🔷Batman, Diyarbakır, Mardin… Yüzlerce ‘faili meçhul’ cinayet, domuz bağı katliamları, mezar evler… 1990’lı yıllardaki şiddet sarmalının en önemli aktörlerinden Türkiye Hizbullahı örgütünün yöneticilerinin, alelacele görülen ‘yeniden yargılamalar’ ile göstermelik cezalara çarptırılarak adeta aklanmalarına tepki büyük.
🔷1992’de Gazeteci Namık Tarancı, 1993’te Mardin Milletvekili Mehmet Sincar’ın katledilmesi başta olmak üzere 183 cinayetten sorumlu olduğu ortaya çıkan örgütün lider kadrosundan Edip Gümüş ile Cemal Tutar, mağdur aileler ve avukatlarına haber dahi verilmeden yapılan jet hızındaki ‘yeniden yargılamalar’ sonucunda örgüt yöneticiliği ve cinayetlerden değil, sadece ‘üyelikten’ ceza aldılar.
🔷Diyarbakır 6. Ağır Ceza Mahkemesi örgüt yöneticilerine iyi hal indirimi de uygulayarak 6 yıl 3 ay ceza verdi ve daha önce yattıkları süre nedeniyle tamamen serbest bıraktı.
🔷İyi hal indirimi verilen sanıklar, 2011’de tartışmalı bir kararla ağırlaştırılmış müebbet hapis hükümleri bozularak tahliye edildiklerinden bu yana 15 yıldır firariydi ve üstelik ‘başlarına ödül’ konmuştu. Ama yurt dışında oldukları sanılırken mahkemeye memleketleri Batman’dan SEGBİS yoluyla katıldılar. Örgütün askeri kanat sorumlusu Cemal Tutar, 2000 yılında örgütün kurucusu Hüseyin Velioğlu’nun öldürüldüğü Beykoz operasyonunda sağ yakalanmış ve birçok cinayetin emrini Örgüt Yöneticisi İsa Altsoy’dan alarak tetikçilere ilettiğini itiraf etmişti.
🔷Mahkemenin sanıkların Hüseyin Velioğlu’nu tek bir lider kabul ettikleri gerekçesiyle “yönetici” olamayacakları yönündeki gerekçesi de tepki çekti.
Türkiye'de tereyağ ithalat yetkisi Et ve Süt Kurumu'nda.
Nisan ayında İtalya'dan tereyağı ithal edildiğine dair haberler çıkmıştı.
Kim bilir İtalya'da kimin şirketi var?
Öğretmenlerin direnişi ilk kazanımını aldı.
Özel sektör öğretmenleri ile mülakat mağduru öğretmenlerin Ankara'da sürdürdüğü ortak mücadele sonuç verdi. Günlerdir talep edilen görüşme, 30 Temmuz'da gerçekleştirilecek.
Bu görüşme bir lütuf değil; haftalardır sokakta sürdürülen direnişin, gözaltılara ve polis şiddetine rağmen geri adım atmayanların ve 13 günlük açlık grevinde ortaya konulan iradenin sonucudur!
#MülakataAtamaTabanMaaşaYasa
@ogretmensendika
Sayın Tekin,
İki yıl önce, kendi ifadesiyle özel okul temsilcilerine öğretmenlerin 30 bin TL'nin altında çalıştırılmaması çağrısında bulunmuş ve kurum sahiplerinden bu konuda "söz aldığını" açıklamıştı. Biz ise o gün, "Bize söz değil, yasa lazım!" diyerek bunun kalıcı ve bağlayıcı bir çözüm olmadığını ifade etmiştik.
Aradan geçen iki yılda ne yazık ki sorunlar çözülmedi; aksine daha da derinleşti. Kölelik koşullarını andıran çalışma biçimleri yaygınlaştı. Açlık grevine başvurmak zorunda kalan, işten çıkarılan, gözaltına alınan ve hak mücadelesi verdiği için baskıya uğrayan büyük bir öğretmen kitlesi ortaya çıktı.
Tekin, taban maaş uygulamasını sadece bir ücret olarak görüyor. Toplu görüşme ve TİS hakkı olmayan, süreli iş sözleşmesi ile çalışan ve eğitim-öğretim takvimi üzerinden işleyerek çeşitli gasblara açık hale gelen sistemin mağduru olan öğretmenlerin hala ne demek istediğini malesef anlayabilmiş değil.
Sadece bir ücret itirazı olarak ele alsak bile, ortalamanın 40 bin TL olduğu - Bakanının kendi söylemidir ve sadece okulları kapsamaktadır- bir çalışma alanında çok açıktır ki asgari ücretle çalışan binler vardır. Bu tespite göre ya bütün öğretmenler 40 bin alıyor ya da 40 bin üzerinde maaş alan öğretmen kadar asgari ücret civarında maaş alan öğretmen var.
Sayın Tekin, aynı şeyi söylüyoruz maalesef ortalama ücret 40 bin TL'dir. (O da 2027 Eylül ortalamasıdır) On binlerce arkadaşımız asgari ücret ya da ona yakın ücretlerle çalıştırılmaktadır, on binlerce öğretmenin de kaçak elden maaş sistemi ile vergi kaçıran patronlar tarafından emeklilik hakkı gasp edilmektedir.
Bu nedenle, yalnızca öğretmenlerin insanca yaşayabileceği bir ücret alabilmesi için değil; kayıt dışılığı, vergi kaçakçılığını ve sosyal güvenlik haklarının gasp edilmesini önlemek için de yasaya dayalı taban ücret sistemi zorunludur.
Çözüm, patronlara çağrıda bulunmak ya da şikâyet toplamak değildir. Gerçek çözüm; öğretmenlerin haklarını güvence altına alan, uygulanması zorunlu ve yaptırımı olan yasal bir taban ücret düzenlemesini hayata geçirmek, bunun yanında çalışma ilişkilerini toplu pazarlık ve sendikal haklarla güçlendirmektir. Öğretmenlerin geleceği, iyi niyet beyanlarına değil, hukuk güvencesine emanet edilmelidir.
#MülakataAtamaTabanMaaşaYasa
@ProfDrAGurcan@avabdullahguler@NazimMavis@latifselvi42@leylasahinusta@isikhanvedat@Yusuf__Tekin@memetsimsek
Biri de çıkıp demiyor ki; “Ya sen ne diyorsun kardeşim? Sen peygamberliğini mi ilan ediyorsun?”
👉 Timur Soykan, ‘Allah’a liste veriyoruz’ diyen Menzil şeyhi hakkında konuştu:
• Biliyorsunuz Menzil tarikatı jandarmada, poliste, yargıda aklınıza gelecek her yerde çok örgütlü.
• Şimdi Menzil şeyhi şöyle demiş:
• “Bize hizmet edenlerin listesini Allah’a bildiriyoruz.”
• Şimdi Deniz Göktaş içeride değil mi? Dini duyguları güya işte hakaret etti filan iddiasıyla…
• Şimdi bu adam bu lafı söylüyor. Diyor ki: “Bize hizmet edenlerin listesini Allah’a bildiriyoruz.”
• Yani biz Allah’la temas halindeyiz diyor.
• Şimdi bu kişiyle ilgili ne bir soruşturma açılıyor, ne bir siyasetçiden ses çıkıyor, ne Diyanet “ya sen ne diyorsun?” diyor. Kimse bir şey demiyor.
• Bir Allah’ın kulu da çıkıp demiyor ki: “Ya sen ne diyorsun kardeşim? Sen peygamberliğini mi ilan ediyorsun?”
• Bunlar sahte peygamberler. İp tutuşturuyorlar milletin eline. Ondan sonra onların tövbelerini alıyorlar. Bir çeşit günah çıkartma.
• Ondan sonra diyor, bütün tövbelerini affettim diyor filan.
• Yani bunlar şunu bile iddia ediyorlar. Şeyhin öyle bir gücü var ki Azrail geliyor ölen müridi alıyor götürecek.
• Azrail’i durduruyor. Diyor ki: “Nereye götürüyorsun? Allah’a söyle. Bizim Gavs-ı Azam’ımız, yani Allah’ın görevlendirdiği yöneticisi izin vermiyor de.’ diyor.
• Azrail de gidiyor Allah’a söylüyor. Diyor ki gavs bırakmadı. Allah diyor o zaman gavsın bir bildiği vardır.
• Şimdi bu kişi diyor ki, bakın etrafına topladığı insanlara diyor ki: “Bize hizmet edenlerin listesini Allah’a bildiriyoruz.”
• Kim içeride? Deniz Göktaş içeride.
• Bu kişiler ne yapıyor biliyor musunuz?
• Jandarmada, adliyede, poliste, aklınıza gelecek devletin bütün kurumlarında örgütleniyorlar.
Bu gece gelecek 4 lira 20 kuruş zamla mazotun litresi 80 lirayı aşıyor.
Mazotta ÖTV de kalmadı.
Savaş yavaşlasa, mazot fiyatları gerilese de, Türkiye'de indirimler ÖTV olarak yansıtılacak.
Gıda enflasyonu için kabus gibi senaryo...
Liselere Geçiş Sistemi (LGS) sınavına giriş çağındaki çocuk nüfusu 1 milyon 336 bin…
Ancak LGS’de de 342 bin çocuk sınavda yoktu. Yani çağ nüfusunun 4’te 1’i.
MEB ise bu kadar çok çocuğun sınava neden girmediğini açıklama gereği duymuyor.
✒️ Adnan Gümüş yazdı
https://t.co/nmLKqK25aD
🗞️ ‘Milli eğitim’in iflası
2026 yılı LGS sınavı ile YKS sonuçlarının ortaya çıkardığı tablo, yıllardır başta sermayenin ihtiyaçları olmak üzere dini ve siyasi saiklerle de yazboz tahtasına çevrilen ‘milli eğitim’in çöküşünü gözler önüne seriyor. Hem orta okulda hem de lisede yüz binlerce çocuk eğitimden kopmuş durumda. Ezici çoğunluk ise soruların yarısını bile yanıtlayamıyor.
📌 Evrensel bayilerde
Avrupa'da liderliği kimseye kaptırmadığımız, hatta hiçbir ülkeyi yanımıza dahi yaklaştırmadığımız tek bir başlık var:
Yüksek Enflasyon...
Avrupa'da bizden başka çift haneli enflasyona sahip ülke yok...
2 yıl zorunlu çalışma, 24 saat görüntü kaydı, 12 saat mesai:
Nepal’den Türkiye’ye köle zinciri
- Sermayenin sunduğu özel istihdam büroları, göçmen emeğiyle modern kölelik çarkına dönüştürüldü. Türkiye’den 7 bin kilometre uzaklıktaki Nepal ile kurulan ‘köle zinciri’ çarpıcı bir örnek. Nepal’den getirilerek ve pasaportlarına el konularak fabrikalara pazarlanan binlerce işçi, asgari ücretin de altındaki ücretlerle günde 12-14 saat çalıştırılıyor.
- Bu 'ticaretin' aracılığını yapan şirket 'Euro Nepal' 2000'den beri Türkiye'de yaşayan Nepalli doktor Binod Kumar Şah'a ait ve muayenehanesi ile aynı adreste görünüyor. Çocuk doktoru olan Şah, 2015’te Sağlık Bakanlığınca “yılın doktoru” seçilmiş. Şimdi; mobilya, gıda, inşaat, turizm, maden ve tekstil gibi sektörlere “vasıflı-vasıfsız işçi", “yarı nitelikli personel”, “genel işçi” diye kategorize ettiği Nepalli işçileri pazarlıyor. İşin Nepal tarafını organize eden şirket de Dr. Şah'ın üzerine kayıtlı.
- Şirketler Nepalli doktorun ama kazanç çok büyük ve dolayısıyla ilişkiler de çok daha karmaşık. Türkiye'de 120 kadar şirkete işçi tedarik ediyorlar: Petlas, Hidromek, Kumtel, Mitaş, Astor, Alpin Çorap ve diğerlerinde 4 bin 500 Nepalli işçi çalışıyor. Sayı artıyor.
- Nepalli işçiler genellikle fabrika içlerinde kurulan prefabrik yapılarda koğuş sistemiyle kalıyor. Asgari ücretin çok altında, örneğin 20 bin liraya, üstelik günde 14 saati bulan mesailerle çalıştırılıyorlar.
- Dr. Şah ve 'ortakları' ise işçi başına 12 bin lira "komisyon" alıyor.
- İşçilere imzalatılan sözleşmede 2 yıl zorunlu çalışma, 'hırsızlık ihtimaline' karşı 7/24 kamera ile gözetlenmeyi kabul etme gibi maddeler var.
Enerji işçisi direndi kazandı! Yıldızlar SSS Holding bir kez daha örgütlü mücadele karşısında yenildi.
Yunus Emre Termik Santrali işçilerinin, Enerji-Sen ( @enerjisen ) öncülüğünde, Yıldızlar SSS Holding'e karşı başlayan direnişleri sonucunda sendikanın yaptığı açıklamaya göre, işçilerinin gasp edilen yaklaşık 7 milyon TL’lik alacağının 5 milyon TL’si an itibarıyla hesaplara yatırılmış, kalan tutarın ödenmesi için ise protokol imzalanması yönünde mutabakata varılmış durumda.
Ayrıca Enerji-Sen Genel Başkanı Süleyman Keskin ve Genel Sekreteri Emin Atsız serbest bırakıldı ve kararlılıkla bekleyen işçilerin yanına geçti.
Yaşasın örgütlü mücadele yaşasın sınıf dayanışması!
🇳🇵🇹🇷 12 saat mesai, 2 yıl zorunlu çalışma, 24 saat görüntü kaydı: Nepal’den Türkiye’ye köle zinciri
AKP iktidarının sermayeye sunduğu özel istihdam büroları, göçmen emeğiyle modern kölelik çarkına dönüştürüldü. Türkiye’den kuş uçuşu 4 bin kilometre uzaklıkta olan Nepal ile ‘köle zinciri’ kuruldu.
Dicle Sezen Öz'ün (@diclesezenoz) haberi
https://t.co/vTPudXLvqF
Yıldızlar SSS Holding tarafından hayatları gasp edilen işçiler anlatıyor:
"Yaklaşık 1 yıldır maaşlarımızı ödemediler, 1 yılın sonunda bizi ücretsiz izine çıkarttılar. Bakkala gidemedik, hastaneye gidemedik!"
#YıldızlarHakkımıVer
Timur Soykan: "AKP'li vekilin eşine 3,7 milyar TL'lik ihale.
İhaleye çıksalar yine iyi; dersin ki ihaleye girmiş, almış, canım Timur sana ne, dersiniz değil mi?
21/B ile veriyorlar 3,7 milyar TL'lik ihaleyi, başka şirket giremiyor.
21/B ihaleler, bir afet durumunda milli güvenlik meselesinde, çok acil durumlarda olur; o zaman pazarlık usulü ihale yapılır ve herkes çağrılmaz ihaleye.
Sanki bir afet varmış, çok acil bir durum varmış gibi ihaleye gidiyorlar, ballı ihaleyi milletvekilinin eşine veriyorlar.”
Mafya filmlerinde değil
Tunceli’de yaşandı!
Gülistan Doku dosyasının baş aktörlerinden eski Tunceli Valisi Tuncay Sonel’e ilişkin dosyada inanılmaz yazışmalar yer aldı.
Sonel, kendisini sosyal medyada eleştiren bir vatandaşı eski polis Gökhan Ertok’a göndererek “İvedi lazım bu pislik kimse kardeş” talimatını verdi. Ertok ise “Emir anlaşıldı sayın valim” yanıtını verdi.
İddiaya göre Ertok, vatandaşın IP ve adres bilgilerini tespit ettirdi, polislerle birlikte evine giderek darbetti, ters kelepçeyle yere yatırıp fotoğrafını çekerek Sonel’e gönderdi.
Ardından cep telefonunun kopyalandığını, kameralarının izlenebildiğini ve evine dinleme cihazı yerleştirildiğini bildirdi.
Mesajlaşmalara göre Sonel, “Teşekkür ederim kardeşim” diyerek karşılık verdi. Birkaç gün sonra da koruma polisi aracılığıyla Ertok’a 20 bin TL gönderildi. (Sözcü)
Un 22 de julio de 1962, el líder fascista británico Oswald Mosley, intentaba realizar un mitin en la Trafalgar Square de Londres... los antifascistas se organizaron, asaltaron el escenario, lo expulsaron a palos y obligaron a los fascistas suspender el mitin.
Así se combatía al fascismo antes, ahora a los antifascistas se les llamaría terroristas y se pide respetar las "ideas" de los fascistas, se les da altavoz y se debate con ellos.
El fascismo es un crimen y llevó a la humanidad a una guerra mundial con más de 50 millones de muertos, no es "una opción electoral" a respetar, es una lacra que debe ser erradicada y jamás tolerada.