Nefes alır gibi değil,
Nefes olur gibi,
Sessizliğin tam ortasında,
O yârin koynunda.
Şimdi hangi anın içindeyiz?
Varlık mı? Kim bilir, belki de hiçlik.
Ve bir o kadar da hayal,
Uyanmazsak eğer.
Uyanmak nedir ki zaten?
Bir düşten diğerine savrulmak mı?
Bilemiyorum…
Diyorsunki;
Ben sana gönlümü
verdim…
İyi de gönül dediğin
nedir ki ey sevgilim?
Ben sana hiç gönlümü
verirmiyim!
Çünkü gönül dediğin
toprağa girince toz olur,
toprak olur.
Ben sana ruhumu veririm.
Çünkü ruhum sende
sonsuzluk olur🪽
Mevlana❤️
#BİZ#Aşk#dönelim❤️🔥
Başına ne gelirse gelsin,
karamsarlığa kapılma.
Bütün kapılar kapansa
bile,sonunda O sana
kimsenin bilmediği gizli
bir patika açar.Sen şu
anda göremesen de,
dar geçitler ardında
nice cennet bahçeleri var.
Şükret! Elde edilen
ve edilemeyene de…🕊
Şems❤️
#dönelim ❤️🔥
Ömrün üzerine bir ömür
daha eklenebileceğini
düşünmektir aşk.
Kalpte tomurcuklanan
çiçek,anda olma hazzını
tüm benliğinle
yaşayabilmektir.
Ne geçmiş vardır aşkta
ne de gelecek,aslolan
sadece o an.
Tefsiri ancak his ile
mümkündür…
Uzaklaşan, yaklaşan,
Görünen, kaybolan.
Bir anın içindeki sonsuzlukta,
Hapsolmuş bir hayal, bir masal.
Zaman ise bir rüya,
Büyüsü bozulmuş bir kuyu,
Ve içine düşen her düşünce
Unutulmaya mahkum, hayal, masal.
Melâmet, maneviyatı, patates soyarken Tanrı'yı zikretmekle karıştırmaz. Bu zevkte, OLAN, kutsal-kutsal olmayan olarak ayrılmaz, olan ne ise ancak o! Yani eğer o esnada olan buysa maneviyat sadece patatesleri soymada...
[A. Kadrî]
...
Ayça ile aynı katta oturan, gizli Tibet öğretilerinin uygulayıcısı ve bu şehir için oldukça tipik sayılan bir derviş yaşıyordu.
Çoğu zaman sermest dolaşan bu mistik, bazı ayık anlarında, lotus pozisyonunda zihnini sakinleştirmeye çalışırdı; her iki, üç saniyede bir, ortaya çıkan her düşünceyle cedelleşir, görünmez bir kamçıyla kendine vurur gibi yapardı.
Bazen de uzun ibadet anlarında dilinde anlamını bilmediği kelimelerle tespih tanesi sayardı.
Sayılı vakitlerde bir bezin üzerinde başlayan ve biten bazı ritüelleri de vardı.
Oysa hemen bitişik odada herhangi bir manevi egzersiz yapmadan bulaşık yıkayan Ayça....
Komşusunun bu denli fedakarca, bu denli özverili bir şekilde ulaşmaya çalıştığı o sakin dinginlikte her dâim huzur içindeydi; düşünceleri onu rahatsız etmiyordu çünkü içinde düşüncelerin tutunacağı hiçbir şeyi yoktu.
Evin içi boştu...
Merkezi boş bir makaranın etrafındaki ip yumağı gibi, dokunup geçiyordu gelen deneyimler bir bir, oturacakları yer olmayınca geçiyordu hâliyle...
Ayça, onlar için eğilmezdi, manevi egzersizleri olan dervişin aksine...
Zira ibadetleri boyunca derviş önce eğilir, sonra bunun için kendini hayâlî bir kamçıyla döver, ardından tekrar eğilirdi, ağlardı, ağlardı ve böylece huzuru bulmaya, yaradana ilkin kendini affettirmeye sonra kendini beğendirmeye çalışırdı.
Ayça sıradan biriydi, bunun "meditasyon" ya da "ibadet" olarak adlandırıldığını bile bilmiyordu, o aslında ayrıca hiçbir şey yapmıyordu, o an nasıl esiyorsa o oluyordu işte...
Oysa kendini özel biri olarak gören komşusu tam da bu "hiçbir şeyi" yapmaya çalışıyordu.
Fark oldukça şaşırtıcıydı.
Hayret...
Düşüncesiz bir an nedir hayret?
Kimilerine göre en geniş cennet
[SÖYLEŞİ KAYITLARI'NDAN]
- Hiçbir yere ait olmadığınızı ve sizi kimsenin tanımadığı bir yerde yaşamak istediğini hissettiğiniz oldu mu sizin de?
Yeniden başlama isteği...
Her sabah ikram olunan bu değil mi?
Şimdi ne yaptığımı bildiğimi mi sanıyorsun?
Bir nefes ya da yarım nefescik bile kendime ait olduğumu mu düşünüyorsun?
Belki bir kalemin ne yazdı��ını bildiği ya da atılan bir topun nereye gideceğini tahmin edebildiği kadar...
Hem zaten günübirlik bir yükten başka nedir ki "hayat-ım" diye-bildiğimiz...
Her gece rüyasız derin uykularda hepten bırakılan, her sabah emanetken yeniden sahiplenilen ben-im uzun hikâyem işte...
"Emâneti ehline teslim edin" diye Hak der
Vücûda sâhip çıkan HAKK'a ihânet eder
Âdem'i sürgün eden varlıkta ısrârıdır
Vücûd ve mevcûd farkı, ALLAH'ın esrârıdır
Emânetin teslim tarihini "şimdi" bilin
Allah'a emânet olun, yükleri indirin
Yağmur gibi konuş benimle
Ve dinleyeyim seni
...
İşiteyim sesini
İndiğinde kalbime
Damla
Damla
...
Şimdi
Şuracığa
Uzanayım
Ve dinleyeyim
...
Dinle-neyim
Damla
[T. Williams zevkiyle]
Konuşma-yasın
...
Ayrı-sanan-ları
Birleştirmediği sürece
Konuşma-yasın
...
Sessizliğe kıydığına
Değmediği sürece
Konuşma-yasın
...
Sessizlikte
Akıcı olmayı
Öğrenene dek
...
Dilin kalbine değmiyorsa
Konuşma-yanarsın
Eğer olur da yeni-den
Bir-ayna-da-karşılaşırsak:
Bir yumulu goncaya benzer
Ağzını açıp da
Soldurma kendini
Bana
Sadece
Ellerini
Sessizliğini
Darbe-i kalbini
Gözünün ferini
Nefesini
Bırak
Kelimeler
Birliğin
Ahengini
Aktaramayacak
Yorma kendini
N'olursun konuşma
...
Sana ihtiyacım var
...
Seni duymamı mı istiyorsun?
Konuşmayı bırak
--•--
--•--
--•
Sessizlikte
Varlığın
Sesinde
Yokluğun
Var
Efendiler!
Ay yıldızlı bayrağın gölgesinde asırlardır birbirine kenetlenmiş
Asil Türk Milleti;
etten-kemikten-kandan münezzeh yüksek ruhuyla tarih önünde
nice kutlu zaferleri ve imânlarıyla ismi yücelmiş seçkin bir millettir!
İslâm ve Cumhuriyetin
son mümessili Türk Milleti'dir!