1 ay boyunca maaşımı tartıştığınız, magazin ettiğiniz adam sayesinde onun orta sahayı 3 kişilik oynaması sayesinde şampiyonlar ligine gidiyoruz, kasamıza 40m€ giriyor. Sen çok büyük oyuncusun, çok karakterli adamsın.
Seni çok seviyorum N’Golo Kante.
Biri milli takımın Amerika’ya karşı oynadığı maç,
Diğeri Fenerbahçe’nin Lyon’a karşı oynadığı maç,
Kerem’in oynamadığı 2 kritik maç da kazanıldı.
Ondan önce 2 takım da zor durumdaydı…
Tesadüf mü?
Kaçırılan fırsatlar vardı.
Bunları degerlendirsek 4-5 olurdu.
Haliyle https://t.co/vmPeCR1Gdv'dan sonra biraz yaslandık...Kontratak aradık.
Kaleci Ederson da çok iyiydi.💙
Guenduzi, Fransız bir futbolcu.
Bir Fransız takımına karşı,
Sevincini, mücadelesini gordünüz.
Şimdi o s.kik milliyetçiliklerinizi bir yerinize sokabilirsiniz.
Kanser tedavisi gören Almira’yı hastanede ziyaret eden Manifest grubuna yönelik olumsuz yorumlara anne sessiz kalmadı.
Anne, "O kızlar bana ulaştığında 'Hangi videoyu çekelim?' demediler, 'Neye ihtiyacınız var?' dediler. Geldiklerinde umutsuzca yatan tüm çocuklar ayağa kalktı" diyerek sitem etti.
Dindarlıklar arasında yenilenmeye en kapalı olanı müslümanlık. Bin yıl önceki bilimsel bilgiye dayanan inanç bugünkü bilgi seviyesinde nasıl ayakta kalsın? Dindarlar, inancın en eski halini korumak için çaresizce direniyor. Oysa değişen bilgiye göre ürettikleri inançta reform yapmak zorundalar.
Fizik metafiziği belirler. Bilimsel bilgi inancı değiştirir. Yani öyle olması gerekir.
İnanç sistemleri, ortaya çıktıkları dönemin metafizik evren tasavvuruna sıkı sıkıya bağlı. Ancak bilimsel bilgi, sürekli güncellenen ve kendini yanlışlayarak ilerleyen dinamik bir yapı.
Bilimsel paradigmaların değişimi ile dini dogmaların statik yapısı arasındaki uyuşmazlık, inanç sistemlerinde "paradigma körlüğü" veya "direnç" durumuna yol açıyor.
Katolik Hıristiyanlıkta Kilise, bilimsel bilgiyi de ürettiği ve temsil ettiği için din-bilim çatışması hep oldu. Yahudilikte Kilise gibi merkezi bir yapı olmadığı ve metinlerin yorumlanmasında çoğulculuk hakim olduğu için bu çatışma yaşanmadı.
Müslümanlıkta din-bilim çatışmasına ilişkin kelam ilminde örnekler var.
Gazali'nin filozofları tekfir etmesinin sebebi bu çatışma. Kriminal bir iş elbette. Fikri rakiplerini sultanlara öldürterek kendi düşüncesini hakim kılmak iftihar edilecek şey mi?
Hala da öyle değil mi? Günümüzde İslamcı radikaller aynısını yapmıyor mu? Fikri rakiplerini sürekli İslamcı iktidara ihbar ediyor ve cezalandırılmalarını istiyorlar. Bu yolla susturma çabası çaresizce. Çünkü onlara karşı koyacak düşünceleri yok. Savundukları şeyler çok çürük ve cılız, ikna kabiliyeti sıfır.
Dilin tarihsel bağlamı ile modern bilimsel kavramlaştırmalar arasında gerilim çıkabiliyor. İnanç bir "reform" mekanizması geliştirememişse güncel bilgi düzeyiyle anlamlı ilişki kuramıyor ve tarihsel donmaya mahkûm oluyor.
Müslümanlar, varlığı yaratan bir Tanrı olduğuna inanıyor. Her şeyi tüm detaylarıyla bu Tanrı sürekli yaratıyor.
Akılcı metodun filozofları Meşşailer ise Tanrı’nın cüz'iyatı (tekil olayları) değil sadece külliyatı (evrensel yasaları) bildiğini savundu. Bunun dışında varlık kendini geliştiriyor, çeşitleniyor ve çoğalıyordu. Nedenselliğe büyük önem verdiler mesela.
İki yöntem arasındaki tartışmanın bilinen örneği ateşin yakması meselesi. Meşşailere göre ateş kural gereği yakar. Gazzali'ye ve Eş'arilere göre Tanrı isterse yakar, istemezse yakmaz.
Kur'an'daki ateşe atılan ama yanmayan İbrahim öyküsünü örnek verir Gazzali. Ayette anlatılan öykünün fizik anlam taşıdığından emindir. Bundan nasıl emin olabilir? Oysa öyle değil. Başka öyküler gibi İbrahim'le ilgili anlatılan öykünün de başka bir yorumu var.
Mesele aslında varlığın ortaya çıkmasının Tanrı'nın yaratmasıyla mı yoksa kendini geliştirme kabiliyetiyle mi olduğu üzerine.
Bu güncel tartışma nedeniyle dindarlar ayetlerdeki "halaka" fiiline "Allah'ın yaratması" manası veriyor.
Halbuki "halaka" fiili, varlığın kendiliğinden mi ortaya çıktığı, yoksa onu Tanrının mı varettiği tartışmasının cevabı değil. Güncel tartışmaya göre fiile anlam veriyor müslümanlar.
Yaratma anlamı verilen "halaka" fiili, Aramice'den gelmiş. Yaratmayla ilgisi yok aslında. Ölçmek, düzeltmek, biçim vermek ve paylaştırmak anlamına geliyor. Arapça'ya da bu anlamlarla geçmiş. Yani yoktan var etmek değil, mevcut olanı belirli bir ölçüye/forma sokmak anlamında.
Mesela Ankebut 17'de "تَخْلُقُونَ اِفْكًاۜ" cümlesine hiç kimse "yoktan yalan yaratıyorsunuz" demiyor. "Yalan uyduruyorsunuz" diyor mealler. Çünkü ayet, "İftirayı (bir kurgu gibi) uydurdu/biçimlendirdi." anlamına geliyor.
Lugatların verdiği örneğe göre, Kur'an öncesinde "halaka" fiili şöyle kullanılıyordu: "halaka'l-edîmü'l-celede": "Deri tabaklayıcı deriyi (yontarak/düzelterek) biçimlendirdi/pürüzsüzleştirdi."
7. yüzyılda bir Arap için "halaka", bir zanaatkârın elindeki malzemeye biçim vermesi kadar somut bir süreci çağrıştırıyordu.
Kelimelere etimolojik kökenlerine uygun anlam verildiğinde paradigma değişir. Bakışaçısı değiştiğinde de sistem tamamen farklılaşır. Fakat müslümanlar, ellerindeki eski ve yanlış olanı korumaya cihat ilan etmiş. O kadar ki, o eski ve yanlış olana yönelik eleştirileri "dinden dönme" ile suçluyor ve gücü yettiğinde de görüşün sahibini öldürüyor. Gazzali'nin yaptığını yapıyor yani.
Bir toplumda laikliğin neden hayati ve elzem olduğunu anladık mı şimdi? Tüm kusur ve kabahatlerine rağmen eski Türkiye'nin bugünkü Türkiye'den neden çok daha iyi olduğunu peki?
(Görsel: @kellyeld)
Her şey çok tuhaf. Sanki hiçbir şey olmamış
gibi davranıyor herkes. Ama biliyorum, oldu. Gerçekti. Acısı, sesi, ağırlığı vardı. Şimdiyse hiçbir şey yokmuş gibi. Belki de insan alışıyor, yokluğa da, suskunluğa da. Bir süre sonra her şey silikleşiyor; yüzler, anlar, sözler. Geriye sadece bir his kalıyor: eksiklik. Gitmek böyle bir şey galiba; kimse fark etmeden kayboluyorsun. Zor mu geliyor? Evet. Çünkü anlamakla kabullenmek arasında uzun bir mesafe var. Ve sen o mesafede takılı kalıyorsun. Herkes geçip giderken, sen orada, olmuş ama bitmemiş bir şeyin içinde kalıyorsun.