@halktvcomtr@ismailsaymaz Kılıçdaroğlu aday olduğu takdirde, büyük çoğunluğunu AKP seçmeninin oluşturduğu yüzde yirmilere varan kararsızların tamamına yakını hemen AKP’ye geri döner; RTE rahat kazanır…
Millet ittifakı diye bir şey kalmaz, dağılır… ++
Fatih Altaylı: “Genç bir siyasetçi, genç bir belediye başkanının bende yarattığı büyük hayal kırıklığını ve belki de örtbas edilen bir “rezaleti”, belki de “yolsuzluğu” anlatmak istiyorum;
• Genç belediye başkanı, İstanbul’un Anadolu yakasındaki bir belediyenin başkanı.
• Kendisi ile tanışıklığımız ise 2024 seçimleri öncesinde Teke Tek’e konuk olduğu günlere dayanıyor. Seçim öncesi benim meşhur YouTube kanalıma belediye başkan adaylarını davet ediyoruz.
• Bazı AK Partili adaylar da geliyor ama daha çok CHP’liler seslerini duyuracak fazla yerleri olmadığı için geliyorlar. Allah var, benim YouTube kanalı, haber televizyonlarından daha fazla izlendiği ve daha etkili olduğu için de konuk sıkıntısı çekmiyoruz.
• Bu genç belediye başkanı ile de bu vesile ile tanıştık. Geldi, aday olduğu ilçenin sorunlarını anlattı, bu sorunları nasıl çözmeyi planladığını aktardı, gayet güzel konuştu.
• Açık söylemek gerekirse, ilçede pek de şansı yok gibiydi. Çünkü bu ilçeyi 2009’dan beri AK Partili aynı belediye başkanı yönetiyordu.
• Ondan önce de yine bir başka AK Partili başkan vardı ve onun öncesinde de Refah-Fazilet Partili bir başkanın yönettiği bir ilçeydi. Yani belediye modern zamanlarda CHP’li bir başkan görmemişti. Bu yüzden de genç başkana kimse şans tanımıyordu.
• Ancak beklenmeyen oldu, belki bizim program uğurlu geldi ve genç başkan ilçede bir devrim yaparak CHP’yi sandıktan ilk sırada çıkardı, belediyenin başına geçti.
• Ne yalan söyleyeyim, genç, idealist bir başkanın kazanmasına sevindim. Değişim iyi bir şeydi. Seçimden sonra arayıp teşekkür etti. Bir daha kendisi ile konuşmadık.
• Aradan epey bir zaman geçti. Telefonum çaldı. Arayan oydu. “Herhalde yaptıklarını anlatmak için programa çıkmak istiyor” diye düşündüm. Açtım.
Programa çıkmak için aramamıştı. Bambaşka bir mesele vardı.
• “Fatih Bey ya da Fatih Abi, size bir bilgi vermek ve izin almak için aradım” dedi. Şaşırdım. Bir belediye başkanı benden ne izni isteyebilirdi.
• “Herhalde programdan bazı kesitleri kendi tanıtımında kullanmak isteyecek” diye düşündüm.
• Başka bir şey ne olabilirdi ki! Sonra anlatmaya başladı;
• “Abi, burada çok büyük bir arazi çetesi karşımıza çıktı. Tam bir imar çetesi. Büyük araziler kapatmışlar, belediye ile birlikte hareket edip büyük kazançlar sağlıyorlar. Büyük bir olay” dedi.
• “Şahane, herhalde hemen üzerine gideceksin ve suç duyurusunda bulunacaksın” dedim.
• “Evet abi, ama önce sana haber verip onayını almak istedim” dedi.
• “Ne onayı, anlamadım” dedim.
• “Abi, bu imar çetesinin içinde senin de tanıdığın biri var. Beraber çalıştınız. Yakınlığınız vardır diye düşünüyorum. O yüzden senin de onayını almak istedim” dedi.
• Şaşkınlıktan ne diyeceğimi şaşırdım. “Bak güzel kardeşim, bu kişi kim bilmiyorum. Bırak beraber çalıştığım birini, öz kardeşim de olsa, babam da olsa, anam da olsa eğer böyle bir iş yaptıysa anasından emdiği sütü burnundan getir. Paramparça et. Tüm gücünle üzerine git. Böyle bir işe bulaşan en sevdiğim bile olsa artık en sevmediğim olmuştur. Sakın geri adım atma. Ben de sana elimden gelen tüm desteği veririm.” dedim.
• Sonra merak edip sordum, “Kimmiş bu benim beraber çalıştığım ve yakınım olduğunu düşündüğün kişi?”
• Şu anda bambaşka bir nedenle cezaevinde olan genç bir gazetecinin adını verdi.
• “Onunla bir yakınlığım, arkadaşlığım da olmadı. Kendisi ile merhaba merhaba dışında bir ilişkim yok” dedim.
• Gelişmelerden beni haberdar etmesini ve bu işin üzerine gitmesini tavsiye ettim, “Tamam abi” dedi.
• Aradan zaman geçti. Bir şey olmayınca kendisini aradım. “Bakıyoruz” diye geçiştirdiğini hissettim.
• Daha sonra ben cezaevine girdim. Cezaevindeyken bu durumu partisinin yöneticilerine aktardım. Bu arada sözünü ettiği gazeteci hapse girdi. Hapisteki bir adam hakkında yazmak da istemedim, nasılsa çıkar yakında o zaman yazarım, dedim.
• Ama daha fazla bekleyemedim; ne oldu o çete? Gereğini yaptın mı? Ya da çeteye katılıp payını alıp örtbas etmeyi mi tercih ettin?”
İstanbul'a girişlerde Türk'e vize uygulanmasına dair bir belge!(süre, kefil ve borcu olmamak).
Amasya'da ikamet eden Sare Hanım'ın kızlarını görmek amacıyla 6 ay izin istemesi, geriye döneceğine dair kefil göstermesi ve ayrıca borcunun olmadığına dair mazbata! (16 Eylül 1850).
2 gün önce devre arkadaşım "VAN" da mayın patlaması sonucu şuan hastanede mücadele veriyor. Üsteğmen olmasına 1 ay kala Gazi oldu...
Ailesinin başta haberi olmadığı için haberi olana kadar bu bilgiyi paylaşmadım.
İnsanların ne kadar umrunda onu da bilmiyorum.
Ne bakanlığın resmi hesabı, ne de silahlı kuvvetlerin resmi hesabı bunu duyurma gereği bile duymadı...
Nedenini benden daha iyi biliyorsunuz zaten.
Anladığım kadarıyla artık ne sosyal medya ne de televizyon, yaralanan bir askerimize haberlerde, gündemde yer vermeyi birileri rahatsız olmasın, mevcut süreç "aman" etkilenmesin diye uygun bulmuyor.
Ama kardeşimin etkilenen uzuvları var sizin "aman"larınızdan.
Kim kimle kol kola girdi, kim mehtere ne tepki verdi, menüde neler vardı gündeminizden yer bulabilirseniz, bunu bari ben duyurayım dedim yoksa asla haberiniz olmayacak.
O mayını oraya yerleştirenlerle çözüm arayanlar, çözüm arayanların peşinden gidenler...
Ankarada mayın olmadığı için böyle dertleriniz yok tabi ama, oralarda birileri hala bu tehditle yaşıyor ve yüzleşiyor.
Evet, o çocuk sizleri korumak için oradaydı.
Dualarınızı kardeşimizden esirgemeyiniz, sizden dua istemek; en azından yapabildiğim bu.
Olay bilinse de eşine az ratlanır bir fotoğraf serisi oldu. Şanlıurfa’da çektiğim bu karede saksağan üvey yavrusu tepeli guguk kuşunu besliyor. Şahaneydi belgelemek💚
Yeniçerilarin Türk olduğunu sanan bir sürü kara cahil var. Mehtar Yaniçeri Ocağının 2. Mahmud döneminde kaldırılmasıyla kaldırılmış, yerine batı tarzında Muzikayı hümayun kurulmuştur. Yeniden faaliyete geçmesi 1914’te olmuş, Günümüzde dinlediğimiz mehter marşlarının büyük bir çoğunluğu geleneksel değil, 2. Meşrutiyet dönemi sonrasında ve Enver Paşa'nın talimatlarıyla bestelenmiştir. En bilinen marşlardan biri olan "Ceddin Deden" (Mehter Marşı) 1917 yılında İsmail Hakkı Bey, "Hücum Marşı" ise Ali Rıfat Çağatay tarafından bestelenmiştir. Fetih Marşı ise bizzat Arif Nihat Asya tarafından yazılmış olup taa 1980 yıllarında Yıldırım Gürses tarafından bestelenmiştir.
Abdülhamid bizzat kendisi batı müziğinden hoşlanan, piyano çalan biriydi. Ha bunu kötü göstermiyorum. Sadece yanlış bilenler için yazıyorum. Ayrıca saraya şarap, şampanya, konyak, bira vs. İçki alındığının defterleri Yıldız Saray arşivinde mevcut. Yine Abdülhamid’in peçetesi, yatak çarşafı, küllüğü, bardağı, sürahisinde Latin alfabeli AH arması vardı. Okuma özürlü olunca insanlar böyle saçmalıyorlar. Mehter marşlarının çoğu da Cumhuriyet dönemine aittir.
La peor traición que hemos visto en el futbol. La envidia muchas veces viene de la gente que menos esperas. Gigante @Cristiano, tú hiciste que millones en el mundo esperemos con ansias ver a @selecaoportugal lástima que tuviste algunos malos compañeros.
Barış Terkoğlu "TSK’dan ihraç edilen teğmenlerden İzzet Talip Akarsu: 'Ben artık bir yüksek lisans öğrencisiyim. Teğmen olmasam da bu akademik toplantıyı izlemek istiyorum' deyip NATO Genel Merkezi'ne akreditasyon başvurusu yapıyor.
Ankara'da NATO toplantısına katılıyor. Çok enteresan bir şey oluyor. Toplantı sırasında Avrupa Birliği'nin Türkiye'ye ilişkin. üyelik delegasyonunda bulunan isim ve Türkiye'nin Avrupa Birliği üyesi olup olamayacağı, Türkiye'nin Avrupa yoluna gidip gidilemeyeceği sorusu soruluyor.
AB delegasyonundaki üye diyor ki: 'Hayır. Türkiye, insan hakları ihlalleri, demokratik kriterler nedeniyle Avrupa Birliği'nden tamamen ayrı bir çizgide.'
Ve orada salonda kim el kaldırıyor? İzzet Talip Akarsu: 'Sayın diplomat, madem diplomasinizi insan haklarına, demokrasiye dayandırıyorsunuz; İsrail Gazze'de bu katliamları yaparken, İsrail ile kurduğunuz ilişkide aynı kriterleri uyguluyor musunuz?'
Siz bir teğmenin üzerinden üniformasını sökersiniz. Ama o gider, üzerinde takım elbise olduğu halde, kimseyi karalamadan, yalan da söylemeden, sorulması gereken bir soruyu sorar."
Alın size halkın nasıl kandırıldığına yeni bir örnek;
Oğluma @Migros_Turkiye den @AlgidaTurkiye dondurma aldık. "Çubuklarda bedava kampanyası" yazıyordu. Gerçekten bedava çıktı. Tekrar gittik Migros'a, biz veremeyiz dediler. Bölge sorumsunu aradık, "yok öyle bir şey" dedi. Dolandırıldık o halde deyince "ben vereyim 50 lira, kes sesini" dedi. Mesele 50 liralık dondurma değil, milleti böyle kandıracak cesareti nereden buluyorlar? Biz 50 lirada boğulduk, konu 50 bin olsa kapıya mafya gelecek her halde. Üç kuruşluk adam bize "kes sesini" dedi ya bir de. Umarım bir açıklamanız vardır @AlgidaTurkiye
CONOZCALA Ella es una heroína,madre Venezolana que mantuvo vivos a sus 3 hijos alimentandolos con leche materna durante 11 dias. Fueron rescatados con vida del edificio OPP en La Guaira, Venezuela. Es un milagro. Hay mujeres que merecen un monumento.
Kurtuluş Savaşı'nda sadece işgalcilere savaşmadık, onlardan önce yerli işbirlikçilere, sarayın ve hükümetinin (Padişah Vahdettin ve Sadrazam Damat Ferit'in ) Kuvayi Milliye'yi yok etmek amacıyla kurduğu paralı ordu Kuvayı İnzibatiye (Halifelik Ordusu) ile de savaştık.
Nezahat Onbaşı anlatıyor! 👇
C’est DEVANT les yeux de l’arbitre, tu peux pas faire plus FLAGRANT que ça.
Tu fais ça à Messi c’est penalty sifflé directement, carton rouge et 2 matchs de suspension.