@emrahgulsunar Özgür Özel oyun planı kurmadı, aksine oyuna geldi. Projeye evet ya da hayır demeden de içinden sıyrılabilirdi, beceremedi. Tabanı fazla hafife alıyorsunuz. Arkasına aldığı rüzgarı yeniden bulabilir mi bilinmez. Hoş belki sizin de umduğunuz zaten budur.
Biri sizi bir ikileme zorluyorsa, iki seçenek de sizin işinize gelmeyeceği içindir.
Yeni Parti "evet" veya "hayır" demek zorunda değil. Kendi yolunu da açabilir.
Oylamayı boykot edebilir; barışın önünde engel olmayacaklarını ama vatandaşın aklıyla alay eden bir süreçte konu mankeni olmayı da kabul etmediklerini söyleyebilir; gerçek toplumsal barışın nasıl sağlanacağını Silivri Cezaevi'nin önünde açıklayabilir, örneğin.
@emrahgulsunar@av_ugurpoyraz 2010 referandumunun yol actigi felaketlere aynen simdi karsi ciktigimiz gibi bu surecin sonuclarina da karsi cikariz diyorsunuz yani, oyle mi Emrah Bey? Ilahi.
Seçmen tabanı, halk açısından bakınca:
AKP nin kemik tabanı, en ihtiraslı seçmeni bundan memnun. Herkesi dize getiriyoruz diye düşünüyor, makyavelistler.
Muhalefet umutsuzluğa sürükleniyor, duygusal ve zihinsel stabilizasyonu bozuluyor. Burası psikolojik dayanıklılık, strateji, taktik beraber yürümesi gereken yer.
Daha mutedil kesim ise zaten belirli bir standartta ve kabul edilebilir kazanımda yaşamayı istiyor. Sağkalımcı kısa vade değerlendirmeler yapıyor. Bu geçişler hoş değil ama genel oyunu da bozmuyor diye düşünüyor. Burası farkındalık kazandırılması gereken yer.
Çünkü bu hareketlerin “kuyuyu zehirlemek” olduğunu, siyaset ve demokrasi ilkelerini, toplumun kurumlara ve sisteme olan güvenlerini hepten yıktığını iktidar üst yönetimi çok iyi biliyor.
Büyük küçük farketmez her boyun eğdiriş bir tümgüçlülük ilanı.
Direnenler bunun için değerli. Her direnç her an bir başka büyük direnişi mayalayacak bir potansiyel. Fatma Kaplan’ın paşa paşa yatarım demesi, Sinem Dedetaş’ın isteseydim burada olmazdım demesini hiç unutmayın.
Ben tam tersini düşünüyorum. Mitingler, “gaz alma” değil, halkın duyarlılığını ve ortak itirazını diri tutmanın yollarından biri. Sokakta, alanda, yan yana durmanın verdiği dayanışma duygusu olmasa, bu kadar yoğun bir gündemde konular çok daha hızlı unutulur. X’te yazmak tek başına etkili olabilir de olmayabilir de, ama fiziksel olarak bir araya gelmek hem hafızayı taze tutuyor hem de “biz buradayız” mesajını veriyor.
One Blocked, Millions Echoed!
Ekrem İmamoğlu’s official X account has been withheld in Türkiye, allegedly for promoting the propaganda of a criminal organization that he supposedly founded himself.
Yes, you read that correctly!
Apparently, standing for justice, democracy and 85 million citizens now qualifies as organized crime!
If that is the case, then we proudly declare ourselves guilty. Guilty of believing in a freer and fairer future.
You can withhold an account.
You cannot silence a movement!
Sonunda ağzındaki baklayı çıkarmışsın!
Ülkenin Cumhurbaşkanı olduğunu unutup açıkça bir cumhurbaşkanı adayını “telef” etmekle tehdit etmişsin.
Beni değil on milyonlarca seçmeni, milleti tehdit ediyorsun.
Aziz Milletim!
Cumhurbaşkanının “telef oldunuz”, “telef olacaksınız” s��zü Türk siyasi tarihinin en dehşet verici itiraflarından birisidir.
Erdoğan rakiplerini saf dışı bırakmak için her yolu denediğini, daha da deneyeceğini itiraf etmiştir.
Seçimi iptal ederek, milli iradeyi yok sayarak, emrine aldığı yargı marifetiyle rakibini hapse atıp 35 yıllık diplomasını iptal ederek, aile fertlerini hapse atarak bizi durduramayacağını gören bu akla şu soruyu sorun:
Bilmediğimiz başka hangi yöntemlerin var? Daha ne yapacaksın? Henüz “heybenden” çıkarmadığın başka ne kaldı?
Aziz Milletim;
Telef olan Türk ekonomisidir, iştir, aştır, ekmektir,
Telef olan demokrasi ve hukuktur,
Telef olan milyonlarca emeklinin, işçinin, memuru , çiftçinin, gencin hayatıdır,
Telef olan “milletin hizmetkarı” diye yola çıkarıp bir kenara atılan Ak Partili kadrolardır,
Telef olan her musibete rağmen yıllarca Erdoğan’ı sırtlamış Ak Partili seçmenin umutlarıdır.
Bu kötücül aklın yakıp yıkmadığı, canından bezdirmediği, inim inim inletmediği, “telef etmediği” ne kaldı?
Allah’ın izni, milletin desteğiyle ne telef olacağız, ne de kimseyi telef edeceğiz.
Ülkeyi bu kötücül akıldan kurtarıp düze çıkaracağız.
İstanbul’u yok edip ultra zenginlere peşkeş çekme projesine, KATAR İstanbul’a karşı duran İBB Başkanı tutuklu, su havzasındaki inşaatı durdurun diye dün resmi tebligat yapan İSKİ bürokratları bugün itibariyle göz altında. Kaçak inşaatsa devam ediyor.
İstanbullular Katar İstanbul isteseydi Murat Kurum’a oy verirlerdi. Vermediler.
İmamoğlu’na oy verdiler. Onu SEÇTİLER.
Müsebbiplerini rezil rüsvan edecek saçmalıkta dosyalarla tutukladınız ama kar etmedi. Milyonlarca insan sokağa çıktı. 15 milyon insan gitti önseçimde oy verdi. Cumhurbaşkanı adayım İmamoğlu’dur dedi.
Şimdi de Saray açıkça şunu diyor;
Halkın ne istediği, kime oy verdiği benim zerre umurumda değil. Ben ne istiyorsam o olacak ve bunu ZORLA yapacağım.
Yani diyor ki artık egemenlik kayıtsız şartısız milletin değil, AKP’nindir.
Her toplumsal tepkiden ağlaşa ağlaşa “darbe” çıkartmak için kırk takla atanların aleni darbesi işte tam budur.
Saray Rejimi halkın egemenliğini, seçme ve seçilme hakkını, kendi meşruiyetinin de yegane kaynağı olan ve değiştirecek çoğunluğu sandıkla elde edemediği Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nı fiilen ortadan kaldırmıştır.