zihin çok acayip biçimde emin olmak istiyor. oldu mu olmadı mı veya doğru mu yanlış mı? mümkünse yüzde yüz ve sonsuza kadar geçerli bir cevap. halbuki hayatın çoğunda öyle bir cevap yok. bazı takıntılar burada başlar. belirsizliği yaşamak yerine onu ortadan kaldırmaya çalışırken
@melikedkaplan affetmek değil de “artık bunun bende yeri yok” daha doğru geliyor sanki. olanı küçültmeden, yapanı aklamadan, sadece sende kapladığı alanı geri almak gibi
@vianekyia colma’yı da annesi hastayken, iyileşme döneminde dinlemekten hoşlanacağı bir albüm olsun diye kaydediyor. albümde for mom ve watching the boats with my dad gibi parçalar var.
antik yunan’da insanın ne olduğuna dair en güzel küçük hikâyelerden biri “featherless biped”, yani “tüysüz iki ayaklı” meselesi. hikâye genelde platon ile diogenes arasında geçen bir atışma olarak anlatılıyor ama bağlamı biraz daha ilginç.
akıl mı? dil mi? toplumsallık mı? ahlak mı? kendi ölümünün farkında olmak mı?
iki bin küsur yıldır daha gelişmiş cevaplarımız var ama “insan şudur” diye tek cümle kurduğun anda tanımın açık bıraktığı bir yer bulmak hâlâ mümkün.
diogenes’in tavuğu biraz bunun sembolü gibi.
ama tüylerini yolduğun bir tavuk da tanıma uyuyorsa, elindeki tanım insanın “özünü” yakalamıyor; yalnızca bazı dış özellikleri sıralıyor. yeni şartlar ekleyebilirsin ama soru devam ediyor:
insanı insan yapan şey ne?
diogenes’in itirazı basit: bir şeyi tarif etmekle onun ne olduğunu açıklamak aynı şey değil. iki ayaklılık ve tüysüzlük insanları diğer bazı hayvanlardan ayırabilir.
sonra hikâyeye sinope’li diogenes giriyor.
diogenes laertios’un aktardığı meşhur anekdota göre diogenes bir tavuğun tüylerini yoluyor, platon’un okuluna götürüyor ve:
“işte platon’un insanı.” diyor.
tanıma sonradan “geniş/düz tırnaklı” gibi bir şart eklendiği de anlatılıyor.