bazen özellikle geceleri otururken aniden kendimi,odamı,adımı yadırgıyorum.kapıya,eşyalara bakıyorum;hepsi tanıdık ama başka bir şeyin dekoru gibi geliyor. adımı tekrarlayıp duruyorum ve sanki kendimi her şey bitmiş de kendi geçici kimliği ile hükmü bekler buluyorum.
ayşe şasa ‘başkalarının yaşamlarına ayak uyduramayacak kadar kendimle doluyum. kendimle ya da sonsuzlukla. sonsuzluk ne demek bilir misin?’ diyor ya, çünkü insan kendi içindeki o gürültüsüz derinliğe bir kez adım attıysa, dışarıdaki sığ telaşlara bir daha asla sığamıyor.
duru bir görüş bahşetsen bana ya Rab. her şeyin yerli yerinde durduğunu,ağır ağır döndüğünü,sakin sakin aktığını görmeme yetecek bir bakış…
*nazan bekiroğlu
en sevdiğim özelliğim her an her şeyi romantize edebiliyor olmam. elbette sıkıntılarımız imtihanlarımız ve hüzünlendiğimiz anlarımız var ve olmaya devam edecek ama buna rağmen güneşli bir gökyüzünü ya da yeşeren yaprakları izlemenin bana kattığı o mutluluğu çok seviyorum.
bazı günler insanın içi sanki hiç geçmeyecek kadar daralabilir, her şey üst üste gelmiş gibi olabilir. ama zaman geçtikçe bakış da değişiyor. yorgunluk da bekleyiş de boşa değil. ve insan anlıyor ki, Allah, taşıdığı yükten daha büyük, merhameti her şeye yetiyor.
bu ramazan diğer ramazanlara göre bi farklıydı bence ,sanki teselli verirmiş gibi sarıldı teskin eder gibi hayatı kolaylaştırdı,Rabbim bi sevinç sürûru olarak kalbe nakşeyledi ne demek istediğimi müminler anlamıştır eminim