YILMAZ ÖZDİL:
Gariban Suriyelileri o inşaatta müteahhit kayıt dışı çalıştırıyor. Mesela işçilik 10 liraysa Suriyeli garibanları 3 liraya çalıştırıyorlar.
4 işçi hayatını kaybetti. Biri Alican, 30 yaşındaydı Alican. Niğdeli aslında. Niğde'de iş yok. Ekmek parası için Antalya'ya gelmiş, inşaatta amele olarak çalışıyor. 3 kuruş yevmiye ile ev kiralaması imkansız, şantiyede konteynerda kalıyor.
Diğer 3 işçi kim? Suriyeli. Evet, haberlerde böyle "4 işçi" deyip geçiyorlar. Aslında 3'ü Suriyeli. Muhammet, İsa ve Salah. Sadece Türk vatandaşı olan Alican'ın yaşını biliyoruz, 30 yaşında. Suriyeli garibanların yaşını bile bilmiyoruz abi.
Parçalanan konteynerda can verdiklerinde üstlerinde kimlik bile yoktu bu Suriyelilerin. Bu yüzden kimlik tespiti bile çok uzadı. Belli ki yani gariban Suriyelileri o inşaatta müteahhit kayıt dışı çalıştırıyor. Bunu maalesef pek çok inşaatta yapıyorlar.
Mesela işçilik 10 liraysa Suriyeli garibanları 3 liraya çalıştırıyorlar. Bu gariban Suriyelilerin, bakın 15 yıl önce değil mi, 2010'da falan işte, iç savaş çıktığında Türkiye'ye geldiklerini varsayarsak yani çocukken geldiler.
Muhtemelen konteyner kentlerde hayata tutunmaya çalıştılar. Büyüdüler, e kazandıkları 3 kuruş amele yevmiyesiyle ev kiralamaları imkansız, yine konteynerda can verdiler ya.
5 yıldızlı ultra lüks otellerin başkentinde konteynerda öldüler ya. Yani inanılmaz bir şey. Konteynerda büyüdüler, konteynerda öldüler abi. Cenazeleri Dakka'ya gönderildi, Suriye'de toprağa verildi. Yani ihmaller yüzünden kendi garibanlarımızı öldürdüğümüz yetmiyordu, artık el alemin garibanlarını da güya böyle hamilik yaparak öldürüyoruz.
Bağrımıza bastık Suriyelileri, bağrımız dediğimiz bu, herifleri bedava köle gibi çalıştırıp konteynerda da öldürüyoruz abi. Yoksulluğu böyle bitireceğiz.
🔴BU AÇIKLAMAM HIRSIZLARA BİR MEYDAN OKUMADIR..
Korkum yok, cesaretim sonsuz.
Allah’tan, şerefimden ve haysiyetimden başka hiçbir şeyden korkmam.
Benim geri adımım yok.
Dün de olmadı, bugün de olmayacak, yarın da olmayacak.
Ben, Irak’taki İmam-ı Sipkî’nin, Mısır’daki İmam Takiyüddin-i Sipkî’nin, Şırnak Basret’teki Şeyh Salih-i Sipkî’nin, Muş merkez Alaaddin Camii’nde kabri bulunan Mele Resul-i Sipkî’nin torunuyum.
Ben, Doğubayazıt’ta İshak Paşa Sarayı’nın yanında camisi bulunan Beyazıt Bey’in, Osmanlı paşaları Hacı Yusuf Paşa ile Mehmet Paşa’nın torunuyum.
Ben, Ermeni cephesinde komutanlık yapan Abdülmecit Bey’in, Ali Bey’in, Abdullah Bey’in; Ermeni cephesinde öldürülmesinin ardından eşi Cemaliye Hanım’ın kaçırıldığı Hasan Bey’in torunuyum.
Benim dedelerim bu memleketi emlakçıdan satın almadılar.
Bu topraklar için kan döktüler, can verdiler, bedel ödediler.
Bize bırakılan miras yalnızca bir soyadı, bir aile tarihi, bir şan ve şöhret değildir.
Bize bırakılan miras; vatana sadakat, millete hizmet, namusa sahip çıkmak, mazlumun yanında durmak ve haksızlığın karşısında dimdik durmaktır.
Bu memlekete ihanet, namusa ihanettir.Bu vatana ihanet onursuzluktur, şerefsizliktir, alçaklıktır.
Bu milletin hakkını yemek, fakirine zulmetmek, garibinin ekmeğine göz dikmek, yetimin geleceğini çalmak, alın teriyle biriktirdiği üç kuruşu elinden almak şerefsizliklerin en büyüğüdür.
İşte bu yüzden bugün bütün kutsal değerlerim üzerine ant içiyorum!
VALLAHİ DE, BİLLAHİ DE, ÖLÜMÜME MAL OLSA DA BU MÜCADELEDEN VAZGEÇMEYECEĞİM.
Devletimize, milletimize ve Sayın Cumhurbaşkanımıza ihanet edenlerin, onu arkadan hançerleyenlerin, milletin parasına göz dikenlerin, fon oyunlarıyla binlerce insanın birikimini, umudunu ve geleceğini yok edenlerin peşini bırakmayacağım.
Makamına bakmayacağım.
Mevkisine bakmayacağım.
Kimin yakını olduğuna, kimin arkasına saklandığına, hangi koltukta oturduğuna bakmayacağım.
Kim olursa olsun, hangi siyasi görüşten gelirse gelsin, hangi güç odağına dayanırsa dayansın; elimdeki bilgi ve belgelerle hukuka uygun biçimde gerçekleri kamuoyuna açıklayacağım.
Bu toprakların ekmeğiyle büyümüş bir Anadolu evladı olarak, milletimin hakkını yiyenlerin karşısında duracağım.
Devletin imkânlarını kendi çıkarları için kullananların, halkın alın teri üzerinden servet biriktirenlerin,peşini bırakmayacağım.
Kaçacak delik arayacaksınız ama nafile.
Gerçeklerden kaçamayacaksınız.
Kendiliğinizden o koltukları terk edin.
Milletin hakkını iade edin.
Hukukun önünde hesap verin.
Çünkü bu akşamdan itibaren başlıyorum.
Öğrendiklerimi, bildiklerimi, belgeleyebildiklerimi milletimle paylaşacağım.
Sayın Cumhurbaşkanımızın arkasından hesap yapanlara, Cumhurbaşkanımız sonrası için kendi ikbal planlarını kuranlara da sesleniyorum:
Bu milletin iradesi üzerinden kurduğunuz hesaplar başınıza yıkılacak.
Bu oyunu bozacağım.
Benim mücadelem bir makam, bir koltuk, bir kişisel hesaplaşma mücadelesi değildir.
Benim mücadelem, bu ülkenin geleceği, devletimizin itibarı, milletimizin alın teri, fakirimizin ekmeği ve çocuklarımızın yarınları içindir.
İnanıyorum ki bu ülke Sayın Cumhurbaşkanımızın liderliğinde yeniden yükselecek.
Kardeşliğimiz güçlenecek, birliğimiz pekişecek.
Bu güzel memleket, güzel günlerini yine bu memleketin temiz, dürüst, vatansever evlatlarıyla yaşayacaktır.
Bizim için insanımızın partisi, fikri, zikri, mezhebi, kökeni ne olursa olsun esas olan bayrağımızdır, toprağımızdır, devletimizdir, milletimizin birliği ve beraberliğidir, kardeşliğimizdir.
EY FON VURGUNCULARI.
Korkmaya devam edin.
VALLAHİ SİZİ DEŞİFRE EDECEĞİM.
BİLLAHİ SİZİ DEŞİFRE EDECEĞİM.
Bu akşamdan başlıyorum.
Kendiniz ayrılmaz, milletin hakkını teslim etmez ve hesap vermezseniz, öğrendiğim gerçekleri ve dayanaklarını tek tek kamuoyuyla paylaşacağım.
Dedelerimizin bu topraklar için ödediği bedeli unutmadım,unutmayacağım,
unutturmayacağım.
BU VATAN SAHİPSİZ DEĞİL.
BU MİLLET KİMSESİZ DEĞİL.
BU DEVLET ÜÇ BEŞ AÇGÖZLÜNÜN,ÇİFTLİĞİ DEĞİL.
HODRİ MEYDAN…
Video uzun ama lütfen hepsini izleyin sevgili takipdaşlarım. Sinem Hanım sesini duyurmam için bana ulaştı. O kadar üzüldüm ki, üzüntümü anlatacak kelime bulamıyorum. Düşünün, ben bulamıyorum. Şiir yazarım, öykü ve tiyatro da ama bir annenin iki çocuğu için çırpınışını anlatacak kelime yok bende. Tekrar ediyorum, lütfen izleyin ve lütfen yayın bu videoyu. Bu topraklarda hiçbir anne bu şekilde çaresiz bırakılmamalı.
@saglikbakanligi
Biraz önce 05427709386 numaradan babamı aradılar.
Karşıdaki sesten emniyet vs.. kelimelerini duyunca ben aldım telefonu.
"Babamın kulaklari iyi duymuyor buyurun" dedim.
Kendisinin MİT'ten aradığını ve isminin Alper Avcı oldugunu söyledi.
Tam küfür edip kapatacaktım ki "siz hangi cocugusunuz?" diyerek benim ve kardesimin adını söyledi.
Bir an afalladım.
Demek böyle oluyormuş.
Dolandırıcı olduğunu biliyorum ama bir tarafım da acaba diyor...?
Çünkü ev adresimizi soyleyip "Bu ikametteki babanızın kimligi çalınmış, sahte kimlik çıkarmıslar" diyor mesela.
Sanki devlet görevlisi, açmış ekranı anneannemin bekarlık soyadını sorsam bilecek adam.
Para istemedigi için dinlemeye devam ettim.
"Bunları tanıyor musunuz?" diyerek 3 isim saydı.
Tanımıyoruz dedim.
Sonra "babanızın adına çıkartılan kimliklerin fotoğraflarını atayım bakın" dedi ve benim telefonu söyledi.
"Sizin bu numaraya mi atayım, babanıza mi dedi?
Babama atın dedim ama attığı fotoğrafları indirip bakmadım.
İndirdiğimiz sanıp "baktınız mı tanıyor musunuz?" dedi.
Hayır tanımıyoruz dedim.
"Yarın sabah 11 de Kocaeli Emniyetine bekliyorum" dedi ve kapattı.
Hiç tanımadığım, ne idugu belirsiz kişilerin elinde aile, adres ve iletişim bilgilerim olacağına, gerçekten sahte kimlik çıkarmış olmalarını ve arayanın emniyet olmasını yeğleyecegım için hemen polisi aradım.
"Alper Avcı" der demez "Dolandırıcı onlar" cevabı aldım.
Ee ne yapacağız dedim.
"Şikayet edin" dediler.
Simdi ne oldu anlamadım?
Para istemedi ama birilerinin elinde tüm kimlik ve iletişim bilgilerimiz var.
Hala elim ayağım titriyor.
Kim bu insanlar?
Bilgilerinizin onların elinde ne işi var?
Ben bile ikilemde kalıp, 5 dk dinlediysem bu adamları, yaşlı başlı insanlar nelere inanmaz?
Hem herkesi uyarmış, hem de buradan şikayet etmiş olayım dostlar.
Aman dikkat!
Bilgilerimiz birilerinin elinde.
@KocaeliEmniyeti@TC_icisleri@mustafaciftcitr
Kimse benimle uğraşmasın! Ben çocuğumu bir hastalıkla, bir kazayla değil; canice katledilmesi yüzünden kaybettim. Evladımı elimden alanlar katil! Acımın, öfkemin ve adalet arayışımın hesabını kimseye vermek zorunda değilim.
''Evindeki namuslu Özbek temizlikçi kadına tecavüz etti
Kadın şuanda Özbekistan'da..''
MUHAMMED YAKUT:
''Mustafa Sarıgül adamı dolandırdı. Bakın şimdi ben CHP'lilere bir şey sormak istiyorum. İsviçre'de kaç milyar dolar parasının olduğunu, ben hangi isimde olduğunu... Hayali isim, Mustafa Samrat.
5 milyar euro'nun üstünde parası var burada. Hayalidir bu Mustafa Samrat, Sarıgül'ün Samrat yapmış. Videosundaki yanındaki adam nerede şu anda? Oğlu Emir Sarıgül'ün yanında.
Oğlunun yanında şu anda, evleneceği kadına baksın, daha önce babasıyla yaşadı mı yaşamadı mı? Ben bir laf söylerken altını doldururum ben. Ben şimdi Sibel Can'ı açarım, Erkan Özerman'ın, rahmetlinin dosyaları bendedir ha. Hangi sanatçının vizite ücretlerine kadar bizdedir.
Ama ben o sanatçıların elektrik düğmesi gibi aç kapa, gelen basar giden basar, gelen kapatır giden kapatır, biz o konuları çok iyi biliriz. Ben sadece şunu söylüyorum Sarıgül'e: 20 yıldır soymadığın yer kalmadı. İstanbul'da Platin Konutları'nda oturuyorsun Ulus'ta. TRT'nin tam karşısında iki tane dairesi var birleşik.
Bakın 4 yıl önce bunlar nasıl CHP'ye giriyor. 4 yıl önce evindeki namus, şeref sahibi Özbek kadına tecavüz etti. Namusları, şerefleri varsa çıkar açıklama yaparlar. Ben iddamın arkasındayım. Kadın şu anda Özbekistan'da. Evindeki hizmetçiye...
CHP bunları getirip milletvekili mi yapıyor partide? İliç'teki maden faciasında 1 ay konuştu, 2. ay niye sustu? Ne aldın Kanadalı firmadan? Niye sustu, niye sustu? Ben ne aldığını çok iyi biliyoruz biz.
Emir Sarıgül'ü de nasıl milletvekilliğine getirmek istediklerini biz çok iyi biliyoruz. Kimle Kemal Kılıçdaroğlu'na baskı yaparak...
Kılıçdaroğlu yapmadı, bak ben bunu net biliyorum. İsim de vermem, ama net biliyorum. Yav hayırdır ya, bu baba, dede, ata partisi mi? Atatürk, Atatürk'ün Partisi diyorlar, Allah sizin belanızı versin, Atatürk'e kurban olun.
Şimdi biz anlatacağız bakalım bu nasıl bir Atatürk partisiymiş. Bunun bedeli CHP'ye çok ağır olur, muhalif partilere.''
#MustafaSarıgül
Sizi 26 Nisan 1986’daki Çernobil faciası sırasında 4. ünitenin kontrol odasında görev yapan türbin mühendisi İgor Kirschenbaum ile tanıştırayım. Kirschenbaum faciaya sebep olan 8 numaralı türbine buhar girişini kesip türbinin yavaşlama sürecini başlatmakla görevliymiş ve patlama yaşanmadan hemen önce "şans eseri" odayı terkettiği için hayatta kalmayı başarmış. Yahudi olan Kirschenbaum faciadan kısa bir süre sonra İsrail'e taşınmış ve 2023 yılında çekilen bir belgesele röportaj verene kadar neredeyse 50 yıl boyunca tamamen ortadan kaybolmuş.
Şimdi ABD sosyal medyadasında bu durum konuşuluyor ve her büyük felaketin kilit noktasında neden mutlaka Yahudilerin olduğu sorgulanıyor.
Azerbaycan, BM Genel Sekreterliği için Türkiye’nin aday çıkarmayı düşündüğü Feridun Sinirlioğlu yerine, BAE’nin adayı Lana Nusseibeh’i desteklediğini açıkladı.
Lana Nusseibeh, BAE’nin İsrail ile İbrahim Anlaşmaları’nı imzalama sürecinde BM’deki en üst düzey diplomatı olarak aktif rol oynamıştı.
📌 Elektrik saatini kaçağa bağlıyorlardı.
Bunun doğru bir davranış olup olmadığını sorduğumda da, yaptıklarını meşrulaştırmayı hedefleyen lâflar ediyorlardı.
Sonra sonra, belediye kapılarına “Rüşvet alan da veren de mel’undur!” yazan yönetimleri gördüm.
Onlar cepleri için para istemiyorlardı.
Şahsi beklentileri yoktu.
Belediyelerden olmadık işleri geçirmeye çalışanlara “Şu camiye şu kadar torba çimento bağışlarsan işin olur!” diyenler olduğunu duydum.
Bu konudaki rahatsızlığımı dile getirdiğimde “Cebine para istese haklısın, cami için istiyor, Kur’an kursu için istiyor!” gibi uygulamaları meşrulaştırmayı hedefleyen lâflar ediyorlardı.
Yeni çevremde rahatsızlık veren durumlar vardı ama “karşı taraf” büsbütün sıkıntılıydı.
Milletin değerlerini hedef alan, din ve vicdan hürriyeti alanını daralttıkça daraltan uygulamalar vardı.
Üstelik nice yolsuzluklar vardı.
“Ehven-i şer” diyerek devam ediyorduk yolumuza.
*
Politikanın “güzelliklere ulaşmanın aracı” olarak görüldüğü bu yolda, bir dolu olayla karşılaştık.
Türkiye’nin darbeler tarihi, hepimize yeni darbe girişimlerine karşı uyanık olmayı telkin ediyordu.
Karşımızdakiler sürekli olarak tehdit ediyor, etmedikleri hakareti, yapmadıkları zulmü bırakmıyorlardı.
*
Biz o dönemlerde, Akit gazetesinde toplanmış “büyüklerimizle” birlikte bir mücadelenin içindeydik.
*
Sonra sonra…
Özellikle politika arenasında, insanların parayla, makamla ve karşı cinsiyettekilerle imtihanlarına şahit olduk.
Bu imtihanların çoğunda sınıfta kalınıyordu.
Bir zamanların samimi insanlarından bazıları ortamı görüp uzaklaşmayı tercih ediyordu, bazıları içerilerde kalıp mücadele etmeyi, meydanı “kötülere” bırakmamayı…
Bazıları da düzene uyuyorlardı.
“Dünya iki kulplu kazan, tut bir ucundan sen de kazan!” deniyordu.
“Bal tutan parmağını yalar!” deniyordu.
*
Bu son gruptakilere karşı mücadele yolunu seçtim ama pek de lâf dinletemedim.
Her gittiğimde yerde yanlışlıklara dikkat çekiyor, yazdıklarımdan çok daha fazlasını kapalı kapılar ardında söylüyor, bundan dolayı da “uyumsuz adam” oluyordum.
Uzun yıllar evvel “çağdaş takılan çevrem” beni dışlamıştı.
Sonraki çevrem de böyle yapıyordu.
Dokuz köyden kovuluyordum her seferinde.
Ben, kendimi bildim bileli 10’uncu köyü arıyorum.
İnanın, bulduğumda size de söyleyeceğim.
Belki oraya siz de gelirsiniz!
🔥🔥🔥🔥
Yazımız:
🔻🔻
https://t.co/NG9hSas64D
Böyle çok ciddi bir iddia sosyal medyada dolaşıyor.
Yaşlıların kan basıncının daha yüksek olduğunu birdenbire keşfetmediler. Sadece daha fazla insanın ömür boyu ilaç kullanması gerektiğine karar verdiler.
1960'lardaki tıp kitabı:
50'li-60'lı yaşlarındaki bir erkek için sağlıklı kan basıncı 115–145 / 65–90 idi.
70'li yaşlarındaki biri için? 120–160'a kadar.
Bugün 120/80'in üzerindekine "yüksek" diyorlar ve reçeteleri yazmaya başlıyorlar.
Aynı bedenler.
Aynı kalpler.
Farklı kâr marjları.
Eski Bakan, Emniyet Genel Müdürü ve OHAL Valisi Ünal Erkan hayatını kaybetti..
Erkan’ın kişisel kariyerinde üzerinde pek durulmayan bir detay var… Emniyet içindeki FETÖ yapılanmasını daha 1991 yılında tespit eden ve soruştırna başlatan kişi Ünal Erkan’dır.
Yıl 1991…
Ankara’daki Polis Akademisi’nde kura çekimi var.
İzmir Torbası denilen çift gözlü torba yöntemiyle FETÖ’cü komiser yardımcılarının İstanbul, Ankara, İzmir gibi önemli illere tayin edileceği ihbarı geliyor.
Dönemin Emniyet Genel Müdürü Ünal Erkan, kura çekimi yapılan merkeze baskın yapıyor. Skandal sonrası Fetöcü Emniyet Müdürü Ali Bilkay açığa alınıyor.
İkinci cebe giremeyen yandı
O dönem Fetöye yakın olmayan genç komiser yardımcılarının neredeyse tamamının atamasının Güneydoğu’ya çıkmasının dikkat çekmesi üzerine olay ortaya çıkmıştı.
Dönemin Emniyet Genel Müdürü Erkan’ın ihbarlar üzerine kuraların çekildiği salona ani bir baskın yapmıştı. Baskında belirli görüşteki komiserlerin istedikleri Batı illerine tayin edilmesi için çift gözü bulunan torba kullanıldığı ve organizasyonu bizzat düzenleyen Bilkay’ın idari ceza aldığı iddia edilmişti. Duruma müdahale eden dönemin Erkan yaşananları şu sözlerle anlatmştı:
“Kura çekiminde kayırmacılık yapılacağı yönünde duyum almıştım. Emniyet Genel Müdür yardımcısı Ümit Erdal ile birlikte, taksiyle akademiye gittik. Anıttepe’deki binanın kütüphanesinde kura çekimi yapılıyordu. Yeni mezunlar içeri tek tek alınıyordu. Kayırılacak eleman özel olarak hazırlanmış torbadan kura çekiyordu. Orada gördüklerimizi bir tutanakla tespit ettirdim ve soruşturma açıldı.’
Peki sonra ne oldu?
Meslekten ihraç edilmesi gereken Fetöcü emniyet müdürü idari cezayla Emniyete geri döndü. Gezi olaylarında İzmir Emniyet Müdürü olarak karşımıza çıktı. Daha sonra tutuklandı.
Bir cahil olarak soruyorum.
Sarıgül eşcinsel mi doğmuş?
Fıtratı mı buymuş?
Yoksa cinsel haz verecek her şeyi deneme özgürlüğünü kullanıp parayla mı olayı kapatmış.
Sahip çıkınsana LGBT özgürlükçüleri.
Ulan yıllardır bilerek olayı kapatan sizler var ya siz ondan da pisliksiniz.
MUSTAFA SARIGÜL Muhtar'ın ayarladığı çocukları
LİDERLİK KAMPI bahanesiyle Belediyedeki
Makam odasına götürüyordu..
C.D. isimli biri lise yıllarında yine bu organizasyonlardan birinde Sarıgül'le tanışmış. Şişli Belediyesinin Genç Liderler veya Liderlik Kampı diye 3 ayda bir tekrar ettiği bir organizasyon var.
Lise öğrencilerini alıyorlar kamp şeklinde, lise öğrencilerini alıyorlar Uludağ'da, Şile'de veya Kumburgaz'da otellere götürüyorlar. Onlara siz lidersiniz, şöyle aslansınız, böyle kaplansınız...
Bu şahsın ifadesine göre, bu C.D. Sarıgül döneminde Şişli Belediyesinde çalışmaya başlamış bilgi işlem servisinde. Diyor ki bir muhtar var diyor bu asıl bu işleri organize eden, yani bu organizasyonu belediye adına yapan bir muhtar adını da veriyor.
Şimdi o muhtar gözaltında. Bu muhtar gözüne kestirdiği lise öğrencilerini, kız ya da erkek fark etmiyor, Sarıgül'le tanıştırıyor.
Orada bir yemin ettiriyorlar böyle liderlik yemini işte, "Ülkeye hizmet edeceğime, Sarıgül'e söz veriyorum." Böyle bir...
Diyor ki bir şekilde bunlarla yakınlaştırıyordu, sonra belediyeye gidiyordu bu çocuklar. Sarıgül'ün orada odası var, makam odası var, bilmiyorum neresini nasıl anlatayım yani.
İşte o arkadaki odaya götürüyor, masaj yapın falan filan derken oradan şey yapıyor çocukları... Lise öğrencisi, lise öğrencisi 2 tane erkek, şimdi somut tespit edilen 2 erkek öğrenci var, 2 tane kız öğrenci var.
Bu kız öğrenciler kardeş, abla-kardeş. Peki savcılık bu öğrencilerle temas kuruyor mu? Tabii, savcılık o öğrencilerle temas kuruyor.
Onlardan 2 tane bir de gözaltında hem şüpheli hem mağdur olarak ele almış savcılık. Çünkü Sarıgül'ün sonradan ilişkileri de devam etmiş başka türlü şekilde.
Epstein dedikleri de bu mu oluyor yani? Yani Epstein dedikleri bu, resmi makamlar da bu yorumu yaptılar. Orada bir ada vardı, burada ne var? Oteller var, burada da kamp var, gençlik kampları var.
#MustafaSarıgül
Ben hangi kanalda gidip programa katılabildim ?
Ahaber @ahaber
Peki hangi kanalda 1 saatlik çekimim son anda bir telefonla engellendi
Halktv @halktvkanali
Şimdi hangi kanal gel hocam kitabını anlat diyor?
Akit tv @akittv
Sözcüsü şu su bu su hiç konuşturdu mu bizi ?
Hayır.
Unutma demokrat ve bağımsız sandıkların daha beter. İnan bana daha beter.
Ben sadece halk sağlığı konuşurum.
Sığ siyaset sularında işim gücüm yok benim.
83 yaşındaki moda tasarımcısı Calvin Klein 34 yaşındaki erkek arkadaşıyla görüntülenmiş. Çocukların ve yetişkinlerin kıyafetlerini tasarlayansalar. Çocuk kıyafetlerindeki semboller, transparanlıklar, sex objesi görüntüleri hepsi bu ve benzeri güruhun eseri.
Ne zaman uyanırsınız bilmiyorum lakin siz uyanana kadar paylaşmaya devam edeceğim.
Bir içerik üreticisi:
Claude Code, Android telefonumda benim çekmediğim tam 14.219 yüz fotoğrafımı buldu.
Telefon, elime aldığım hemen her an gizlice fotoğrafımı çekiyormuş. Yatakta yatarken bile. Evdeyken bile.
Ekran görüntüsü falan değil. Bayağı ön kameradan alınmış gerçek kareler.
Trende. Arabada. Evde. Sadece saate bakmak için telefonu elime aldığımda bile.
Sistem önbelleğinde öylece duruyorlardı.
Hepsinde tarih, saat ve GPS konumu var. Galeride yoklar. Son Silinenler'de yoklar.
Telefonu bilgisayara bağladım, tam yedek aldım ve Claude Code'dan galerimde olmayan tüm ön kamera dosyalarını bulmasını istedim.
Gitti, /data/system/users/0/faceunlock/cache dizinini ve Google Play Hizmetleri içindeki başka bir klasörü çıkardı.
14 binden fazla dosya. Hem normal fotoğraflar hem de Yüz Tanıma sisteminin (Face Unlock) kızılötesi kareleri. İstisnasız her birinde zaman ve konum kaydı var.
Fotoğraflara bakmaya başladım. Çoğu son 15 aya aitti. Sonra "2 saniye önce" oluşturulmuş bir dosya gördüm.
Ekranda klasöre bakıyordum. Ben klasörü incelerken bile telefon fotoğrafımı çekmeye devam ediyormuş.
Google ve telefon üreticileri, Yüz Tanıma sisteminin yüzünüzü matematiksel bir modele dönüştürüp görüntüyü anında sildiğini iddia ediyor.
Ama bu telefonda ham görüntüler klasörde aynen duruyordu. O dizine veri yazan işlemlerin bazıları sistem tanılama (diagnostics) servisleriydi.
Hâlâ kamera izni bulunan birkaç eski uygulama da bu klasöre erişebiliyordu.
Tanılama verilerini kapattım, gereksiz tüm uygulamaların kamera iznini kaldırdım ve önbelleği temizledim. Ama bu karelerin kaçı çoktan başka bir yerlere sızdı, hiçbir fikrim yok.
Kendi cihazınızı kontrol etmek isterseniz: Telefonu bilgisayara bağlayın, tam yedek alın (ya da ADB kullanın) ve Claude'dan Galeriniz dışındaki ön kamera dosyalarını bulmasını isteyin. Benim dosyalarım yukarıdaki dizindeydi.
🚨ÖZGÜR ÖZEL YÖNETİMİ SARIGÜL’DE KRONOMETREYİ NEDEN HIZLANDIRDI?🔽
▪️ MUHİTTİN BÖCEK… Oğlu Gökhan Böcek’le birlikte gündeme gelen milyonluk para trafiği, rüşvet ve yolsuzluk iddiaları… Üniversite kızlarına taciz ağı iddiaları... Mide bulandıran ifadeler...Tutuklanmasının üzerinden 381 GÜN SONRA PARTİ İLE İLİŞİĞİ KESİLDİ
▪️ TANJU ÖZCAN… İrtikap soruşturması, belediye çalışanıyla ilişki iddiaları ve dosyaya giren mesajlar… Tutuklanmasından 102 GÜN SONRA PARTİDEN İHRAÇ TALEBİ GELDİ.
▪️ ÖZKAN YALIM… Otel odasında bornozla gözaltı görüntüleri… İlişki yaşadığı öne sürülen kadınlara belediyelerde iş sağlandığı, işe gitmeden maaş ödendiği ve rüşvet toplandığı iddiaları… Tutuklanmasından 33 GÜN SONRA İHRAÇ EDİLDİ
▪️ HASBİ DEDE… 16 yaşındaki kız çocuğuna gönderilen mesajlar, ardından çocuğa karşı cinsel taciz suçundan hapis cezası… Tutuklanmasından 59 GÜN SONRA İHRAÇ EDİLDİ
▪️ Mustafa Sarıgül… Soruşturma başladı. SADECE 12 GÜN SONRA Yeni Parti üyeliğinin askıya alındı.
‼️Şimdi Yeni Parti Genel Başkanı Özgür Özel ve yönetimine soralım:
❓Ağır iddialarla anılan diğer isimlerde haftalar, aylar süren siyasi mesafe, Sarıgül’de neden 12 güne indi?
❓Skandalları patlayan diğer siyasetçiler için, "BİZİMLE SİYASET YAPTIKLARI İÇİN HEDEF ALINIYORLAR" diyerek savunma yapan Özel ve ekibi Sarıgül için neden aynı tutumu sergilemedi?
❓Sarıgül dosyasında ne gördünüz de daha iki hafta dolmadan partiyle arasına mesafe konulması gündeme geldi?
❓Yönetim önceden ne biliyordu?
❓Kamuoyuna henüz yansımamış hangi bilgiler var?
❓Bu telaşın sebebi ne?
Yeni yöntem şu:
Özgür basını yok et.
Herkes konuşsun, herkes saçmalasın.
Herkes her konuda uzman kesilsin.
Bilgiyle cehalet, gerçekle yalan birbirine karışsın.
Sonra kafalar karışsın…
O kafası karışanlar da yazsın, çizsin; hem de her şeyi çok iyi biliyormuş gibi!
Böylece konuşma özgürlüğüyle saçmalama özgürlüğü birbirine girsin. Gerçeği söyleyenle gürültü çıkaran ayırt edilemesin.
İnsanlar neye inanacağını şaşırmışken, hakikat görünmez olsun.
Ve tam da o sırada…
Bizim istediğimizi uygulayalım.
Çünkü bazen gerçeği sansürlemek yetmez; gerçeğin sesini, yalanların gürültüsünde boğmak yeterlidir.
1774: they blew tobacco smoke up drowning victims' backsides to revive them, and the kits hung along the Thames like lifebuoys.
1863: they sold cocaine wine as a daily tonic, and a pope pinned a gold medal on it.
1898: they sold heroin as a cough medicine, and spooned it into coughing children.
1918: they sold radium water as a health drink, and the millionaire who drank 1,400 bottles was buried in a lead-lined coffin with most of his jaw gone.
1921: they put lead in petrol, and Britain kept it in the pumps until 2000.
1930s: they X-rayed children's feet in shoe shops, and kids queued to watch their toes wiggle on the screen.
1940s: they rubbed mercury teething powder into babies' gums, and about 1 in 500 of those babies was poisoned.
1946: they sold cigarettes on the line that more doctors smoked their brand, and put a man in a white coat on the advert.
1949: they gave the lobotomy a Nobel Prize, and doctors went in through the eye socket with an ice pick.
1952: they sold a cigarette filter made of asbestos as the greatest health protection in smoking history, and smokers drew it into their lungs with every puff.
1957: they sold thalidomide to pregnant women for morning sickness, and around 10,000 babies were born with missing or shortened limbs.
1960s: they sold margarine as the heart-healthy fat, and spread trans fat on a generation's toast.
1996: they sold OxyContin as barely addictive, and started an overdose epidemic.
1999: they sold Vioxx for sore joints, and pulled it five years later after tens of thousands of heart attacks.
2026: they're selling seed oil as the heart-healthy fat, and it's in almost every packet in your kitchen.
Every one of these came with an expert's blessing and the same total certainty.
The people telling you which fat to fear today sit in the same chairs as the ones who put radium in the water and a doctor on the cigarette packet, and they're every bit as sure.
"The experts recommend it" has the longest body count in medicine.