İNGİLTERE, AMERİKA, FRANSA, İTALYA
" ya bizim taslağı imzalayın ya da barış olmaz "
RESTİ ÇEKİYOR
ATATÜRK ise :
" BİR KARŞI TASLAK SUNUN. BİZİM TASLAĞIN UYGULANACAĞINI SÖYLEYİN.
KABUL ETMEZLERSE ANKARA'YA DÖNÜN "
diyor.
Tarihte şunun 1 tek örneği yoktur.
İBB Davasında 49.Günü beraatini talep eden Elif Güven'den sonra söz alan İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu'nun sözleri gündeme girdi.
''Bu eylemlerin hiçbir hukuki yanı, hiçbir idari yanı olmadığını düşünüyorum.
Ve bunun bu kadar kamuoyuna açık bir şekilde duyurulduktan sonra kılını dahi kıpırdatmayan bakanları da kınıyorum.
Aynı şekilde ana muhalefet partisinin başına kayyum atanan kişiyi, siyasi savcıyı da kınıyorum.
Hükümetin başındaki kişiyi de kınıyorum.''
@TKRgazete biz sırtımızı saraya dayadık, meşruiyetimizi oradan alıyoruz. bu saatten sonra tüzükmüş yasaymış kuralmış kanunmuş umrumuzda değil saray bizden ne istiyorsa biz onu yaparız herkes de paşa paşa uymak zorundadır ' açıklaması özetle.
sonlarını, sonuçlarını göreceğiz.
Dilek Kaya İmamoğlu:
"İki kez beraat ettiği davada, üçüncü kez, üçüncü kez yargılamanız yetmezmiş gibi duruşmaya katılmasını önlemek için kendinizce oyunlar kuruyorsunuz. Araç bozuldu gibi uydurma bahanelerle mahkeme salonunda bulunma hakkını gasp ediyorsunuz. En temel ihtiyaçlarından bile mahrum bırakıyorsunuz."
Butlancıya duyurulur!!
İBB davasında Elif Güven savcılık sorgusunda nasıl etkin pişman yapılmış:
“Muhbir olursun herhalde, diyen savcı sürekli azarlandı. Ağladım. ‘İstediğim gibi konuşmuyor içeride kalsın’ dedi. Pişmanlığımı da kendisi yazdı, avukatım da ses etmedi”
Lafım yok..
“KAÇ KİŞİNİN BEYANINI DEĞİŞTİRDİĞİNİ ARTIK SAYAMIYORUZ, BU İDDİANAME ÇÖKTÜ”
Soruşturma sürecinde Elif Güven’in medya üzerinden hedef gösterildiğini ileri süren Ruşen Gültekin, müvekkilinin 8 ay boyunca “linç edildiğini” söyledi. Güven’in soruşturmayı basından öğrendiğini, hakkında “kaçtı” ve “kaçak yakalandı” şeklinde haberler yapıldığını belirten Gültekin, “Amaç algıyı gerçeğin üzerine koymak. Oysa biliriz ki algı ile dava olmaz” dedi.
Gültekin, dosyadaki etkin pişmanlık ve tanık beyanlarının güvenilirliğinin tartışmalı hale geldiğini savunarak iddianamenin büyük ölçüde bu beyanlara dayandığını söyledi. Etkin pişmanlık sürecinde baskı yapıldığı yönündeki iddialara da değinen Gültekin, “En son duyduk ki savcılar Elif Güven’e de tahliye vaat etmişler. ‘İstediğim gibi konuşmuyor musun? Yat içeride’ demişler” ifadelerini kullandı. Dosyadaki çok sayıda kişinin ifadelerini değiştirdiğini belirten Gültekin, “Kaç kişi beyanını değiştirdi artık biz sayamıyoruz. Bu iddianamenin yüzde 95’i de bu beyanlara dayanıyordu. Bu sebeple iddianamenin çöktüğünü söyleyebilirim” ifadelerini kullandı.
Medya A.Ş. Satın Alma ve İhale Müdürü Fatoş Ayık’ın savunmasına geçildi. Ayık, bilirkişi raporlarında, Medya A.Ş.'nin yaptığı ihalelerde usulsüzlük bulunamadığını belirtti.
Ayık, "Bu, bizim görevimizi hukuka uygun bir şekilde yerine getirdiğimizi göstermektedir. Uhdeme geçen bir kuruş olmadı. Hiçbir kazanç elde etmediğim ortadayken, örgüt üyesi olmam mümkün değildir“ dedi.
“İBB’ye, 2010 yılında, rahmetli Kadir Topbaş döneminde girdim” diyen Fatoş Ayık, “Medya A.Ş.’nin kurulduğu ilk günden, gözaltına alındığım güne kadar yaklaşık 15 yıldır Medya A.Ş.’de çalıştım. Bu durum tek başına örgüt üyeliği suçlamasının dayanaksız olduğunu göstermektedir” diye konuştu.
@TKRgazete oğlum kurultayın amacı zaten delege iradesi ile başkanı seçmektir.sen olağan kurultayı başlatabiliyorsun yani delege iradesiyle başkanın seçilebileceği süreci başlatıyorsun da o sürecin sadece çok daha hızlı gerçekleşmesini sağlayacak olanını mı başlatamıyorsun
uza şurdan aparat
Ekrem İmamoğlu’nun ardından Aykut Erdoğdu da söz aldı. Erdoğdu’nun konuşmasını mahkeme başkanı “alakası yok”, “dosyamıza ne katacak” diyerek kesti.
Aykut Erdoğdu ve mahkeme başkanı arasında yaşananlar şöyle:
Erdoğdu: Öncelikle artık susulacak bir yerde değiliz. Bu bir trafik davası değil. Bu tam bir siyasi dava. Sorumu soracağım, benim savunma hakkımı kimse kısıtlayamaz.
Mahkeme Başkanı: Ben savunma hakkınızı kısıtlamıyorum Aykut Bey, biz zaten savunma hakkınızı, savunmanızı yaparken verdik. Sorunuz varsa sorun.
Erdoğdu: Elif Hanım, elimde anayasa var, ben bu ülkenin milletvekiliyim. Ve bu anayasa ve içtüzüğe göre de haklarım devam ediyor. Sorun bir: Bu anayasaya ve bu ceza kanununa göre yargılandığınızı biliyor musunuz? Bu mahkemenin, Türk milleti adına, soru soruyorum, bu mahkemenin Türk milleti adına...
Mahkeme Başkanı: Aykut Bey bu soru dosyamıza ne katacak?
Erdoğdu: Sayın başkanım...
Mahkeme Başkanı: Burada başka bir kanuna göre yargılama yapmıyoruz zaten. Ceza kanununa göre yargılama yaptığımızı bu sanık da biliyor.
Erdoğdu: Bir saniye. Benim kastınız şu mu? Siz başka bir eylemden yargılanıyorsunuz, bu dosyaya katkınız ne olacak diye mi soruyorsunuz? Tefrik edin dosyamı o zaman.
Mahkeme Başkanı: Alakası yok.
Erdoğdu: Tefrik edin dosyamı. Ayırın benim dosyamı. Onu yapmayıp 148 eylemde beni yargılayıp, sonra bunu soramaz mısınız?
Mahkeme Başkanı: Elif Hanım'a sorunuz var mı?
Erdoğdu: Var, Elif Hanım'a soruyorum. Bu anayasaya göre yargılandığınızı biliyorsunuz, ve bu ceza kanununa göre. Bu mahkemenin Türk milleti adına sizi buna göre yargıladığını biliyor musunuz?
Elif Güven: Evet.
Erdoğdu: Bu maddenin Türk... Anayasayı okumayacağım ama Ceza Muhakemesi Kanunu 148'i okuyorum. "Şüphelinin veya sanığın beyanı özgür iradesine dayanmalıdır. Bunu engelleyici nitelikte..." tam okuyamıyorum gözlüğümü takacağım. Bunu engelleyici nitelikte; kötü davranma, işkence, ilaç verme, yorma, aldatma, cebir veya tehditte bulunma, bazı araçları kullanma gibi bedensel veya ruhsal müdahaleler yapılamaz. Kanuna aykırı bir yarar vaat edilemez. Yasak usullerle elde edilen ifadeler, rıza verilmiş olsa dahi delil olarak değerlendirilemez. Müdafi hazır bulunmaksızın kollukça alınan ifade, hakim veya mahkeme huzurunda şüpheli veya sanık tarafından doğrulanmadıkça hükme esas alınamaz." İfade verirken korktunuz mu?
Elif Güven: Korktum tabi yani şöyle söyleyeyim; hem korktum hem de ben o...
Mahkeme Başkanı: Biz o ifadesiyle ilgili kısımları sorduk Aykut Bey zaten. Yani neden bunları tekrar...
Erdoğdu: Benim sormamda ne engel var? Ben bu davanın sanığıyım.
Mahkeme Başkanı: O esnada, o esnada avukatı zaten yanındaydı. Sorduk işte, neden dedik, avukatım karşı çıktı dedi.
Erdoğdu: Avukatının yanında olması, işkence ve kötü muameleye engel değildir ki Sayın Başkan. Bakın, bu ben şu an kendi yargılanmamı değil, geleceğin yargılanmasının delillerini bırakıyorum. Çünkü ben şu an cezasız, hükümsüz olarak burada tutuluyorum. Ama bu aynı davada yargılanıyorsa ve tefrik edilmemişse benim son derece hakkım. Bu savunma hakkımın engellenmesi. İstiyorsanız susturun, isterseniz jandarma vasıtasıyla dışarı attırın. Bir milletvekilinin hakkı bu!
Mahkeme Başkanı: Aykut Bey, atılmak istiyorsanız atarız yani.
Erdoğdu: Sayın Başkanım, atmak istiyorsanız buyurun. Bu benim için sorun değil, bu benim için sorun değil, sizin için sorun.
Mahkeme Başkanı: Yani meseleyi nereye, ne kısma çekmeye çalışıyorsunuz şu an?
Erdoğdu: Ama siz niye beni susturmaya çalışıyorsunuz Sayın Başkanım? Böyle adil bir yargılanma var mı?
Mahkeme Başkanı: ...soruya müdahale edeceğim. Burada savcı bey de soru sorarken avukatlarımız itiraz ediyor, 'bu sorunun sorulmasını istemiyoruz' diyorlar, değerlendiriyorum, sordurmuyorum. Herkesin her aklına gelen soruyu... Yani bu, bu sizin şahsınızla, size ne sağlayacak?
Erdoğdu: Gerekçenizi açıklayınız, ben soruyu sormayacağım. Soruyu sormamın adil yargılanma önündeki engelini...
Mahkeme Başkanı: Aynı soruları sorduk. İfadesini sağlıklı verip vermediğini sorduk, savcı beyin yönlendirmesinin olup olmadığını sorduk, avukatın o esnada yanında olup olmadığını sorduk, neden imzaladığını sorduk. Yani ne, ne yapıyoruz daha burada?
Erdoğdu: Şu an delillerimi delillendirmeye çalışıyorum. Bakın, burada diyor ki, "dehşete düşürme..."
İzmir’de şu an gözaltındaki 40 kız öğrenciye çıplak arama yapıldığını öğreniyoruz.
Çıplak arama işkencedir, meşrulaştırılamaz.
İnşa ettiğiniz rejimin işkencelerini daha ne kadar örtbas edeceksiniz?
Masum insanların onuru ve hayatları üzerinde daha ne kadar tepineceksiniz?
İBB Ağaç ve Peyzaj A.Ş. Genel Müdür Vekili Banu Saraçlar:
Değerli çalışma arkadaşım İBB Medya AŞ Genel Müdürü Fatoş Pınar Türker’in gözaltı ve tutukluluk süresince yaşadığı akla vicdana sığmayan muamele hakkında amasız fakatsız, acilen bir an evvel şeffaf ve adil biçimde soruşturma açılmasını bekliyorum.
Kadınların bedenleri, annelikleri ve çocukları hiçbir koşulda baskı unsuru haline getirilemez.
CHP Genel Başkan Yardımcısı Gül Çiftçi, "Butlancı Yalanları" başlığı altında butlan ekibinin söylediği yalanları derledi:
♦️ "İhraç yetkimiz var ama istifayı kabul etme yetkimiz yok."
♦️ "Olağan kurultay takvimi belirleme yetkimiz var ama olağanüstü kurultay tarihi belirleme yetkimiz yok."
♦️ "Kurullarda tedbir var, kararın kesinleşmesi gerekir; tüzükte tedbir kararı yok, yine de eski tüzüğü dikkate alıyoruz."
♦️ "Tasfiyeci anlayışta değiliz ama milletvekillerini ihraç etmeye kalkıyoruz."
♦️ "Partinin kurumsallığını korumak zorundayız ama beş kişi kalsa da Parti Meclisi çalışır."
♦️ "Seçime girebiliriz ama kurultay yapamayız."
Oğlum Oğuzhan Beker hakkında böyle bir karar verildiğini, evimizde bulunduğumuz sırada hem kendisi hem de ben sosyal medya üzerinden öğrendik.
Firari olması söz konusu olamaz. Derhâl emniyete giderek üzerine düşen tüm yükümlülükleri yerine getirecektir.
İddia konusu olan uyuşturucu maddeyi ne kendisi kullanmıştır ne de herhangi bir kişiye kullandırmıştır.
Sürecin takipçisi olacağım.
“Muhalefetle ilgimiz yok” diyorsunuz; 40 dakikalık konuşmanın 22 dakikasında yine bizi konuşuyorsunuz!
Emekli yok, işçi yok, çiftçi yok, açlık sınırı yok.
Sayın Cumhurbaşkanı bizi konuşmayı bırakın da; biraz da milletin derdini, yoksulluğu, mutfaktaki yangını konuşun!
ÖDÜLÜNÜ ALDI — CHP’den AKP’ye geçen Aydın Büyükşehir Belediye Başkanı Özlem Çerçioğlu “ihaleye fesat karıştırma, edimin ifasına fesat karıştırma, resmî evrakta sahtecilik ve görevi kötüye kullanma” suçlamalarından beraat etti.
Butlancı yalanları:
“İhraç yetkimiz var ama istifayı kabul etme yetkimiz yok.”
“Olağan kurultay takvimi belirleme yetkimiz var ama olağanüstü kurultay tarihi belirleme yetkimiz yok.”
“Kurullarda tedbir var, kararın kesinleşmesi gerekir; tüzükte tedbir kararı yok, yine de eski tüzüğü dikkate alıyoruz.”
“Tasfiyeci anlayışta değiliz ama milletvekillerini ihraç etmeye kalkıyoruz.”
“Partinin kurumsallığını korumak zorundayız ama 5 kişi kalsa da Parti Meclisi çalışır.”
“Seçime girebiliriz ama kurultay yapamayız.”
Ahlaksız, edepsiz, iftiracı!
Gazetecileri tenhada ‘sarı zarf’ almakla itham edip, kameralara bakamıyor bile. Genel Merkez’de uzun mesai saatleri boyunca emek veren, kamuoyunu doğru bilgilendirmek için görevini yapan gazeteciler, yalnızca mesleklerinin gereğini yerine getiriyor.
İftiralarınızda boğulun!
chp'de kılıçdaroğlu ekibinden müslim sarı'nın danışmanı hüseyin doğan, gazeteci yıldız yazıcıoğlu'nu "sarı zarf" almakla itham etti. yani para alıyor dedi. işimizi yapmaya çalışıyoruz, bir de bunlarla karşılaşıyoruz. gazetecilere böyle çamur atamazsınız hemen gereken yapılmalı.