Sevgili İstanbullular,
Bu şehir, hepimizin ortak evi, ortak geleceğidir. Ancak, ne yazık ki bugün İstanbul, hak ettiği hizmet anlayışıyla yönetilmiyor.
Her gün artan trafik, çözülemeyen ulaşım sorunları, ihmal edilen kentsel dönüşüm ve depreme hazırlık konusundaki yetersizlikler artık milyonlarca İstanbullunun ortak sorunu haline geldi.
Biz biliyoruz ki #İstanbulBeklemez
AK Parti olarak, Hükümetlerimiz, Bakanlıklarımız ve İlçe Belediyelerimizle İstanbul’a hizmet etmeyi sürdürmeye devam ediyoruz. Ulaşımdan eğitime, sağlıktan kentsel dönüşüme, spordan gençlik yatırımlarına kadar şehrimizin geleceği için çalışmaya devam ediyoruz.
Dün yaptık.
Bugün yapıyoruz.
Yarın da yine sizlerin desteğiyle yapacağız inşallah.
Millet bahçelerinden yaşam alanlarına uzanan her adımda çevremize sahip çıkıyor; sıfır atık bilinciyle daha yeşil, daha yaşanabilir bir İstanbul’u geleceğe taşıyoruz. 🌿🇹🇷
#Çevremİstanbul
Şehadet ederim ki☝️Filistinliler ahdini yerine getirdiler,İslam’ı Müslümanlığı Mescid-i Aksa’yı savundular.
İslam bayrağını yükselttiler. kanlarıyla, evlatlarıyla,paralarıyla hürriyetleri ile mücadele ettiler.
YA RAB🤲
idamları durdurun!
📌 #genocidelaw
MİLLETİ VE TARİHİNİ “TARİHE GÖMEN” ADAM!
Bir cenazenin arkasından uluorta konuşmayı edeben doğru bulmadım ve konuşmadım şimdiye kadar.
Ama bu cenaze, cenazesi çoktan kaldırılması gereken bir “yalan tarih”in mimarlarından birinin cenazesi olunca susmak vebaldir, diyerek usturuplu bir dille birkaç hayatî tespitte bulunmayı bir vatan, millet borcu ve büyük bir mesuliyet olarak addediyorum.
“GÖREVLİ” BİR ADAMDI
Önce hakkını teslim edelim: Osmanlı ile Sultan Abdülhamid Han -ve hatta Sultan Vahdettin- hakkındaki bazı ezberleri yıkmıştı.
Eğer bu minval üzere gitseydi, bu milletin boynuna geçirilen prangaların kırılmasına çok büyük katkılarda bulunabilirdi. Aksine o prangaların daha boğucu ve sarsılmaz bir şekilde milletin ve çocuklarının boynuna dolanmasına hizmet etmeyi tercih etti ve mezara çok büyük bir veballe gitti.
Çünkü “görevli” bir adamdı: 28 Şubat'tan sonra piyasaya sürülmüştü ve Yaşar Nuri'nin ilâhiyat alanında yaptığı “yıkım” işini o tarih alanında yapmıştı.
İsteseydi, dik durabilseydi, yalan üzerine inşa edilen ve dayatılan tarihi yerle bir edecek tarihî bir misyon üstlenebilir ve tarihe kahraman olarak geçerdi. Ama o bu dünyada ucuz kahramanlığı ve alkışlanmayı tercih etti. Kendisi gibi Kırımlı ama pek çok bakımdan büyük tarihçi olan ve milletin boynuna dolanan tapınakçı prangaları güçlendiren Halil İnalcık’ı ucuz kahramanlık konusunda fersah fersah geçen, bu toprakların çocuklarını ve tarihini “tarihe gömen” bir adam olarak mezara gitti.
UCUZ KAHRAMAN
Osmanlı tarihinin insanlık tarihindeki öncü ve benzersiz rolünü çok iyi biliyordu ama o sessiz kalmayı, yaşarken bu ülkenin altını oyan, tarihî rolünü bitiren yalan tarihin propagandisti olmayı ve pespaye, döküntü propagandistleri tarafından alkışlanmayı ve daha vahimi de Osmanlı’nın insanlığın önünü açacak benzersiz ilkelerinin dünyaya anlatılması gibi yüce bir görevi üstlenmek yerine Osmanlı’yı Üçüncü Roma ilan etme primitifliği ve “aşağılık kompleksi” sergileyerek Osmanlı’nın dünyaya, insanca yaşanacak yegâne medeniyet modelini sunacak muazzam bir medeniyet tecrübesi ürettiğini anlatma imkânını elinin tersiyle itmeyi tercih etti!
Bazı Batılı vicdanlı tarihçiler bile, “gel ey Osmanlı!” diye yazılar ve kitaplar yazarken o Osmanlı’yı bir kez daha “tarihe gömme”yi tercih etmekten tedirgin olmadı!
Hiçbir büyük tarihçi böylesine ürpertici bir tercihte bulunamazdı.
İsteseydi, Osmanlı medeniyetinin ne denli aşılamaz ve insanlığın önünü açacak temellere ve ruha sahip, bütün dünyayı yeniden silkeleyip kendine getirecek adalet, hakkaniyet ve merhamet ilkeleri üzerinden yükselen benzersiz bir medeniyet tecrübesi olduğunu hem ülkemizin çocuklarına hem de bütün dünyaya çok çarpıcı bir dille anlatabilirdi.
Ama bu fazla prim yapmayabilirdi, fazla para kazandırmayabilirdi. O yüzden o işin en kolayını, en kârlı olanını tercih etti ve resmî tarihin yalanlarını deşifre ederek kahraman olarak anılma imkânını kaybetti ve mezara hesabını veremeyeceği kadar ağır bir veballe gitti. Bir milletin boynuna geçirilen prangaları kırabilecek bir donanıma ve etki gücüne sahip bir adam konumuna ulaşmıştı çünkü.
O yüzden sırtında hesabını veremeyececeği kadar “tarihin ağır yükü”yle vefat etti gitti bu dünyadan. Artık adı tarihe, bu milletin boynuna geçirilen prangalara kıracak bir imkâna sahipken, o işin kolayını ve en ucuz olanını tercih ederek insanlığın önünü açacak ufka ve derinliğe, ruha ve zenginliğe sahip bu milleti ve tarihini tarihe gömen bir adam olarak geçecek.
FATİH CAMİİ’NİN HAZİRESİNE GÖMÜLMEMELİ!
Şehid Esad Coşan Hocamızın cenazesinin Fatih Camii’nin haziresine gömülmesini reddeden yetkililerin İlber Ortaylı’nın cenazesinin oraya gömülmesine onay vermesini protesto ediyorum.
Fatih Camii haziresi millete aittir ve bu milletin altını oyan monşerlere, masonik-baronik çetelere hizmet eden bir adamın cenazesinin oraya gömülmesi oradaki bütün büyük insanların aziz ruhlarını da rencide edecektir.
Bu karardan derhal vazgeçilmelidir!
Türkiye Cumhuriyeti her alanda güçlüdür, muktedirdir; her türlü saldırıyı püskürtecek, bekasına uzanan kirli elleri kıracak kudrete sahiptir.
Ortada durumu içler acısı halde olan tek bir kişi ve yapı vardır, o da ana muhalefet partisi ile onun genel başkanı ve yoldaşlarıdır.
Meclis tutanaklarını açıp bakın; muhalefetin bölünmüş yol projesi için neler söylediğini, hangi saçma sapan argümanlarla bu projeyi kötülediklerini sizler de göreceksiniz.
Eğer biz bunlara kulak assaydık bugün 30 bin kilometre bölünmüş yola ulaşamazdık.
Yakın çevremizde füzeler havada uçuşurken 86 milyonun tek bir ferdinin dahi kılına zarar gelmemesi için dikkatli, temkinli, sabırlı fakat haksızlıklar ve haydutluklar karşısında da bir o kadar dirayetli olmaya devam edeceğiz.
Türkiye; kriz yönetiminde ciddi tecrübe sahibi, dirayetli, liyakatli ve umurgörmüş kadroların riyasetinde emniyettedir.
İttifak ve iktidar olarak ne yapılmaya çalışıldığını biliyoruz.
Hangi ham hayallerin peşinde koşulduğunu çok iyi biliyoruz.
Bu hassas süreçte ülkemizin ve vatandaşlarımızın güvenliğiyle ilgili tüm tedbirleri de alıyoruz.
Güvenlik ve istihbarat birimlerimiz sahadaki gelişmeleri zaten çok dikkatli biçimde takip ediyor.
Yani 86 milyonun kılına zarar gelmemesi adına devletimize düşen görev ne ise, bize hangi sorumluluk düşüyorsa harfiyen yerine getiriyoruz.
Bölgemizdeki diğer tüm krizlerde olduğu gibi inşallah bu fırtınalı sulardan da ülkemizi sahiliselamete çıkartacağız.
Milletimiz bize güvenmeye, devletine güvenmeye devam etsin.