KORKUNÇ
Türkiye'de bir kadın, kendisine tecavüz eden adamla evlenmeye zorlandı. Adam daha sonra kadının 4 yaşındaki kızına da tecavüz etti ve mahkeme davayı düşürdü. Kadın, adalet talebiyle sokaklarda protesto gösterilerine başladı. Daha sonra kendisi ve kızı ölü bulundu!
Geldik gidiyoruz.
56 yıldır insanımızın zirai ilâç kalıntısı olmayan meyve ve sebze yiyebilmesi için çok uğraştım, çarpıcı programlar yaptım ama maalesef başaramadım.
Hollanda artık hiç ilâç kullanmadan, tamamen biyolojik mücadele ile ürün yetiştirmeye geçiyor.
Biz ise halâ izin verilenin 158 katı ilâç kullanabiliyoruz!
Özellikle çocuklarımıza sağlıklı ürün yediremediğimiz için üzgünüm çok.
Affedin bizi sevgili çocuklar...
Daha önce hiçbir ortamı bu kadar kıskanmamıştım... 🧿
Oyuncaklarıyla birlikte pencere önüne oturup cips ve meyve suyuyla piknik yapan miniklerin keyif dolu anları.
Sanırım bir çeşit biyolojik silah vasıtasıyla topluma gerizekalılık virüsü bulaştırıyorlar. Cehaletin vücut bulmuş halinin bir yüzü öğretmenlik yapıyor, diğer yüzü de ‘lgs annesiyim’ diye dans ediyor. Cepheye mermi taşıyan annelerden nerelere düştük!
REZALET!
Avrupa Birliği Gıda Erken Uyarı Sistemi'nden (RASFF) bildirildiğine göre; Türkiye’den’den İsveç’e ihraç edilen taze biberlerde, güvenli limitlerin 158 katı oranında pirimiphos-methly, 22 katı oranında cyflumetofen ve 2 katı oranında Flonicamid adlı pestisitler tespit edildi.
80 yaşındaki bir insanı, en temel haklarını kullanabilmek için akıllı telefon kullanmaya mecbur bırakan bir ülke modern değildir.
O, kendisini inşa eden insanlara sırtını dönmüş bir ülkedir.
2026’da her hak bir uygulamaya, her hizmet bir şifreye, her ihtiyaç ise ekrana bakarak ilerleyen soğuk bir prosedüre dönüştü.
Bir yaşlıyı elinde telefonla izleyin.
Bir zamanlar taş kıran o eller şimdi doğru tuşa basmakta zorlanıyor.
Savaş görmüş gözler artık ekrandaki küçücük yazıları okuyamıyor.
Peki biz ne yapıyoruz?
Onları sessizce yalnız bırakıyoruz.
Bir cihazın karşısında pes etmelerini izliyoruz.
Bu bize gerçekten insani geliyor mu?
Bizi büyüten insanlara böyle davranmak doğru mu?
Doktor randevusu için torununu arıyor.
Emekli maaşı işlemi için oğlunu bekliyor.
Fatura ödemek için komşusunun kapısını çalıyor.
Bir tahlil sonucunu anlamak için birinden yardım istemek zorunda kalıyor.
Çünkü günlük hayat artık onların hiç öğrenemediği bir dili konuşuyor.
Peki torun işteyse?
Çocuklar başka şehirdeyse?
Evde sadece sessizlik varsa?
İşte o zaman hak da ortadan kayboluyor.
Tren gişesi yok artık.
Uygulama var.
Market kasası insan değil.
Makine var.
Kimlik bile elektronik oldu.
Ama onu aktif etmek için gereken dijital doğrulama sistemi yine aynı ekrandan geçiyor.
Yani zaten zorlanan bir insanın önüne yeni bir engel daha konuyor.
Günlük yaşamın içindeki insan temasını tek tek sildiler.
Sonra da bunu bize gülümseyerek anlattılar:
“Bu sizin için bir kolaylık.”
Kimin için kolaylık?
Bir masanın arkasında oturup bu sistemleri tasarlayanlar kendilerini yenilik dahisi sanıyor.
Ama çoğu, babasını bir devlet dairesine götürmemiş insanlar.
Çoğu, annesinin bir gün sessizce:
“Ben artık hiçbir işe yaramıyorum galiba…”
dediğini duymamış insanlar.
O cümle, bizi büyüten bir ağızdan çıktığında, her yasadan daha ağır olmalı.
Ama kimse duymuyor.
Ve bu sırada binlerce yaşlı insan sağlık hakkından, emeklilik işlemlerinden, vatandaş gibi hissedebilme onurundan vazgeçiyor.
Çünkü önlerine dijital bir kapı koyuldu.
Ve onlar o kapıyı açamıyor.
Bizden önce gelenleri geride bırakmak ilerleme değildir.
Teknoloji destek olmak için vardı.İnsanların sağlık, saygınlık ve temel haklara ulaşabilmek için geçmek zorunda olduğu bir sınav olsun diye değil.
Ama sistem başka bir şeyi seçti:
İnsanlığı değil verimliliği…
İnsanı değil algoritmayı…
Ve en çok dinlenmesi gereken insanlar şimdi sessizce bir köşede kaldı.
Bir şifreyi hatırlayamadıkları için.
Bir gün sıra bize de gelecek.
Bir gün biz de geride kalacağız.
Ve o zaman şunu geç fark edeceğiz:
Hiçbir uygulama, uzatılmış bir insan eli kadar değerli değildir.
Bahar Meir
@hakancinarr03 Çok derin konular desenize sadede bir çanta degil essiz bir eser statü ve güç sembolü öyle her para veren alamiyor taşıyan kişinin kimligi de onemli bizi aşan konularmiş
Cumartesi akşamı Norveçli arkadaşların evine yemeğe gittik. Sofrada küçük bir seramik kase içerisinde parmakla övütülen tuz koymuşlar. Bu seramik çok kaliteli dedi arkadaş, karısı da kandırma kendini kazıklandık işte dedi 😂😂😂
Geçen sene Çanakkale’ye bizim yazlığa gelmişlerdi. 10 gün kadar kaldılar sonra 1-2 gün İstanbul’da geçirmek istediler. Götürdük istanbula bıraktık.
İstanbul’da gezerlerken birisi ile karşılaşmışlar, seramik işi yapıyorum hemen şu ara sokakta dükkanım var gelin bakmak isterseniz demiş (değnekçi 😅)
Dükkana girmişler bir iki küçük ürün alalım ayıp olmasın demişler. Kasaya gelmişler 1800 tl. Biraz pahalı ama oldu artık deyip kartla ödemişler ve asıl süpriz 1800 tl değil 1800 kron yani 9.000 tl 😅😅
Seramikleri de görsen, Çanakkale Aynalı çarşıda taş çatlasın 50 tl dedim hanım 10 tl ye satıyorlar dedi ama turist diye bunlara 3000 tl 🤦♂️
Neyse güldük geçtik ama bu çok büyük bir sorun. İki tane denyo turist kazıklıyor cerenesini bütün ülke çekiyor.
@seekthereeed Parti bahane şıkır şıkır giyinip kim daha zayif kimdaha fit kim daha şık felan filan sidik yaristirma kendilerini eylendirme pesindeler çoluk çocuk park bahçe oynamak ister