Siyonistlerin İbrahim Anlaşmalarına Karşı İslam Ülkelerinin #MekkeAnlaşması...
🇹🇷 En Büyük Ordu
🇸🇦 Petrol Devi
🇵🇰 Nükleer Güç
Bu 3'lü, Gerçekten Güçlü...
✨️Seçenek Çok, Patron Tek: Ekranları Saran Küresel Aldatmaca
Kumandayı elime alıp kanallar arasında şöyle bir tura çıkmışım. Zamping yaparken ATV'de bir süre takılı kaldım. Malum reklamlara denk gelmiştim.
Ekranda dönen reklamlar tam olarak şunlar:
•Algida
•Yumoş
•Magnum
•Cif
•Carte d'Or
•Domestos
Hiç abartmıyorum; bu 6 reklam art arda dönüyor, bitiyor, hop başa sarıp tekrar aynı sırayla başlıyor. Hem de defalarca.
Peki, ekranları zapt eden, bıkmadan usanmadan önümüze konan bu markaların gerçek ortak özelliği ne?
Zannediyoruz ki bu markalar birbirinin rakibi, bambaşka dünyaların devleri... Kocaman bir yanılgı.
Arkada ipleri elinde tutan tek bir yapı var: Unilever.
Biz ekranda rekabet izlediğimizi sanırken, aslında küresel bir tekelin zihin ablukasını seyrediyoruz.
Sabah çamaşırını Yumoş'la yumuşat, tuvaleti Domestos'la ov, tezgahı Cif'le sil, akşam da koltuğa kurulup Magnum ya da Algida kaşıkla...
Seçenek çok sanıyorsun ama patron her seferinde aynı kasa çıkıyor.
Ekrandaki o dönüp duran döngü sadece bir reklam kuşağı değil; modern dünyanın en sessiz, en kusursuz pazar işgali.
Daha da beteri var. Bir düşünün bakalım Unilever kimin markası.? Bu soru için yorumlarda buluşalım ⤵️
✍️Yazan: Fehmi Rigan
@Singmyt Hep karşı karşıya geldiler, işte bu çekim gücüydü. Omuz omuza da veriyorlar, işte bu da ismini koyamadıkları sevginin gücü.
Görünmez bir iple birbirine bağlı olduklarını bilmiyorlar. İşte bu bağ da, kardeşliğin gücü.
Kim kötü oyuncu demiş yahu.? Onu diyen halt etmiş. Benim Daha 17 dizisine başlama sebebim @caganefeak2007 kardeşimdir.
Çağan, Aras karakterini oynamıyor; bildiğin çok iyi yaşıyor ve o kadar içten yaşıyor ki bize Aras'ın bütün acılarını, trajedilerini, hüzünlerini derinden hissettiriyor.
Köprüde Demir diye feryat ettiği sahnesinde sanki o acıyı Aras'la beraber ben çektim. Özlem'in kendini teselli ettiği sanhede tükenmişliği, çaresizliği yaşadım. Niye.? İşte Çağan'ın izleyiciye duygu geçişini bu kadar güçlü bir şekilde aktardığı fevkalade oyunculuk yeteneğindrn dolayı.
Aslan parçası, maşallah gerçek bir oyuncu. Allah'ım esirgesin.
Kim kötü oyuncu demiş yahu.? Onu diyen halt etmiş. Benim Daha 17 dizisine başlama sebebim @caganefeak2007 kardeşimdir.
Çağan, Aras karakterini oynamıyor; bildiğin çok iyi yaşıyor ve o kadar içten yaşıyor ki bize Aras'ın bütün acılarını, trajedilerini, hüzünlerini derinden hissettiriyor.
Köprüde Demir diye feryat ettiği sahnesinde sanki o acıyı Aras'la beraber ben çektim. Özlem'in kendini teselli ettiği sanhede tükenmişliği, çaresizliği yaşadım. Niye.? İşte Çağan'ın izleyiciye duygu geçişini bu kadar güçlü bir şekilde aktardığı fevkalade oyunculuk yeteneğiden dolayı.
Aslan parçası, maşallah gerçek bir oyuncu. Allah'ım esirgesin.
TSK ve Colani Güçleri İdlib’e sıkışmış, harita Türkiye’nin aleyhineydi. Karşılarında ise dünyanın en etkili aktörleri vardı.
O gün bu tabloya bakanların çoğu, sonucun Türkiye lehine olacağını tahmin etmiyordu.
Belki yıllar sonra bir araştırmacı yazar ya da bir öğrenci bu haritayı açacak ve tek bir soru soracak:
"Türkiye, böylesine dar bir alandan başlayarak Suriye'de Rusya'nın, İran'ın, ABD'nin ve İsrail'in hesaplarını nasıl bozabildi?"
Bazen bir harita, sadece coğrafyayı değil; bir gücün kaderini ve tarihin yön değiştirdiği anı da anlatır.
Fehmi Rigan
“𝗘𝗻 𝗯ü𝘆ü𝗸 𝗯𝗲𝗹𝗮, 𝗻𝗮𝘀𝗶𝗽𝘁𝗲 𝗼𝗹𝗺𝗮𝘆𝗮𝗻ı 𝗮𝗿𝗮𝗺𝗮𝗸𝘁ı𝗿”
𝗛𝘇. 𝗠𝘂𝗵𝗮𝗺𝗺𝗲𝗱 (𝗦𝗔𝗩)
𝗡𝗔𝗦İ𝗕İ𝗡 𝗛𝗔𝗞İ𝗞𝗔𝗧İ𝗡𝗘 𝗩𝗔𝗥𝗠𝗔𝗞
İnsanın bu yeryüzündeki serüveni, aslında bir arayış ile bir vazgeçişten ibarettir.
Kalp, çarpmaya başladığı andan itibaren bir şeyleri arzu eder; bir yüzü, bir sesi, bir makamı, bir hayatı...
Ve en büyük yanılgı da tam burada başlar.
İnsan, kendi elleriyle çizdiği hayalleri kader zanneder; o hayalin gerçekleşmesi için ömrünü, ruhunu, takatini tüketir.
Oysa bilmez ki, kalbinin üzerine titrediği o şey, belki de onun imtihanı, hatta kendi elleriyle hazırladığı sükût-u hayalidir.
Bir duanın kabul olmaması, bazen duaya edilen en büyük merhamettir.
Bizler sadece "bugünü" ve "görüneni" biliriz.
İstediğimiz şeyin bize ne getireceğini, o sevginin bizi nasıl bir uçuruma sürükleyeceğini, o makamın ruhumuzu nasıl kirleteceğini hesap edemeyiz.
Kısa görüşlü gözlerimizle sadece bir kapının kapanışına bakıp yas tutarız; oysa o kapının arkasında bizi bekleyen uçurumu göremeyiz.
Kul, cehennemde yanmak pahasına ısrarla bir ateşe doğru koşar; Rabb ise o merhamet nazarıyla kulunu ateşten sakınır, korur, engeller.
Ne var ki nefis, verilmiyeni bir ceza, bir mahrumiyet olarak okur.
Kalp ise henüz zamanın sırrına ermemiştir.
Israrla duvarda açılmayan bir kapıyı yumruklamak, insanın kendi sesine boğulmasından başka nedir ki?
Nasibinde olmayan bir şeyi zorlamak, rüzgâra karşı kürek çekmek gibidir; ne menzile varılır ne de ruh huzur bulur. Aksine, insan olmayanı kovalarken, kenarda kendisini bekleyen nice sessiz lütufları, nice hayırlı nasipleri ıskalar. Gözü hep verilmeyende olduğu için, elindekinin nurunu da göremez olur.
Hâlbuki tevekkül, boyun bükmek değil, iradeyi Hakka teslim etmektir. "Çalıştım, diledim, elimden geleni yaptım; fakat hüküm O'nundur" diyebilmektir.
Kulun vazifesi gayrettir, netice ise yalnızca O'nun takdiridir.
Zaman akıp gittiğinde, insan geriye dönüp baktığında anlar ki; meğer hayatta en çok şükretmesi gerekenler, dualarının kabul olmadığı anlarmış.
İyi ki o kapılar kapanmış, iyi ki o yollar tıkanmış, iyi ki o imkânsızlıklar ellerinden kayıp gitmiş. Çünkü o hüzünler, ruhu daha büyük bir sükunete hazırlayan ilahi birer filtreymiş.
Çünkü bazı kapılar ne kadar zorlasanız da açılmaz. Onlar sadece kilitli olduğu için değil, arkasında sizin için daha hayırlı bir dünya saklandığı için kapalıdır.
Ve bazı yollar, ancak insan isyandan vazgeçip "Rabbim ne eylerse güzel eyler" diyebildiği, teslimiyetin o serin gölgesine sığınabildiği an açılır.
Huzur; her istediğini koparıp almakta değil, nasip olandan gayrıya kalbi kapatabilmektedir.
𝐘𝐚𝐳𝐚𝐧: 𝐅𝐞𝐡𝐦𝐢 𝐑𝐢𝐠𝐚𝐧
Aras, Teo'yu mutlu sanıyor, Teo da Aras'ı mutlu sanıyor. Halbuki ikisi de birbirinin tamamlanmayan öbür yarısı, halbuki ikisi de eksik ve hüzünlü... Senarist bir tavuk pilava gözlerimizi nemlendirdin, gönlümüzü hüzinlendirdin, burnumuzun direğini sızlattın. Bakalım kavuştuklarında halimiz ne olacak bilmiyorum.
Aras, Teo'yu mutlu sanıyor, Teo da Aras'ı mutlu sanıyor. Halbuki ikisi de birbirinin tamamlanmayan öbür yarısı, halbuki ikisi de eksik ve hüzünlü... Senarist bir tavuk pilava gözlerimizi nemlendirdin, gönlümüzü hüzinlendirdin, burnumuzun direğini sızlattın. Bakalım kavuştuklarında halimiz ne olacak bilmiyorum.
Aras kimsesiz büyüdü, Teo da sevgisiz.
İki kardeş de birbirinden habersiz, o kaybettikleri aile sıcaklığını arıyor.
Yalnız bu sahnede bir şekilde Teo'yu ötelemeyip o tavuklu pilavı ikram etselerdi, Teo pilavı yerken birden bilinçaltı tetiklenseydi ve orayı hiçbir şey demeden ama kaygılı bir şekilde terk etseydi ve Aras ile oradakilerde şaşkın gözle Teo'yu izleselerdi, bence müq bir sahne olurdu.
Senarist bence Teo ve Aras üzerinde yoğunlaşmalı. Zira dizinin ana ekseni burası...
Herkesin Arasla ilgili herşeyden haberdar olduğu bir dizide Leyla'nın bu kadar bihaber kalması da anlamsız oluyor. Bu çok sündürülmemeli.
Leyla için Aras'ın kardeşini arayış serüveninin yol arkadaşlığı başlamalı ve senaryo bu ikili üzerine de yoğunlaşmalı.
Teomana sahip oldukları için değil, gizli kalan ama kendini asil kılan özelliklerinden dolayı değer verecek birini arayışı esasında Deniz'de düğümleniyor. Deniz'de Teo'ya karşı duygu değişiminin rüzgarı çıkmasa da, eee artık biraz esintisi olsun.
Senaristten en büyük isteğimiz şu.
Zaten ortalık karışık, derdimize dert ekleme. Senaryo gereği bile olsa, finalde Aras'ı öldürme. Kalem senin, mürekkep senin, sayfalar senin. Bize durduk yere keder yaşatma sevgili senarist.
Adminciğim senin de emeğine sağlık. Bizi habersiz bırakma ☺️