Meşruiyetin artık okyanus ötesinden ithal edilebilen bir metaya dönüştüğünü, geçen yıl Donald Trump’ın sırdaşı Tom Barrack’ın o meşhur itirafından öğrenmiştik. Barrack, Trump yönetiminin AKP’ye yaklaşımını tek kelimeyle özetlemişti: “Meşruiyet.”
İçeride hukuku ve anayasayı katlederek kendi meşruiyetini tüketen AKP, ne yazık ki uzunca bir süredir kendi beka vizesini Washington hatlarında arıyor. Bunun bedelini ise hep demokrasimiz ödüyor.
Erdoğan ve Trump’ın 20 Mayıs’taki telefon görüşmesinin hemen ardından, Cumhuriyet Halk Partisi’ni ve milli iradeyi kumpaslarla kuşatıp yok sayma gayretine girilmesi bunun en hazin örneği.
Üstelik karşımızda rastlantılarla açıklanamayacak bir örüntü var. Belli ki AKP’nin iç siyasette ne zaman başı sıkışsa, otomatik bir Washington refleksi devreye giriyor.
Geçen yıl, 16 Mart 2025’teki Erdoğan-Trump telefon görüşmesinin hemen ardından 18 Mart’ta Ekrem İmamoğlu’nun diploması hukuksuzca iptal edilip, 19 Mart’ta gözaltına alınmış, 23 Mart’ta ise tutuklanmıştı.
Görüyorsunuz ki, siyasi meşruiyetini kendi halkında bulamayanların sığındığı liman değişmiyor. Dışarıda Trump’ın himayesinde meşruiyet arayışları, içeride ise milli iradeye yönelik antidemokratik tahakküm hamleleri...
Dün Trump'ın "Erdoğan, beni asırların lideri ilan etti" diyerek paylaştığı ve iki saat sonra sildiği o tweet, kapalı kapılar ardında dönen bu icazet trafiğini bir kez daha deşifre etti.
Trump’ın şahsi propagandası için kullanıp iki saat sonra çöpe attığı o ifadelerden medet umarak, Türkiye Cumhuriyeti’nin uluslararası itibarını daha fazla yerle yeksan edemezsiniz!
AKP şunu anlamalıdır : Meşruiyet okyanus ötesinden ithal edilmez; meşruiyetin yegane ve mutlak sahibi yalnızca Türk milletidir. Sandıktan ve hukuktan kaçıp Trump’ın gölgesine sığınarak koltuk koruma devri bitti.
Önümüze gelecek ilk seçimde milletimiz, kendi iradesini değersizleştiren bu ithal meşruiyet anlayışının ve bu antidemokratik kuşatmanın hesabını sandıkta çok ağır soracaktır.
"Partimizi ayrıştırıcı dil kullanmayalım" diyor Kılıçdaroğlu. Biz bu söylemin ne anlama geldiğini çok iyi biliriz. "Beni eleştiren, bölücülük yapmış olur" demek istiyor aslında. Geçin bunları, eleştiri olmayan yerde çürüme vardır.
Trump'ın dostunun dostu bu kadim Türkiye halkında hiçbir karşılık bulamaz. Kemal Kılıçdaroğlu, yönetimi devralmayacağını, CHP'ye ve halka yönelik baskılara karşı partisiyle mücadele edeceğini açıklamalıydı, milletin iradesine ancak öyle mazhar olabilirdi.
Muhalefeti iktidar alternatifi olmaktan çıkartmak için devletin her türlü imkanını seferber edenler ülkeyi yönetme görevlerini tamamen unuttular. Çocuklarımızı koruyamazsak, vatanı hiç koruyamayız
Millet iradesi boş bir siyasi kalıp değildir. Millet iradesi senin, benim hepimizin iktidar olma hakkının oylarımızla ifadesidir. Bugün iktidar olma hakkımız ağır saldırı altındadır. Kendi kaderini tayin hakkı gibi iktidar olma hakkı da zorbalarin çirkin oyunlarina terk edilemez
Meslek büyüğüm @altan_oymen demokrasi inancı, olaylara hak, hukuk, adalet temelli objektif yaklaşimı,
ayrim yapmaksizin insana olan saygısı, basin ozgürluğü mucadelesindeki yoldaşliğı ile örnek aldiğım dosttu. Başta sevgili @aslioymen
hepimizin başi sağolsun.
🇨🇾#Cyprus: IPI condemns recent death threats made against Ayşemden Akın, a journalist from Turkish Cypriot online newspaper Bugün Kıbrıs. She received the threats after publishing an investigative article about a money laundering network. #MMF alert:
https://t.co/S7LI8FAcwW
Hadi gazetecileri baskı ve zindan ile susturdunuz, gerçekleri karartabilecek misiniz?
Boşuna çabalamayın, yaşam olan her yerde haber vardir, haber kendi gazetecisini yaratır.
@muratagirel, @timursoykan gibi gerçeğin peşinde koşan gazeteciler susturulamaz.
History has never promised that standing with the oppressed would be easy. On the contrary, it is often the path of greatest resistance—one marked by persecution, marginalisation, and sacrifice. Those who choose to stand against injustice frequently face professional, social, and even legal consequences, yet history remembers them not for their suffering but for their unwavering commitment to truth and justice.
The climate in the United States is becoming increasingly challenging for those who openly support Palestine and advocate for the right of self-determination. As pro-Israel sentiment continues to dominate political and media discourse, individuals who express solidarity with Palestinians will face growing scrutiny, professional and police repercussions, and even social ostracisation.
The consequences of taking a principled stance on Palestine are already evident. Academics, journalists, activists, and even students have been subjected to intimidation, job losses, and blacklisting simply for voicing support for Palestinian rights. Corporations and institutions are tightening their policies, while anti-boycott laws in several states have created legal barriers to economic and political protest against Israel. The chilling effect is spreading, signaling that defending Palestinian self-determination in the US will come at a steep cost.
As the US government continues to deepen its alliance with Israel, those who challenge Washington’s unwavering support for Tel Aviv may find themselves increasingly marginalised and punished. The upcoming months could see intensified crackdowns on pro-Palestinian advocacy, including greater surveillance, legal action, and targeted efforts to silence dissenting voices.
For Americans and residents who refuse to conform to the prevailing narrative, the road ahead will not be easy. But history has shown that silencing a just cause does not erase it—it amplifies it. The fight for Palestinian self-determination will persist, even if it comes at a price.
Gazetecilik meslek ilkelerinden biri habere konu olayda tüm taraflara söz vermektir. Bariş Pehlivan, Seda Selek, Serhan Asker işlerini her zaman iyi yaparlar. İşini iyi yapanlarin cezalandırıldığı noktalardayız. Sorun sadece basin ozgürlüğü değil, çöküşe karşı çikma sorunudur
@BirGun_Gazetesi Cumhurbaşkani Istanbul Sözleşmesi'nden çekilmenin kadinlar açısından olumsuz bir yanı olmadığını soylüyor. Pekiyi, olumlu bir yanı olmuş mudur? Cumhurbaşkanı'ndan beklenen bu soruyu yanıtlamasıdır.
Kaldı ki, anlaşmadan çekilmenin olumsuz sonuçlari olmuştur.
Eskiden Türkiye borçlarinı ödeyemez hale geldiğinde darbe yaptırarak halka zincir vurur, sıkı para politikaları uygulatır (IMF) verdikleri borcu geri alırlardı. Şimdi darbeye gerek kalmadan hukuku rafa kaldıran
işbirlikçileri sayesinde topluyorlar alacaklarını.
Halkimız, iktidarı ve muhalefeti ile siyasi partilerin çok önüne geçerek Cumhuriyet'in 100. yılını coşku ile kutluyor. Demokratik, laik cumhuriyet ısrarı ve aydınlık Türkiye tutkusu siyasete güçlü bir değişim mesajı veriyor. Bu mesajı anlayabilen kazanır, hepimiz kazanırız.