Büyüdüğünü anladığın anlar olur ya bazen öyle ansızın, içten içe yıkıldığın, ötesini hayal etmediğin öncesinde saklanmak istediğin bugün işte o ‘an’dı benim için.
Şu son bir haftada yaptığım şehirler arası otobüs yolculuklarına bakarak bildiriyorum güzel ülkemi dolaşmanın verdiği haklı gururla artık yerleşik hayata geçebilirim
“Ben, heves ettiğim şeylerin kursağımda birikmesinden oluşan hayalkırıklıklarımı bir yorgan gibi üzerime örtmüş olanım. Olsun diye çabaladığım her şeyin olmayışını, yutkunarak seyredenim. Elimi uzattığım yeşil dalların, kuruduğuna şahit olanım. Ben olmamış olan her şeyim..”
İnsan cana yakın bulduğu birine rastlayınca veya bam telinden vurulunca konuşmanın şehvetine kapılır. Konuşmanın şehveti, sözün nereye varacağını düşünmeden içini pervasızca dökmektir ve hep pişmanlık getirir. İçini açmak yalnızca değerli olana, hâlden anlayan nadide kişiyedir.
Birine ihtiyaç duymak onunla aramızda bir yakınlaşma sağlayabilir ama esas yakınlık ihtiyaç duymadığı hâlde sâfî bir yönelişle başlayan ve öylece sürüp giden dostluklardır. Ona ihtiyacı yokken de onunla olmayı dilemek kalbin en derin hattına çekilmiş sağlam bir bağdır.