İnsan yaş aldıkça şunu daha iyi anlıyor: Gerçek sandığımız, uğruna hayatımızı bozduğumuz şeylerin çoğu gerçek değil bir vehim, bir aldanış, bir yanılsama: sesler, sözler, sûretler, hisler, yeminler, ahitler, aslalar, hiçler... Hayat, içi dolmayan bir boşluk yalnızca.
İş yaparken hatadan korkmayın, iş yapmamaktan korkun. Akademik hayatta ürün vermezseniz hayatın diğer evrelerinde çok zorlanırsınız. Akademi de ürün yoksa siz yoksunuzdur.
Ekrem Demirli
(fikir ve görüşleri için @osman_abdigamid 'e teşekkür ederim)
Taftazani'nin "kelam-ı nefsi" kavramını açıklarken Emevi döneminin büyük şairi Ahtal'dan alıntı yaptığı o satırlar ❤️
"Asıl kelam kalplerdedir
Dil sadece kalbin delilidir."
“Whoever conceptualizes the position of independent legal reasoning (al-ijtihād al-muṭlaq) will be shy from Allāh to accredit it to any individual of our time.”
— Shihāb al-Dīn al-Ramlī (d. 957/1550)
عجيب كيف ان حب الذات هو الأساس الصلب لكل شيء بحياتك
مرونتك في التخلي مصدرها حب الذات
و يقينك بالتمسك مصدره حب الذات
معرفتك للوقت اللي تخرج فيه من قصة معينة مصدره حب الذات
و سعيك لمحاولات عديدة حتى لو كان في نتائج فورية وسريعة ! بعد مصدره حب الذات
" في كل صباح يستيقظ غزال في أفريقيا ، يجب عليه أن يجري أسرع من الأسد ، وإلا سيموت.
وفي كل صباح يستيقظ أسد ، يجب عليه أن يركض أسرع من الغزال ، وإلا فإنه سيموت من الجوع.
لا يهم من أنت - غزال أم أسد ؛ عندما تشرق الشمس ، عليك أن تركض "
- توماس فريدمان
Çoğumuzun yaşadığı o bunalımı İbnü’l-Cevzî şöyle anlatıyor
“Üzerimde sürekli bir keder, bunalım ve hüzün vardı; bu sıkıntılardan kurtulmak için her yolu denedim ama bir çıkış bulamadım. Sonra şu ayet bana gösterildi:
Yapılan yanlışı affetmek kadar affetmemenin de psikolojik açıdan olumlu etkileri var.
Quinney vd. (2026) affetmeyi reddetmenin insanların kendini daha güçlü hissetmesine, değerlerine daha sadık davrandığını düşünmesine ve bu iki etki üzerinden benlik saygısının yükselmesine katkı sağladığını gösteriyor.
"En iyi tez bitmiş tezdir" ifadesinin Collingwood yorumu:
"Hiçbir “sanat eserinin” asla bitmediğini ve dolayısıyla bu deyişin bu anlamıyla, ortada “sanat eseri” diye bir şeyin hiç olmadığını. Resim veya müsvedde üzerindeki çalışma, bittiği için değil, teslim günü yaklaştığı için veya matbaacı kopyayı ısrarla istediği için ya da sanatçının “bu şey üzerinde çalışmaktan bıktım” veya “buna daha fazla ne yapabileceğimi göremiyorum” demesi nedeniyle sona erer."
Çok yerinde tespitler. Gazali, İmam Maturidi veya Ebu Hanife gibi büyük isimler bizlere “helal-haram” listesi değil, imanı hayata taşımanın zarafetini öğrettiler. Dini yaşamakla dini daraltmak arasındaki fark da işte bu zarafette gizli.
Bugün Avrupa dahil Müslüman topluluklarda da benzer bir "fıkhın daralması" meselesi yaşanıyor. Dini bir hayat inşasından ziyade, fıkhı ahlaktan, ameli merhametten, hükmü hikmetten koparan ve fıkhı bir "yasaklar listesine" indirgeyen dar bir bakış özellikle genç nesilde gözlemleniyor. Bunun temelinde çoğu zaman iki şey var: dinini kimlik savunusu üzerinden öğrenmek. Yani dini manevi bir inşa veya hakikati arama çabası olarak değil de, "ben kimim, sizden farkım ne, biz doğruyuz siz yanlışsınız!" gibi bir kimlik kalkanı olarak konumlandırmaktır. Diğeri de ilim geleneğini metin ezberine indirgemek. Böyle olunca din, bir yaşama biçimi olmaktan çıkıyor, bir hüküm sıralamasına dönüşüyor.
Oysa Gazali’nin örneğinde de görüldüğü gibi, fıkıh sadece "neler haramdır?"ı değil, "neler daha güzeldir?"i de öğretir. Müminin kalbini kırmamayı yalnızca ahlaki değil, aynı zamanda fıkhi bir sorumluluk olarak görür. Bu inceliği kaybettiğimizde geriye merhameti değil, hükümcülüğü öne çıkaran bir din algısı kalıyor. Böylece dinin hayata temas eden zenginliği buharlaşır ve birkaç sembolün içine hapsolur. @fikretcetinorg@AltayCemMeric
Yaşar Kemal:
“Bir tanesi kalktı, “siz ömrünüz boyunca Çukurova’yı mı yazacaksınız” dedi.
Ben de dedim ki kendi Çukurovasını yazmayan hiçbir yazar yok. Sayayım mı dedim. Tolstoy, Dostoyevski, Balzac…”