Kürt kadınının onur ve haysiyeti, senin yedi ceddini ihya eder.
Allah bir kimseden edebi ve haysiyeti alınca ortaya korkunç bir canavar çıkar.
Görüntüsü leş, konuştuğu leş, kahkahası leş, zihniyeti esfel-i safilin.
#RahmiKoçÖzürDile
RT LÜTFEN.
DESTEĞINİZ ÖNEMLİ❗️
📌 Eğitim-Bir-Sen Ramazan Hoca olayı hakkında uzun bir açıklama yaptı...
O uzun açıklamanın özeti:
"Ramazan Hoca'ya Ramazan Etkinliklerinin Yapılması Gerektiğini Söylediği İçin Kumpas Yapıldı!"
Kumpasın varsa...
Bu kumpasın içinde kimler var, hangi çevreler var❓️
Bu konu çok uzayacak, çok❗️
Peşini bırakmayacağız❗️
#ramazanhocayaözgürlük
Kıçı kırık bir iki öğrencinin sözüyle, kırk yıllık öğretmene; kelepçe vurana da, vurdurana da, razı olana da...
Yazıklar olsun...
Ha gayret!
28 Şubat zulmüne rahmet okutmaya az kaldı...
Bu Çeşmeden Su İçmek Müslümana Haram:
Vaktiyle Bursa’da bir Müslüman, bugünkü adı Arap Şükrü olan muhitte çeşme yaptırmış ve başına bir kitabe eklemiş: “Her kula helâl, Müslüman’a haram!” Bursa başkent, tabii Osmanlı karışmış, bu nasıl fitnedir diye… Gitmişler Kadıya şikâyete, adam yakalanıp yaka-paça huzura getirilmiş. “Bu nasıl fitnedir, dini İslam, ahalisi Müslüman olan koca devlette sen kalk, hayrattır, sebildir diye çeşme yap, ama suyunu Müslüman’a yasakla! Olacak iş midir, nedir sebebi, aklını mı yitirdin?” diye çıkışmışlar adama. Adam: “Müsaade buyurun, sebebi vardır, lâkin ispat ister, delil şarttır…” dedikçe Kadı kızmış: “Ne delili, ne ispatı? Sen fitne çıkardın, Müslüman ahalinin huzurunu kaçırdın, katlin vaciptir!” demiş. Demiş ama bir yandan da merak edermiş: “Nedir gerekçen?” diye sormuş. Adam: “Bir tek Sultan’a derim…” diye cevap verince, ortalık yine karışmış. Söz Sultan’a gitmiş, adam yaka paça saraya götürülmüş. Padişah da sinirlenmiş ama diğer yandan o da merak etmiş:
“De bakalım ne diyeceksen. Bu nasıl iştir ki, hem çeşmeyi yaparsın, hem de her kula helâl, Müslüman’a haram yazarsın?” Adam, başı önünde konuşur:
“Delilim vardır, lâkin ispat ister.”
“Ya dediğin gibi sağlam değilse delilin?”
“O zaman boynum, hükme kıldan incedir Sultanım…”
“Eeee!”
“Sultanım, herhangi bir havradan rastgele bir hahamı izahsız yaka-paça tutuklayın, bir hafta tutun. Bakın neler olacak…” Dediği yapılmış adamın. Bütün azınlıklar bir olmuş, başlarında Museviler, “Ne oluyor, bu ne zulüm? Bizim din adamımıza biz kefiliz, ne gerekirse söyleyin yapalım, o masumdur, gerekirse kefalet ödeyelim…” Çevre ülkelerden bile elçiler gelmiş, elçiler mektup üstüne mektup getirmiş. Bir hafta dolunca, adam: “Sultanım, artık bırakmak zamanıdır” demiş. Haham bırakılmış, azınlıklar mutlu, bu sefer Sultan’a teşekkürler, hediyeler…
“Aynı işi herhangi bir kiliseden herhangi bir papaz için yaptırınız Sultanım” demiş. Aynı şekilde bir papaz derdest edilip yaka-paça alınmış Pazar ayininden ve aynı tepkiler artarak devam etmiş. Haftası dolunca da serbest bırakılmış. Mutluluk ve sevinç gösterileri daha bir fazlalaşmış, teşekkürler, şükranlar… Din adamlarına kavuşmanın mutluluğuyla daha bir sarılmışlar birbirlerine… Sultan: “Bitti mi?” demiş adama.
“Sultanım son bir iş kaldı, sonra hüküm zamanıdır izninizle” demiş.
“Şimdi nedir isteğin?”
“Efendim, payitahtımız Bursa’nın en sevilen, âlimini alınız minberinden…” Adamın dediğini yapmışlar, Ulucami imamını Cuma hutbesinin ortasında almışlar, yaka-paça götürmüşler. Bir Allah’ın kulu çıkıp da, “Ne oluyor, siz ne yapıyorsunuz? Hiç olmazsa vaazı bitene kadar bekleseydiniz”, gibi tek bir kelâm etmemiş, imamın peşinden giden, arayan-soran olmamış… Geçmiş bir hafta, “Nerde imam?” diye gelen-giden yok! Halk hâlinden memnun, başlamış bir dedikodu, o geçen hafta tutuklanan koca âlim için:
“Biz de onu adam bilmiş, hoca bellemiştik…”
“Kim bilir ne suç etti de tevkif edildi!”
“Vah vah! Acırım arkasında kıldığım namazlara…”
“Sorma, sorma…”
Padişah, Kadı ve adam izliyorlarmış olup-bitenleri. Sonunda Padişah çeşmeyi yaptırana sormuş: “Eee, ne olacak şimdi? Adam: “Bırakma zamanıdır. Bir de özür dileyip helâllik almak lâzımdır hocadan.” Padişah, “Haklısın” demiş, denilenin yapılması için emir buyurmuş ve adama dönmüş. Adam başı önünde konuşmuş: “Ey büyük Sultanım, siz irade buyurunuz lütfen, böyle Müslümanlara su helâl edilir mi?” Sultan acı acı tebessüm etmiş:
“Hava bile haram, hava bile!” demiş.
#ramazanhocayaözgürlük
35 YILLIK FELSEFE ÖĞRETMENİ RAMAZAN HOCA'YA MEĞERSE KUMPAS KURMUŞLAR!
Ramazan Hoca 35 yıl boyunca, mesleğini icra etmiş halim selim bir insan. Bugüne kadar mesleğini icra ettiği okul da hiçbir sorun çıkmamış. Öğrencilere bildiklerini aktarmış. Ayrıca; atatürk konusu da hiç geçmemiştir.
Mesleğini icra ettiği okulda, ders sırasında, 'Sanatla ilgili herhangi bir güzel söz yazın.' demiş. Tahtaya 'Güzel düşünen güzel görür, güzel gören hayattan zevk alır diye bir söz yazmış. Süleyman isimli bir öğrenci ise ''Bu söz Atatürk'ün sözü değil mi?' diye sormuş. Hoca da kendisine 'atatürk'ün sanatla, felsefeyle herhangi bir alâkası yoktur. atatürk asker ve savaşçı bir insandır' demiş. Ardından Süleyman isimli öğrenci Hocam sen atatürk'ü sevmiyorsun' şeklinde sözler söylemiş. Hoca oruçlu olmasına rağmen meseleyi uzatmak istememiş. Ne söylediyse, öğrenci ikna olmayıp, diğer öğrencileri de örgütlemiş, okul yönetimine de haber vererek, topyekün başlamışlar cadı avına!
Ayrıca; bazı öğrencilere de zorla şikayetçi olması için de baskı kurmuşlar. Bir öğrenci duyduğu vicdan azabı neticesinde bu durumu itiraf edip şikayetini geri çekmiş. Sonrasında ise bu durumu sosyal medya'ya taşımışlar. Alakasız video ve resimleri de Ramazan Hocanın sırtına yıkıp, Hoca atatürk'e sarhoş dedi, Hoca atatürk'e küfür etti diyerek algı başlatıp, suçsuz bir insanın içeri girmesine sebep olmuşlar.
Ramazan Hoca garip mazlum birisidir. İki engelli çocuğu da var. Devletimiz adalet ve merhametin timsalidir. İnşallah adaletin yerini bulacağını umuyorum. Ramazan hocanın bayramı da iki engelli çocuğu ile beraber geçirmesini temenni ediyorum.
Son olarak; Ramazan Hoca'ya Özgürlük diyorum
MİLLETİ VE TARİHİNİ “TARİHE GÖMEN” ADAM!
Bir cenazenin arkasından uluorta konuşmayı edeben doğru bulmadım ve konuşmadım şimdiye kadar.
Ama bu cenaze, cenazesi çoktan kaldırılması gereken bir “yalan tarih”in mimarlarından birinin cenazesi olunca susmak vebaldir, diyerek usturuplu bir dille birkaç hayatî tespitte bulunmayı bir vatan, millet borcu ve büyük bir mesuliyet olarak addediyorum.
“GÖREVLİ” BİR ADAMDI
Önce hakkını teslim edelim: Osmanlı ile Sultan Abdülhamid Han -ve hatta Sultan Vahdettin- hakkındaki bazı ezberleri yıkmıştı.
Eğer bu minval üzere gitseydi, bu milletin boynuna geçirilen prangaların kırılmasına çok büyük katkılarda bulunabilirdi. Aksine o prangaların daha boğucu ve sarsılmaz bir şekilde milletin ve çocuklarının boynuna dolanmasına hizmet etmeyi tercih etti ve mezara çok büyük bir veballe gitti.
Çünkü “görevli” bir adamdı: 28 Şubat'tan sonra piyasaya sürülmüştü ve Yaşar Nuri'nin ilâhiyat alanında yaptığı “yıkım” işini o tarih alanında yapmıştı.
İsteseydi, dik durabilseydi, yalan üzerine inşa edilen ve dayatılan tarihi yerle bir edecek tarihî bir misyon üstlenebilir ve tarihe kahraman olarak geçerdi. Ama o bu dünyada ucuz kahramanlığı ve alkışlanmayı tercih etti. Kendisi gibi Kırımlı ama pek çok bakımdan büyük tarihçi olan ve milletin boynuna dolanan tapınakçı prangaları güçlendiren Halil İnalcık’ı ucuz kahramanlık konusunda fersah fersah geçen, bu toprakların çocuklarını ve tarihini “tarihe gömen” bir adam olarak mezara gitti.
UCUZ KAHRAMAN
Osmanlı tarihinin insanlık tarihindeki öncü ve benzersiz rolünü çok iyi biliyordu ama o sessiz kalmayı, yaşarken bu ülkenin altını oyan, tarihî rolünü bitiren yalan tarihin propagandisti olmayı ve pespaye, döküntü propagandistleri tarafından alkışlanmayı ve daha vahimi de Osmanlı’nın insanlığın önünü açacak benzersiz ilkelerinin dünyaya anlatılması gibi yüce bir görevi üstlenmek yerine Osmanlı’yı Üçüncü Roma ilan etme primitifliği ve “aşağılık kompleksi” sergileyerek Osmanlı’nın dünyaya, insanca yaşanacak yegâne medeniyet modelini sunacak muazzam bir medeniyet tecrübesi ürettiğini anlatma imkânını elinin tersiyle itmeyi tercih etti!
Bazı Batılı vicdanlı tarihçiler bile, “gel ey Osmanlı!” diye yazılar ve kitaplar yazarken o Osmanlı’yı bir kez daha “tarihe gömme”yi tercih etmekten tedirgin olmadı!
Hiçbir büyük tarihçi böylesine ürpertici bir tercihte bulunamazdı.
İsteseydi, Osmanlı medeniyetinin ne denli aşılamaz ve insanlığın önünü açacak temellere ve ruha sahip, bütün dünyayı yeniden silkeleyip kendine getirecek adalet, hakkaniyet ve merhamet ilkeleri üzerinden yükselen benzersiz bir medeniyet tecrübesi olduğunu hem ülkemizin çocuklarına hem de bütün dünyaya çok çarpıcı bir dille anlatabilirdi.
Ama bu fazla prim yapmayabilirdi, fazla para kazandırmayabilirdi. O yüzden o işin en kolayını, en kârlı olanını tercih etti ve resmî tarihin yalanlarını deşifre ederek kahraman olarak anılma imkânını kaybetti ve mezara hesabını veremeyeceği kadar ağır bir veballe gitti. Bir milletin boynuna geçirilen prangaları kırabilecek bir donanıma ve etki gücüne sahip bir adam konumuna ulaşmıştı çünkü.
O yüzden sırtında hesabını veremeyececeği kadar “tarihin ağır yükü”yle vefat etti gitti bu dünyadan. Artık adı tarihe, bu milletin boynuna geçirilen prangalara kıracak bir imkâna sahipken, o işin kolayını ve en ucuz olanını tercih ederek insanlığın önünü açacak ufka ve derinliğe, ruha ve zenginliğe sahip bu milleti ve tarihini tarihe gömen bir adam olarak geçecek.
FATİH CAMİİ’NİN HAZİRESİNE GÖMÜLMEMELİ!
Şehid Esad Coşan Hocamızın cenazesinin Fatih Camii’nin haziresine gömülmesini reddeden yetkililerin İlber Ortaylı’nın cenazesinin oraya gömülmesine onay vermesini protesto ediyorum.
Fatih Camii haziresi millete aittir ve bu milletin altını oyan monşerlere, masonik-baronik çetelere hizmet eden bir adamın cenazesinin oraya gömülmesi oradaki bütün büyük insanların aziz ruhlarını da rencide edecektir.
Bu karardan derhal vazgeçilmelidir!
Yau yıllarca nelerden yoksun kalmışız be.
Çocuklar cıvıldaya cıvıldaya oynuyorlar, oynadıkları şarkının içinde izlerken canını sıkacak bel altı bir söz ya da yaşlarına uygun olmayan kadın erkek ilişkisi yok.
“Okullarda bile çalıyor amma popüler oldu” diye düşündüğün kişi uyuşturucu, kumar, karı kız meselelerinde yüzlerce ahlaksızlığı ile bilinen birisi değil.
Olm gayet normal güzelliklerden nasıl bu kadar mahrum kalmışız ? Bizden ne kadar çok şeyi çalmışlar.
Normal bir güzeli garipseyecek kadar çirkine alıştırılmış olmamızı garipsedim cidden.
Adını koyalım ;
Öz yurdunda parya kılınan taşralı Türk, Çıfıt ve Ermeni lobisinin her köşe başında oluşturduğu tekeli kırıyor.
Türkiye bu bağlardan kurtuldukça güçlenmeye devam edecek inşallah.
Özel Eğitim ve Rehabilitasyon merkezleri, Milli Eğitim Bakanlığı’na bağlı, devlet destekli engelli eğitim kurumlarıdır. Otizmli, down sendromlu, dil ve konuşma bozukluğu olan, özel öğrenme güçlüğü olan, işitme engelli, görme engelli ve ortopedik engelli gibi, yaşam boyu eğitim alması gereken çok farklı engel gruplarına eğitim veren bu kurumlar, son günlerde artan maliyetlerle ayakta kalma savaşı verirken, bir de getirilmeye çalışılan biyometrik kimlik doğrulama sistemi ile,adeta kapanma noktasına gelmektedirler.
Biyometrik kimlik doğrulama sistemi, özel eğitim ve rehabilitasyon merkezlerinde, özel gereksinimli bireyin eğitime fiilien katıldığının, eğitimin süresi ve günüyle uyumluolduğunun yüz tanıma sistemi ile doğrulanmasını sağlayan elektronik takip sistemidir. Usulsüzlüklerin önlenmesi ve kamu kaynağının doğru kullanımı için değerli bir sistem olmakla birlikte, MEB, piyasada farklı ve daha hesaplı sistemler olmasına rağmen, ihalenin ilanından, yaklaşık maliyetine, usulünden, katılan firmalara kadar bilgisi verilmeden, kısacası şeffaf ihale koşulları gerçekleştirmeden, adeta tek firmayı diretmektedir. Bu firmanın ürünü, piyasadaki diğer firmaların 2 katı ücrette, ayrıca yıllık, ekstra dolar üzerinden servis bedeli maliyet getirmektedir. Ayrıca veri güvenliği ve KVKK açısından görüşler alınmış mıdır?
Uygulamaya 1 Mayıs 2026’da başlanacak olmasına rağmen, Milli Eğitim Bakanlığı’ndan Özel Eğitim ve Rehabilitasyon Merkezleri’ne 30 Ocak tarihli yollanan resmi yazı ile, sisteminuygulamaya alınmadığı takdirde ödemelerin yapılmayacağı bildirilmektedir.
Ödenmeyen eğitim ücretleri, okul yönetimi ile velileri karşı karşıya getirecek, eğitim kurumlarının ayakta kalmasına imkan tanımayacaktır. Yaratılan bu güvensiz ortamın yanı sıra, zaten son derece yetersiz eğitim süreleri ile dönen bu sistem tükenirse, sonuçta kaybeden bu kurumlardan hizmet alan yaklaşık 550.000 engellimiz olacaktır.
#BiyometrikKimlikDoğrulama
Bir öğrencinin bütçesiyle
özel eğitimde 10 çocuk desteklenebiliyorken,
bize %27 dayatılıyor.
Bu bir hata değil.
Bu bilinçli bir adaletsizliktir.
Sessiz kalırsak normalleşir.
Normalleşirse büyür.
Biz susmuyoruz.
#kabuletmiyoruz