Herkes haddini bilecekmiş, dini değerlerle alay edilemezmiş...
Peki madem öyle neden bakara-makara diyen adama haddini bildirip ters kelepçe takmadınız ve üstelik büyükelçilikle ödüllendirdiniz?
Çorum’da katledildiler, Maraş’ta katledildiler, Gazi’de katledildiler, Madımak’ta yakılarak katledildiler ama Siyasal İslamcılar kadar mağdur olamadılar. Mağdur olmayı bırak her gün hakarete, tehdide uğruyorlar. Alevi olmak zor bu ülkede.
Vaka: "Anksiyete mi, Yoksa Sınıfsal Hayatta Kalma Refleksi mi?"
Danışan: 28 yaşında, bir zincir markette reyon görevlisi olarak çalışan, üniversite mezunu bir genç.
Klinik Teşhis: Yaygın Anksiyete Bozukluğu ve Sosyal Fobi.
Semptomlar: Sürekli tetikte olma hali, uyku bozukluğu, geleceğe dair yoğun felaketleştirme senaryoları üstleriyle konuşurken ellerin titremesi.
Klinik Yanılgı: Terapist, danışana "Bilişsel Çarpıtmalar" üzerinden yaklaşır. Genç, "Yarın işten atılabilirim, kirayı ödeyemezsem sokakta kalırım" dediğinde; terapist bunun bir "felaketleştirme" olduğunu olasılıkların düşük olduğunu ve "anda kalması" gerektiğini söyler. Nefes egzersizleri ve "pozitif iç ses" çalıştırır.
Oysa Oysa gerçek tablo: Felaketleştirme değil istatistik. Bu genç, sendikasız ve güvencesiz çalışıyor. Mağaza müdürünün bir dudağı arasında olan iş güvencesi, bir düşünce hatası değil acımasız bir iş kanunu gerçeğidir.
Sosyal Fobi değil Sınıf Farkındalığı: Üstleriyle konuşurken elinin titremesi özgüvensizlik değil hayatını elinde tutan o hiyerarşik güce karşı duyulan haklı bir korkudur. Karşısındaki adam sadece patronu değil onun ekmeğinin anahtarıdır.
"Anda Kalmak" mı, Gelecek Kaygısı mı? Kirasını ödeyemeyen birine anda kal demek evi yanan birine ateşin turuncu rengine odaklan ne kadar da estetik demekle aynıdır. Çünkü anda kalmak cebinde parası olanın lüksüdür yoksulun zihni hayatta kalmak için gelecekteki tehlikeleri taramak zorundadır.
Terapist, genci sakinleştirip tekrar o markete o sömürü düzenine uyumlu bir şekilde geri gönderir. Genç artık daha az itiraz eder, daha çok nefes egzersizi yapar. Yani klinik olarak "iyileşmiştir." Sınıfsal olarak ise teslim alınmıştır.
İşte böylece psikiyatri, bu gencin anksiyetesini 'tedavi' ederek aslında sistemin yarattığı o büyük korkuyu görünmez kılıyor.
Sabah 6 da uyanır mıyız?
Ben uyanırım
Ya da
Totem mi yapsam biraz daha geç mi uyansam
Malum geçen sefer yenildik
Bence bi 4 gol atarız yarın
Hadi gençler inş
Tarık Akan anlatıyor:
Maden filmini çektim Cüneyt Arkın ile. Aynı zamanda filmin prodüktörüyüm. Filmi aldım İstanbul'dan Ankara'ya sansüre götürüyorum. Sabah yola çıktım arabamla tam İzmit'e doğru gelirken, ya dedim Yılmaz (Güney) abi burda kalıyor bi yanına uğrayayım dedim.
Girdim hapishaneye, Müdür Bey'in odasına çıktım. Çok sıcak karşıladı beni sağ olsun. Yılmaz Güney ile görüşmek istiyorum deyince "Aa hemen" dediler. Haber geldi, ben odadan dışarı çıktım. Böyle upuzun bi koridor var 200 metre uzunluğunda. Karşıdan kollarını açmış sonuna kadar ve hiç indirmeden yanıma kadar geldi. Bi sarıldı bana, bırakmıyor. Müdür Bey'in odasına girdik. Hoşbeş konuştuk şurdan burdan.
Bana "napıyosun" dedi. Bende "Maden filmini çektik bitirdik Ankara'ya sansüre götürüyorum" dedim. Bir iki saat sonra bana dedi ki "Tarık filmi buraya bırakıyosun. Sen İstanbul'a dönüyosun. Yarın gelip filmi alıyosun" dedi.
Yılmaz abi gözünü seveyim hapishanede sen bu filmi napıcaksın, bak iflas etmek üzereyiz, çok zor durumdayız borcumuz var dedim. "Karışma sen" dedi. "Filmi buraya bırakıyosun, sen gidiyosun" dedi. Hay Allah dedim kutuları taşıdım, filmi bıraktım döndüm İstanbul'a.
İstanbul'da beni görenler şaşırdı. "Lan napıyosun burda Ankara'ya gitmedin mi?" dediler. Valla dedim durum böyle böyle. Yılmaz Abi filmi aldı napıcak nasıl seyredecek bilmiyorum dedim. Meraktan da ölüyorum.
Ertesi gün sabah saat 7'de atladım arabaya hapishaneye gittim. Hapishanenin içine girdiğimde bütün mahkumlar nasıl alkış kıyamet. Dedim ki ya bunlar nasıl seyrettiler bu filmi burda. Sordum Yılmaz abi sen bunu burda nasıl seyrettin dedim. "Ne var ya, gece saat 12'de İzmit'te bir sinemadan sinema makinesini söktürdüm, getirttim buraya kurdurttum hep birlikte izledik" dedi.
Çok şaşırdım tabi. "1 dk bekle" dedi, içeriye gitti. Geldi, içinde para dolu mendil. "Al" dedi. Ben bunu neden alacakmışım dedim. "Borcunuz var, bunu alacaksın" dedi. Almam Yılmaz abi dedim. "Almadan çıkamazsın burdan" dedi. Tamam dedim aldım parayı ama bak borç dedim. "Peki tamam borç" dedi.
Aldım parayı Ankara'ya gittim, sansürden geçirdim. Film çok büyük hasılat yaptı, iyi paralar kazandık.