Kanada’dan Türkiye’ye gelen vatandaşın, internet paketi isyanı:
“Bir şikayetim var, Türkiye’ye geleli 3 hafta oldu ve harcadığım internet tam 45 gb…
İnanılmaz bir rakam… Ben Kanada’da bundan daha fazlasını kullanıyorum ve aylık sadece 7 gb harcıyorum.
Cidden insan silkelendiğini düşünüyorum.”
(Kaynak: Simla Yerlikaya)
Bence verilebilecek en uygun tavır yok saymaktır
Yok sayın! haini, arkadan vuranı, kandıranı, samimi duygunuzla oynayanı
Adını yazmayın, anmayın dahi...
Yok olmak kadar büyük ceza mı var?
Her küfür ve hakaretten evla...
Özgür Özel ve arkadaşları iki şeyi aynı anda yapıyor: Yeni parti kuruluş sürecini başlatırken, hiç parti kurmayacakmış gibi CHP kurultayını toplamak için her yolu zorluyorlar.
Doğru hamle bu. Ama muhalif seçmen o kadar çok düş kırıklığı yaşadı ki, doğru adımları bile alkışlamaktan imtina ediyor.
Şunu yazıp sonra Ankara’dan panik telefonları alınca silen bir Donald Trump.
Türkiye’de ne olup bittiğinden hakikaten haberi var mı sanıyorsunuz?
Herhangi bir iç meselemizle “icazet” noktasına gelecek kadar ilgilenmez. Alacağını alır uzar. Hatta gerekirse bir yandan yanağınızdan makas alırken bir yandan küt diye satar, ne olduğunu anlamazsınız. Zaten şu sıralar kendi derdinde.
“İcazet” havası yaratmaya çalışan masanın diğer tarafı. Bir düşünün neden :))
CHP Genel Merkezi’ne biber gazlı müdahalede bulunuldu.
“Baba ocağı” denilen yer; biber gazı, kalkanlar ve plastik mermiler eşliğinde polisin girdiği bir yere dönüştürüldü.
103 yıllık, dünyanın en eski partilerinden biri olan Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün kurduğu partiye polisle girildi.
Yazık… Çok yazık.
Türkiye, kendi kendine sürekli sorunlar yaratan sonra da o sorunları çözmeye çalışmak yerine unutturmak için yeni ve daha büyük sorunlar yaratan bir ülkedir.
Ülkeler 4'e ayrılır: Gelişmiş ülkeler, Gelişmekte olan ülkeler, Arjantin ve Türkiye.
Tek ümidiniz "arınma" diyerek butlana mı kaldı? Kendi ikbaliniz için butlan müzakeresinde misiniz?
Yapmayın beyefendi, istenmediğiniz yeterince açık değil mi? 13 Seçim kaybettiniz siz!
Kaybetme ihtimali düşük olan bir seçimi bile kaybettiniz.
Amacınız nedir?
Az önce elime mağdur veliler aracılığıyla bir haber ulaştı: İstanbul Yenibosna SEB Koleji’nde tam bir eğitim skandalı yaşanıyor!
Öğretmenlerin maaşları Ocak’tan beri ödenmediği için eğitim durdu. Okulun doğalgazı kesik, çocuklar kış boyu soğukta ders işlemiş. Daha da vahimi; okul yönetimi geçen haftaya kadar “erken kayıt” adı altında velilerden para toplamaya devam etmiş!
Şu an okulda öğretmen yok, lise öğrencileri anaokulu çocuklarına göz kulak oluyor. Veliler çaresiz, MEB müfettişleri süreci sadece izliyor. Sınav haftası kapıda ama muhatap yok!
Fotoğrafta gördüğünüz delikanlılar 23-24 yaşlarındalar. Belki sizin şimdiki yaşınızdalar belki de çocuğunuz şimdi bu yaşlarda. Yurdun adaletini, ekonomisini, kolluğunu kime emanet ettiğiniz çok önemli, dikkat etmezseniz dönüp yüreğinizi vuruyor verdikleri kararlar!
Anayasa Profesörü Tolga Şirin:
"İBB dosyasında çok sayıda kişi tahliye edildi. Amenna...
Fakat bu yurttaşlarımızın bugüne değin:
- Haklarında kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren somut delillerin neler olduğunu anlayamadık.
- "Kaçmaları, saklanmaları veya kaçacakları şüphesini uyandıran somut olgular"ın neler olduğunu da öğrenemedik.
- Hangi davranışlarının "delilleri yok etme, gizleme veya değiştirme" veya "tanık, mağdur veya başkaları üzerinde baskı yapılması girişiminde bulunma hususlarında" kuvvetli şüphe oluşturduğunu bilmiyoruz.
- Keza, "adlî kontrol uygulamasının yetersiz kalacağını belirten hukukî ve fiilî nedenler" de ortaya konmadı.
Bu saydıklarım CMK'da geçiyor. Tutuklama ve tutukluluğun devamı kararlarında bu konuda "ilgili ve yeterli gerekçe" sunulması bir zorunluluk.
Bunları öğrenemiyorsak hâkimler kendilerini CMK'dan üstün görüyor demektir. "
Hâkimler kendilerini kanundan ve dolayısıyla Türk milletinden üstün mü görüyor?
@DemirFerit62 Bu nedir ! Koca koca makam sahibi insan görünümlüler 21 yaşında haçlığını çıkarmak için balıkçıda bile çalışarak okumak isteyen bir kız çocuğunu burs verip okutmaları gerekirken neler yapmışlar. Bazen bela okumak çok yerli yerin de oluyor . Allah belanızı versin !
#GülistanDoku
Artık şu çok net olarak görüldü ki "Demokrasiden nasibini almamış" ülkeler, yine "demokrasiden nasibini almamış ama daha güçlü" başka bir ülke tarafından taciz edilebiliyor. ABD onca soruna rağmen Danimarka'ya saldıramadı. Kanada için ileri geri laflar etti ama sınırı aşamadı. Ama diktatörler tarafından yönetilen Venezuela ve İran'a saldırmakta tereddüt etmedi. Ülkeler için demokrasi bu yüzden çok önemli.
Epstein dosyaları üzeri kapanamayacak kadar açıldı. O yüzden dosyaları önemsiz ve şüpheli hale getirmekten başka çareleri yok.
Dosyayı önemsiz hale getirmenin yolu (dış operasyon, savaş, suikast vs. de dahil) dikkat dağıtıcı başka konular bulmak;
Şüpheli hale getirmenin yolu ise Epstein dosyasından çıktığı iddiasıyla sahteliği kolayca ispat edilebilecek yapay zeka üretimi veya montajlı viral görüntüler, sahte raporlar yayınlamak.
Unutmayın bir şeye ne kadar çok maruz kalırsanız o kadar duyarsızlaşırsınız.
Binlerce videonun içinden 2-3 tanesinin sahte olduğunu ispatlarsanız hepsini şüpheli hale getirirsiniz.
Şu an yalnızca ABD kamuoyu değil tüm dünya büyük bir istihbarat operasyonu ile karşı karşıya.
Profesyoneller, ortaya çıkması önlenememiş bir belayı örtme operasyonunun onu silmek ya da yok etmek yoluyla mümkün olmadığını bilir.
Kullanacakları yöntem, onu kalabalığa karıştırmak, değersizleştirmek ve güvensizleştirmektir.
Bu gönderiyi olabildiğince geniş alana duyurmakta bana destek verebilirseniz, Türkiye'de tabiatı koruma yönündeki hukuk mücadelesine önemli destek vermiş olursunuz. Minnettar olurum.
Hem X hem Instagram hesaplarımdan, Milas Akbük mevkiindeki tabiatı katleden madenlerle hukuk mücadelesi başlattığımı ve kendi adıma dava açtığımı 11 Ağustos 2025 tarihinde duyurmuştum.
Gururla ve mutlulukla bildirmek isterim ki, ÇED raporu olmadan madenlere izin veren Aydın Valiliği’nin işlemi, kendi adıma bizzat açtığım dava sonucunda iptal edilmiştir.
Orman alanlarında çevre etki değerlendirmesi yapılmadan madencilik işlemleri yürütülemez. Devlet buna himaye veremez. Hukuk, kamu menfaatini dengeleyen ve gözeten tedbirlerin alınmasını emreder. Gerekirse, bir avukat kendi kendisini ağaçlarla ve toprakla beraber müvekkil yapar; mahkemeye emanet eder.
Aydın Valiliği’nin "ÇED Gerekli Değildir" kararını iptal eden Aydın 2. İdare Mahkemesi'ne selam olsun.
Ben konuyu hukuk yoluna götürdüğümde "memlekette hukuk mu var hocam?" diyerek yılgınlık gösterenlere selam olsun. Yollar yürümekle aşınmaz. Hukukçunun elinde bir tek hukuk vardır. Ona asla sırt dönmez.
Aydın 2. İdare Mahkemesinin verdiği bu kararın, Türkiye’nin farklı illerindeki farklı valiliklerin verdiği veya verecekleri “ÇED Gerekli Değildir” kararına karşı iptal davalarında emsal niteliğinde kullanılabileceğini de memnuniyetle belirtmek isterim.
Bu türden durumlar karşısında dava açmak isteyen ve dayanak noktası arayanların ilgisine, detaylar aşağıdadır:
1- Akbük’te yer alan saha için yapılması planlanan “kalker ocağı ve kırma-eleme tesisi projesi” kapsamında Aydın Valiliği 23.07.2025 tarihinde ÇED Gerekli Değildir kararı vermişti. Proje sahasının ormanın, tarım alanlarının ve yerleşim yerlerinin yakınında bulunduğu, proje kapsamında hukuki gereklerin usulüne uygun şekilde yerine getirilmediği, jeolojik, sismik ve halk üzerindeki etkilerinin yeterince analiz edilmediği ve özetle Valiliğin işleminde kamu yararı olmadığından bahisle bu kararı yargı yoluna taşımıştım.
2- Valilik ve projenin verildiği şirket savunmalarında projenin ÇED Yönetmeliğine uygun olduğunu, gerekli kurumlardan görüş alındığını ve projenin çevreye zarar vermeyecek şekilde yapılacağını öne sürmüşlerdi. Akabinde Mahkeme dosyanın esaslı incelenmesi amacıyla bir bilirkişi heyeti atamaya karar verdi. Bilirkişi heyetindeki uzmanlar ÇED gerekli değildir kararını çevre mühendisliği, biyoloji bilimi ve orman mühendisliği yönlerinden hukuka uygun bulurken maden ve jeoloji mühendisliği bakımından hukuka aykırı bulmuştu. Ayrıca bir bilirkişi “sahanın olduğu gibi korunmasında parayla ifade edilemeyen üstün kamu yararı” olduğunu vurgulamıştı.
3- Bu açıklamalar doğrultusunda Mahkeme; (i) proje tanıtım dosyasındaki jeolojik ve sismik analizlerin yetersizliğini ve bölgedeki su sorununu, (ii) orman, zeytinlik, yerleşim yeri ve turizm bölgelerine olan yakınlığı dolayısıyla flora/fauna üzerindeki riskleri ve (iii) bilirkişi raporuna ilişkin beyanlarımı değerlendirmiş ve bilirkişi raporu doğrultusunda, proje kapsamında yürütülecek madencilik faaliyetlerinin mevsimsel dereleri ve yeraltı sularını kirletme riski, dere yataklarının yönünü değiştirme ihtimali ve kalker tozlarının deniz turizmine vereceği zararları dikkate alarak, ÇED raporu hazırlanması gerektiğine karar vermiştir.
4- Ayrıca Mahkeme, projenin sadece kazı alanı değil, pasa stok, cevher stok ve tesis alanlarının toplamı üzerinden hesaplanması gerektiğini ve bu durumda 25 hektar sınırının geçildiğini ve kırma eleme tesisi için planlanan yıllık 1.200.000 tonluk üretimin, yönetmelikteki 400.000 tonluk eşik değerin çok üzerinde olduğunu tespit etmiştir.
Sonuç olarak Mahkeme, yukarıda özetlediğim gerekçelerle, oybirliğiyle, “ÇED Gerekli Değildir” kararının eksik incelemeye dayandığını belirterek Aydın Valiliği’nin davaya konu işlemini iptal etmiştir.
Yurdumuza, Aydın'a, Bozbük'e hayırlı olmasını dilerim.
Mahkemenin gerekçeli kararının tamamı şurada:
https://t.co/Lihe5N3zM1
"Mağdur ve hukuka ihtiyacı olan kim varsa benim kapıma gelebilir."
Böyle bir söz bir Adalet Bakanı tarafından ancak ve ancak kurumların ve kuralların çöktüğü bir ülkede söylenebilir. Başka türlü anlatılamazdı...
Epstein belgeleriyle ortaya çıkan ilişkiler ağı bize ne anlatıyor. New York Tımes'daki bu makale çok iyi tarif ediyor. Özetle:
Anand Giridharadas bu yazıda Jeffrey Epstein e-postalarını, tek tek kişilerin ahlaki zaaflarını anlatan bir skandal dosyası olarak değil, günümüz küresel elitinin nasıl davrandığını ve birbirini nasıl koruduğunu gösteren bir kayıt olarak ele alıyor. E-postalar, Epstein’in 2008’deki mahkûmiyetinden sonra yeniden kabul görmesini sağlayan çevrenin; siyaset, finans, akademi, medya, teknoloji ve hayırseverlik dünyalarından gelen, ideolojik olarak birbirine zıt ama aynı toplumsal konumda buluşan bir elit ağı olduğunu ortaya koyuyor. Bu ağda Donald Trump’la temaslı isimler, Steve Bannon, Lawrence Summers, Ehud Barak, Peter Thiel, Noam Chomsky, Deepak Chopra, Woody Allen, Michael Wolff, Kenneth Starr ve Obama döneminde Beyaz Saray hukukçuluğu yapıp daha sonra Goldman Sachs’a geçen Kathryn Ruemmler gibi figürler yan yana yer alıyor. Yazıya göre bu kişileri birleştiren şey ortak fikirler değil; sürekli hareket hâlinde olmaları, aynı mekânlarda dolaşmaları, aynı kapalı çevreye erişmeleri ve esas sadakati birbirlerine duymaları. E-postalar bu çevrenin işleyişini açık biçimde gösteriyor: İlişkiler “neredesin?” sorularıyla kuruluyor, New York, Davos ve Aspen gibi duraklarda temaslar tazeleniyor, kamusal bilgi değil kulis bilgisi değerli sayılıyor ve karşılıklı olarak özel, herkese açık olmayan bilgiler paylaşılıyor. Epstein bu ağda insanları birbirine bağlayan bir aracı işlevi görüyor; finansçıları siyasetçilere, akademisyenleri milyarderlere, gazetecileri güç merkezlerine yaklaştırıyor. Yazı, bu ilişkiler ağının para, prestij, entelektüel meşruiyet ve bilginin birbirine çevrildiği bir düzen yarattığını vurguluyor. Giridharadas’a göre Epstein’in bu çevrede barınabilmesi, çevresindekilerin gerçeği bilmemesinden değil, başkalarının acılarına bakmamayı öğrenmiş olmalarından kaynaklanıyor; finans krizleri, savaşlar, eşitsizlik ve toplumsal zararlar karşısında kayıtsız kalabilen bir elit, cinsel suçları da görmezden gelebiliyor. E-postalar, bu ağın kamuoyunda çatışıyor gibi görünen üyelerinin, söz konusu kendi konumları olduğunda birbirlerini kolladığını ve ilke ile ağın devamı arasında seçim yapıldığında ağın tercih edildiğini gösteriyor. Metin, Epstein dosyasını bugünkü demokratik krizlerin öncesine yerleştiriyor ve kapalı bir elit çevrenin uzun süre kendi çıkarlarını genel yararın önüne koymasının toplumda dışlanmışlık ve güvensizlik duygusunu derinleştirdiğini anlatıyor; yazı, Epstein’in mağdurlarının dayanışmasını ve gerçeği dile getirme ısrarını bu kayıtsızlığa karşı ortaya çıkan ilk gerçek kırılma olarak işaret ederek sona eriyor. https://t.co/Upkw0NckJJ