarını ele alıyor.
Sadece Cengiz Holding değil Koç, Sabancı dahil pek çok vergi borcu silindi değil mi?
Peki devlet bunları silerken ben bunları silersem emekli maaşını ödeyemem diye düşündü mü? Devletin harcama yapması için vergi toplaması gerekiyor demiyorlar mı? Ya da bizim vergilerimizle maaşlar ödeniyor, yollar köprüler, hastaneler yapılıyor denmiyor mu?
Hayır elbette devletin harcama yapması için vergiye ihtiyacı yok demiyor muyuz? Devlet önce harcar sonra vergi toplar. Devletin tarımı desteklemesi, öğrenci, çiftçi, yoksul borçlarını silmemesi için bir bütçe sorunu var mı?
Veya yatırım yapması, istihdamı artırması, daha yüksek emekli aylığı, memur maaşı ödemesi için de parasal bir engel yoktur. Devletin ÖTV, KDV yerine servet vergisi, aşırı kârı vergilendirmesi önünde engel de yoktur. Bunlar tamamen harcamayı kimin için yapacağı vergiyi kimler toplayacağı/parasal sıkılaştırmayı kimler üzerinden yapacağı ile ilgili politik tercihlerdir.
İşte bu yüzden memur sayısını ağzına dolayan, sağlık, eğitim, sosyal güvenlik sistemlerini piyasa terk edin diyen, güvencesiz köle düzenini marifet diye pazarlayan Avusturya Okulu çöplüktür
...
Sayın YÖK Başkanı Erol Özvar'ın, yurtdışında baskı gören akademisyenleri Türkiye'ye davet etmesi, önce kendi evimizdeki yangını görmezden gelmek değil midir?
Zira, akademik özgürlükler ve liyakat sorunları bir yana, özlük hakları neden bu kadar ihmal ediliyor?
Akademisyenlerin, düşük maaşlar karşısında neden zam taleplerine kulak tıkıyorsunuz ?
Tıkamıyor iseniz bugüne kadar ne talepte bulundunuz?
Çalışma ortamları neden iyileştirilmiyor; üniversite kampüslerindeki altyapı yetersizliği ve saldırı riskleri (köpek) neden hâlâ devam ediyor?
Mesai ücretleri neden şu an ödenmiyor, ek ders ve akademik teşvikler neden yetersiz kalıyor?
Yurt dışı konferans ödemeleri neden yapılmıyor, bu da uluslararası işbirliğini baltalamıyor mu?
Bugüne kadar YÖK, toplu sözleşmelerde neden sessiz kaldı ve akademik zam hayallerini kırdı.
Sessiz kalmadıysanız ne yaptınız?
Biz Türk vatandaşları olarak soruyoruz: Bu davet, PR'dan öte ne?
Önce kendi akademisyenlerimizin mali haklarını, eşit ücretlerini ve entelektüel ortamını düzeltelim.
Tevhid mi, teslis mi? Çatısı altındakileri hukuken eşitleyen "Türk milleti"nin egemenliğine dayalı düzen tasavvuru, uzun 19. yüzyılın acıları ve kayıplarından güçlü bir siyasi tevhidle uzaklaşma arayışını yanısıtır. Karşısına çıkarılan siyasi teslis, tevhide meydan okurken kusurlu bir hafızaya dayanıyor, yeni ve acı tecrübeler vadediyor...
Türk entelektüel hayatının sivri dili, cesur kalemi ve sarsılmaz memleket sevdasıyla tanınan kıymetli yazar Trabzonlu hemşehrimiz Nihat Genç’in vefat haberini derin bir teessürle öğrendim.
Milletin derdiyle dertlenen sesi, korkusuz duruşu ve mücadeleci kalemiyle fikir dünyamızda silinmez izler bıraktı.
Kendisine Allah’tan rahmet; ailesine, sevenlerine ve tüm okurlarına sabır ve başsağlığı diliyorum.
Ruhu şâd, mekânı cennet olsun.
@nihadagenc
#NihatGenç
Nihat Genç’in sağlık durumu ile ilgili Türk milletine duyuru…
Türkiye’nin vicdanı Nihat Ağabeyimiz dört gündür bir hastanede yoğun bakımda.
Dün öğlenden beri entübe edilmiş durumda.
Tüm namuslu insanların duaları onunla olacaktır.
Saygıyla.
Türkiye’s east–west divide endures.
Left-behind regions face economic stagnation and population decline.
Check my new paper: https://t.co/QqOGuf25GW
#LeftBehindPlaces#Türkiye