Boğaziçi Üniversitesi’nden bölüm birincisi olarak mezun olan bu genç kadının, şu beş dakikalık video kaydında açıkladığı baskı ve zorbalıkların oluşturduğu hak ihlâlleri listesinin vahametini idrak edemeyen bir ülkenin geleceğinin parlak olduğunu düşünmek ham hayaldir.
Mega prodüksiyon "Trump Ankara'da" filmi ve o filmin kovboyu NATO'nun ne kadar derdi acaba Filistin'deki bu hal? (Satılacak yeni silahlar ve inşaat taahhüt işleri dışında tabii?)
Karatepe Yüksek Güvenlikli Kapalı Ceza İnfaz Kurumu’ndan herkese selamlar. Merak eden varsa içten bir şekilde söylüyorum, keyfim yerinde. İlerleyen günlerde façayı bozmamak için iyi hissetmiyorken “iyiyim” diyebilirim. O durumda bir yerlere göz kırpma emojisi koyarım.
Birçok açıdan nostaljik bir deneyim oluyor. Yıllar sonra televizyon izliyorum ve alaturka tuvalet kullanıyorum. Üstüne bir de Dünya Kupası eklenince 2002 yılında maça yetişmek için okuldan eve koşan Çocuk Deniz’e döndüm ama şişman Ronaldo’suz aynı keyfi vermiyor. Bu arada reklamlar iyice sıkıntı olmuş. Kantinden AdBlock istemek için dilekçe yazmayı düşündürdü. Sürekli meşrubat içen Boran Kuzum ve Feyyaz’ı görüyorum. Umarım müstakil bir ev alacak kadar iyi bir kaşeye anlaşmışlardır. Yoksa çekilecek çile değil. Nihat Kahveci’ninkini ev de kurtarmaz. “Kuşkaş ne topçuydu be!” Bir de yağcılık gibi olacak ama TRT 2 çok iyiymiş. İlaçlarıma henüz ulaşamamışken Kiarostami’nin Kirazın Tadı antidepresan gibi imdadıma yetişti yine. Yemekler ODTÜ yemekhanesiyle aynı. Dışarıdayken günde 1,5 öğün yiyordum, burada 3 öğün yiyorum vakit geçsin diye. Diş fırçalama işini de günde ikiye çıkardım, yine vakit geçsin diye. Alaturka tuvalet de daha sağlıklı diye duymuştum. Öyle değilse bile buradan çıkana kadar söylemeyin, motive kakalarımın tadı kaçmasın.
Bildiğiniz gibi kendi isteğimle dönüp teslim olmama rağmen ters kelepçe yapmak istediler. Rızam olmadığını söyledim. Zor kullanarak yaptılar. Şanlı direnişim yaklaşık 4 saniye sürdü. Polisler 2 katım n’apayım? Sonra emniyette birisi, “ya aslında sosyal medyaya içerik üretmek için” demiş olmalı ki; restoranda tam yemek yiyecekken “arkadaşlar bir saniye bozmayın” deyip masanın fotoğrafını çeken influencer tatsızlığında, ters kelepçeli videolarım çekildi; önden, arkadan, yandan. Hepsinde bir şekilde kameramanı bulup sırıttığım için uzak-arka açıyı yayınlayabilmişler.
Yapıcı bir eleştiri: Vatan Emniyet binası dökülüyor. Çalışanlar sıcaktan baygınlık geçiriyordu. Osmanlı’dan kalma klimalar var ve onlar da çalıştırılmıyor. Sadece amirlerin odasında son model klima var. Bu memurlar sırf siz istiyorsunuz diye kendilerine hiçbir zararı olmayan ve hatta belki sempati duydukları insanlara kötü polis rolü yapıyorlar. Duygusal yükü ağır olmalı; müstakil ev verseler yapmam. Bari bir klima alın. Yeri gelmişken söylemeden geçemeyeceğim, bu iki günlük kısa mesaim gösterdi ki Behzat Ç. ve Bir Zamanlar Anadolu’da kurmaca değil belgeselmiş, bütün diyaloglar ve karakterler birebir gerçekmiş.
Uçağa binmeden önce internetteki son dakikalarımda gördüğüm son şey “ailesinin gözüne girmek için kendini yakıyor, yazık!” tarzı yüzeysel psikolojik analizlerdi. Annemin Airbnb’de biblo kırdığı için ağıt yakması ve babamın gerçekten iyi bir baba olması dışında bütün anlattıklarım kurmacadır. Şaka yazabilmek için uydurduğum hayali çatışmalardır. Kişi ve kurumlar gerçek değildir. Mizahi bir yaklaşımdır. Pardon, mahkeme diline alıştım; siz bari şaka açıklattırmayın.
Kendimi bildim bileli hiçbir konuda baskı yapmamış, bana dair beklentiye girmemiş, çöp adam bile çizsem duvara asmış can dostlarımdır ikisi de. Her anne-baba kadar korumacı ve kaygılıdırlar. 2023’teki ilk Harbiye gösterimden sonra bile “Psikolog olsan keşke, boş vakitlerinde stand-up yaparsın” seviyesinde klişe; “yurtdışında İngilizce yapsan olmuyor mu?” diyecek kadar oğullarını gözlerinde büyütmüş insanlardır. Hemfikir olmasalar da bütün saçma kararlarımın arkasında durdular, bu gösteride de öyle olduğunu biliyorum, huzurlarınızda ikisini de öpüyorum.
Bu gösteriyi ne bir karşılık umarak ne de bir an bile cesur hissederek yayınladım. 7 yıl boyunca muhteşem bir hayat yaşadım. 25 yaşıma kadar içedönük, ölümüne karamsar, her şeyden şikâyet eden bir insan olarak; hobi seviyesinde yirmi seyirciye stand-up yapsam yeterince mutlu olacakken yüzlerce gösteride binlerce insanla beraber güldüm, yüzlerce yeni arkadaşım oldu, çok kalabalık ve sevgi dolu hissettim. Üstüne ihtiyacımın çok üstünde para kazandım.
Gencecik insanlar üniversiteleri korumak için, birçok konuda aynı düşünmedikleri belediye başkanlarına haksızlık yapıldı diye başlarına bu kadar bela alırken, “politik mizah” yaptığını iddia eden biri olarak en zararsız cümleleri bile ‘ama bunu yanlış anlarlar mı?’, ‘burayı manipüle edip sana saldırırlar mı?’ kaygılarıyla silmekten, etrafından dolanmaktan sıkıldım. O kadar sıkıldım ki, sıkıntım hayli yüksek olan korkumu aştı.
Gözaltı gecesi uyuşturucu testi sonrası götürüldüğüm hastanede beni görünce heyecanla el sallayan yetmiş yaşında teyze ise, kişisel sıkıntımı hayalimin ötesinde bir memnuniyete dönüştürdü. “Halk beni anlamadı ve başıma işler geldi” diye beklerken, “Halk beni anladı ve başıma işler geldi” oldu. WIN-WIN.
Temel seviyede Türkçe bilen, gösteriyi sahiplenen ve dayanışma gösteren herkese sevgiler. Gündemi salıyorum, kararlıyım bu sefer Moby Dick’i bitireceğim. Size dışarıda kolaylıklar.
1. Derece sit alanı olan 9,7 milyon metrekare büyüklüğünde bu eşsiz doğal yaşam alanındaki imar yasağını kaldırtarak, 4 bin villa projesinden milli futbolculara ev vaadi uyanıklığıyla Federasyon Başkanlığı yapan İbrahim Hacıosmanoğlu'na dünyayı dar etmeliyiz.
Gazze’de 74 bin insanı İsrail ile birlikte katleden, Gazzeli çocukları açlıktan öldüren emperyalist ABD’nin kuruluş yıldönümünü Fatih Sultan Mehmet Köprüsü’nü ABD bayrak renklerinde ışıklandırarak kutlamışlar. Yazıklar olsun.
ŞİRKETLERE KÖLE OLMAYACAĞIZ!
Topraklarımızı savunduğu için yargılanan Esra'mızın duruşması tamamlandı. Topraklarını savunduğu için 2 yıl 1 ay hapis cezası verildi.
Şirketlere köle olmamız isteniyor. OLMAYACAĞIZ!
Asla köyümüzü, topraklarımızı savunmaktan vazgeçmeyeceğiz!
“Bu babamla ilgili son çağrım: Onu kurtarın!”
📣 Gazzeli kahraman Doktor Hussam Abu Safiya’nın oğlundan babası için SON çağrı!
▪️Babam artık nefes almakta zorlanıyor.
Konuşamıyor
.
▪️Yüzü, gördüğü işkence yüzünden tanınmaz halde.
▪️Ne acı ki, büyük bir yalnızlığa terk edildik.
İki milyardan fazla Müslümana, yirmi ikiden fazla Arap ve İslam ülkesine seslendik. Ama siz duymazdan geldiniz.
▪️Size bir kez daha yalvarıyor, çağrıda bulunuyor, yardım istiyoruz. Çok geç olmadan babamın hayatını kurtarın.
▪️Belki de bu, son yardım çığlığımız olacak. Belki bir daha babamdan haber alamayacağız.
"İktidar kampının veya o kampın altında şekillenmiş olan popülizmin ele geçirdiği kesimlerde mizah, çaresizlerin belki de en güçlü silahı oluyor ve çok aleni, çok açık, çok birebir bir şeyler anlatmış oluyor. Deniz Göktaş'ın yapmış olduğu şey bu"
Ferhat Kentel (@ferhatkentel): "Türkiye açısından düşününce; bu kadar bölünmüş, cemaatleşmiş, kutuplaşmış bir toplumda bir grubun mizahı, politik-siyasi eleştiri anlamındaki mizahın dili, öbür taraf için büyük bir saldırı olarak algılanabiliyor. Kendine karşı, sana karşı, vatandaşa karşı yapılmış olan bütün o baskılardan sıyrılma, özgürleşme çabası aslında. 'Hâlâ özgürleşebiliyoruz ama özgürleşirken elim kolum bağlı' diyorsunuz. Çünkü sen beni içeri de atabilirsin, her şeyi yapabilirsin, susturabilirsin. Gülüyorum. Öyle bir gülüyorum ki benim bu gülmem seni aşağılıyor aslında"
@goksugoksel ile Açık Oturum'u izlemek için ➡️ https://t.co/WjXDo7JaGB
Ferhat Kentel (@ferhatkentel): "Mizah ya da kahkaha tam da kral çıplak hikayesi. Herkesin kralın çıplak olduğunu görmesine, 'aman abi demememiz lazım' demesine rağmen, kralın çıplak olduğunu bir küçük çocuk söylüyor ya da mizahçılar söylüyor. İşte orada galiba gülmeyi sağlamak ama tek bir kişiye bırakmamak lazım. Hep beraber galiba gülmeyi garantilememiz, birbirimizi güldürecek şeyler söylememiz lazım"
@goksugoksel ile Açık Oturum'u izlemek için ➡️ https://t.co/FPkfDUTvEO…
🇵🇸🇮🇱 Un soldado israelí lanza una granada de aturdimiento dentro de un auto con una familia palestina atrapada, dejando a un niño cegado de por vida.
Este nivel de crueldad sádica contra civiles inocentes —incluyendo niños— es la realidad diaria bajo la ocupación.
No es un “error”, es el resultado de una ideología que deshumaniza a los palestinos.
El mundo no puede seguir mirando hacia otro lado.
Alto al fuego YA y rendición de cuentas por estos crímenes.