Hareket eden bir araçta telefonunuza veya kitabınıza bakarken aniden mideniz bulanmaya başlıyor. Bu iğrenç hissin arkasında çok basit bir evrimsel yanlış anlama yatıyor olabilir. Beyniniz zehirlendiğinizi sanıyor.
Siz koltukta otururken iç kulağınız sarsıntıyı ve ivmeyi kusursuzca hissediyor. Fakat gözleriniz sabit duran bir ekrana odaklanıyor. Beyne iki farklı kanaldan tamamen çelişen bilgiler gidiyor.
Evrimsel geçmişimizde bu tür bir duyusal çelişkinin en yaygın nedeni basitti: halüsinasyon gördüren nörotoksinler. Etkili bir hipoteze göre beynimiz, bu durumu doğrudan zehirlenme olarak yorumluyor.
Hemen en eski güvenlik protokolünü devreye sokuyor. Mideyi boşaltıp hayali zehri dışarı atmak için sizi kusmaya hazırlıyor. Arabada hissettiğiniz o tarifsiz bulantı, vücudunuzun sizi olmayan bir tehlikeden koruma çabası.
Rakı kültürümüzün gelişmesindeki en önemli engellerden birinin tüketicilerin farklı rakıları karşılaştırma fırsatı bulamaması olduğunu düşünüyorum. Bugün vereceğim eğitimde anasonları, distilasyon sayıları, üzüm cinsleri, olgunlaştırma yöntemleri, dinlendirme süreleri farklı 8 rakıyı Çukurova Üniversitesi'nde yürütülen bir proje ile oluşturulan rakı duyusal çemberini kullanarak değerlendireceğiz.
Birleşmiş Milletler, ekvatordan daha uzak ülkeleri olduklarından daha büyük gösteren Mercator Projeksiyonu yerine, bütün ülkeleri gerçek boyutlarına daha yakın gösteren Eşit Dünya Projeksiyonuna geçmeyi kabul etti.
165 ülkenin oy kullandığı öneriye tek Rey oyunu ABD verdi.
Dünya 3 boyutlu bir küre olduğu için, 2 boyutlu hiçbir harita onu gerçek şeklinde gösteremiyor. Her metot ("projeksiyon") belli avantaj ve dezavantajlara sahip.
Mercator Projeksiyonu yerel açı ve yönleri koruduğu için navigasyon açısından çok avantajlı olsa da, ekvatordan uzak ülkeleri gerçekte olduklarından çok daha büyük gösteriyor. Mesela ABD ve Kanada Afrika kıtası kadar büyük gözükseler de her ikisi de Afrika'dan kat kat küçükler. Grönland da aslında küçücük bir ada, dev bir kıta değil.
Eşit Dünya Projeksiyonu, coğrafi boyutları çok daha gerçekçi gösteriyor ama yerel açı ve yön isabetliliğini kaybediyor.
Bu hafta tıp alanında çok önemli 3 gelişme oldu:
1. Metastaz yapmış pankreas kanseri hastalarında yaşam süresini uzatan ve ölüm riskini %60 azaltan Daraxonrasib onaylandı.
2. Agresif bir cilt kanseri olan melanom için geliştirilen mRNA kanser aşısının başarılı olduğu açıklandı
3. Upadacitinib adlı ilacın Faz 3 çalışmalarında vitiligo tedavisinde, özellikle yüz bölgesinde belirgin olmak üzere, anlamlı düzelme sağladığı açıklandı.
1927 yılında genç bir Rus araştırmacı, öğle yemeği yemek için Berlin’de bir kafeye girdi. Garsonun davranışlarında tuhaf bir şey fark etti. O sırada, bu basit gözlemin psikoloji tarihini sonsuza dek değiştireceğinden habersizdi.
Garsona yaklaşıp son derece basit bir soru sordu…
Birkaç hafta sonra bu tesadüfi gözlem, 20. yüzyıl psikolojisinin en meşhur keşiflerinden birine dönüşecekti. Bugün bu keşif, birçok yetişkinin ağır bir fiziksel faaliyette bulunmadığı hâlde neden sürekli, hafif ama inatçı bir yorgunluk hissettiğini açıklamak için de kullanılıyor.
Araştırmacının adı Bluma Zeigarnik’ti. Henüz 26 yaşındaydı. Dönemin en etkili psikologlarından biri olan Kurt Lewin’in laboratuvarında çalışmak üzere Berlin’e gelmişti. Lewin, insan zihninin yalnızca yapay laboratuvar koşullarında değil, gerçek ve gündelik hayatın içinde nasıl işlediğini araştırıyordu.
Zeigarnik’i hafıza ve dikkat konusundaki anlayışımızı önemli ölçüde değiştirecek gözleme götüren de işte bu yaklaşım oldu.
O akşam Zeigarnik, bir grup meslektaşıyla birlikte bir kafeye gitti. Çok sayıda yemek sipariş ettiler. Garson hiçbir şeyi not almamasına rağmen bütün siparişleri aklında tuttu ve hiçbir hata yapmadan servis etti.
Hesap ödendikten sonra herkes kalkıp gitmeye hazırlanıyordu. Zeigarnik kapıya vardığında masada bir şey unuttuğunu fark ederek geri döndü. Aynı garsona yaklaştı ve basitçe sordu:
“Bugün neler sipariş ettiğimizi bize tekrar söyleyebilir misiniz?”
Garson ona şaşkınlıkla baktı. Siparişe dair hiçbir ayrıntıyı hatırlamıyordu.
Oysa yalnızca birkaç dakika önce bütün siparişleri kusursuz biçimde hafızasında tutmuştu. Fakat hesap kapatılıp para alındıktan sonra sanki bu bilgiler hiç var olmamışçasına zihninden silinmişti.
Bu olay Zeigarnik için önemli bir araştırma sorusunun başlangıcı oldu:
İnsan beyni neden tamamlanmamış işleri hatırlarken tamamlananları daha kolay unutuyordu?
Laboratuvara döndüğünde basit bir deney tasarladı. Katılımcılara yaklaşık yirmi farklı görev verildi. Görevlerin bir kısmını tamamlamalarına izin verilirken diğerleri henüz yarısındayken kesintiye uğratıldı ve katılımcılardan başka bir işe geçmeleri istendi.
Daha sonra onlara, “Bugün hangi görevleri yaptınız? Hatırladıklarınızı sıralayın.” diye soruldu.
Deney tekrarlandıkça sonuçlar oldukça tutarlı ve açıktı: Katılımcılar yarıda kesilen, yani tamamlanmamış görevleri, tamamladıkları görevlere kıyasla neredeyse iki kat daha fazla hatırlıyordu.
Yarım kalan işler zihinden kolayca silinmiyordu. Sanki yeniden ele alınmayı ve tamamlanmayı talep edercesine hafızanın ve dikkatin bir bölümünü meşgul etmeye devam ediyordu.
Zeigarnik araştırmasının sonuçlarını 1927 yılında Almanca yayımlanan bir psikoloji dergisinde yayımladı. Bu olgu bugün psikolojide “Zeigarnik etkisi” olarak biliniyor.
Aradan neredeyse bir asır geçti. Günümüz insanı, Zeigarnik’in muhtemelen hayal bile edemeyeceği şartlarda yaşıyor.
Aynı anda zihninde onlarca yarım kalmış mesele taşıyor: cevaplanmamış bir mesaj, ertelenmiş önemli bir konuşma, bitirilmemiş bir proje, çözülememiş bir aile meselesi…
Tamamlanmadan bırakılan her şey, tıpkı garsonun henüz hesabı kapanmamış siparişleri gibi, zihnin arka planında bir yer işgal etmeye devam ediyor. Ve yarım kalan işler çoğaldıkça, zihnin gündelik hayatı yaşamak için kullanabileceği enerji de giderek azalıyor.
Sizler için Frekans ayarı nasıl yapılır adım adım anlattık ustalara para vermenize gerek kalmadı.
Sırasıyla adımlar:
• 1. Kumandadan Menü / Ayarlar bölümüne gir.
• 2. Kanal / Yayın / Uydu Ayarları bölümünü aç.
• 3. Manuel Kanal Arama / Manuel Ayarlama seçeneğine gir.
• 4.Uydu olarak Türksat 42°E seç.
• 5.Yeni Transponder / Frekans Ekle seçeneğine gir.
• 6.Şu bilgileri aynen gir:
🔸Frekans: 12380
🔸Polarizasyon: Dikey (V)
🔸Sembol Oranı: 27500
🔸FEC: 3/4
• 7.Şebeke Arama / Network Search seçeneğini Açık yap.
• 8.Ara / Tara / Kanal Aramayı Başlat seçeneğine bas.
• 9.Bulunan kanalların kaydedilmesini bekle.
🔸Olmazsa ikinci frekansı dene:
🔸Frekans: 12423
🔸Polarizasyon: Yatay (H)
🔸Sembol Oranı: 30000
🔸FEC: 3/4
Daha fazla yararlı içerikler için bizi takip ederek destek olun.
Bayern Münih’in yönetim kurulu başkanı, efsane futbolcu Rummenigge, 2013’te, kulüpler birliği toplantısı için Katar’a gider.
Dönüşte, Münih havalimanına iner.
“Gümrüğe beyan edeceğiniz mal var mı?” diye sorarlar.
“Yok” der.
Bizim havalimanındaki polisler gibi sırıta sırıta hatıra fotoğrafı çektirelim diyeceklerine,“Bavulu aç!” derler.
Çünkü orası Almanya...
Vay efendim ben Rummenigge’yim, efsaneyim filan, istersen cumhurbaşkanı ol, hikaye...
“Bavulu aç!”
İki tane Rolex saat çıkar bavuldan.
Ellişer bin eurodan iki Rolex.
Kaçakçılıktan gözaltına alınır!
“İçişleri bakanını arayayım da, gelsin benim önüme yatsın” diyemez.
Demeye kalksa, biliyor ki tutuklanır.
Augsburg gümrük dairesinin başvurusuyla, Landshut mahkemesinde yargılanır.
“Adalet bakanını arayayım da, şu savcıya telefon etsin, baskı yapsın, beni kurtarsın” diyemez.
Demeye kalksa, biliyor ki, bakanı da tutuklarlar!
Deliller incelenir.
140 gün hapis cezası verilir.
İstersen paraya çevir, istersen gir içeri yat denir.
“Parasını ödeyeyim” der.
Hay hay derler, “Kaç para maaş alıyorsun, günlük gelirin kaç paraya denk geliyor?” diye sorarlar.
Günlük gelirini 1785 euro olarak beyan eder. 1785 euroyu 140’la çarparlar, 249 bin 990 euroyu geçirirler Rummenigge’ye!
Saatler 100 bin euro, ceza, 250 bin euro.
(Gelirin ne kadar yüksekse, cezan da o kadar yüksek oluyor. Hırsız zenginse, fakir hırsıza nazaran daha ağır bedel ödüyor. Alman sistemi, yolsuzlukta bile sosyal adaleti sağlıyor. Kaçırılan malın değeriyle ilgilenmiyor, kaçıranın malının mülkünün değerine göre ceza kesiyor.
Mesela, günlük geliri iki katı olsaydı, aynı miktarda kaçakçılık için, 250 değil 500 bin euro geçireceklerdi Rummenigge’ye.)
Neyse, 250 bin euroyu öder.
“Artık gidebilir miyim” diye izin ister.
“Dur hele bakalım” derler, “Sen bu saatleri kaç paraya satın aldın?”
diye sorarlar. Faturayı göstermesini isterler.
Eee, fatura yok.
“Hediye edildi” der.
Hani, bizim bakana
“Nedir bu sana gelen kutular?”
diye sormuşlar, bizim bakan da
“Hediye çikolata geldi, hediye Türk geleneğidir” demiş ya...
Rummenigge de öyle demiş yani...
“Hediye Arap geleneğidir, şeyh cebime sokuşturdu” demiş.
Gel gör ki, Almanya’da da bir gelenek var. 50 eurodan pahalı hediyeye yüzde 30 vergi ödemek zorundasın.
Dolayısıyla, bir 30 bin euro da buradan geçirirler Rummenigge’ye!
“Artık gidebilir miyim” diye izin ister.
“Dur hele bakalım” derler.
Almanya’da 90 günden fazla hapis cezası alırsan “sabıkalı” oluyorsun.
Paraya çevirdim filan, nafile...
İstersen Rıza Sarraf gibi altına çevir, gene olmuyor.
Sabıkanı “sıfırla”yamıyorsun.
Sicil kaydına sabıkası işlenir.
Saatler kendisine teslim edilir.
“Buyurun, artık güle güle takın, iyi günlerde kullanın" denir.
Böyle kötü örnekleri kendinize dert etmeyin..
Benzin istasyonlarında ve yol kenarlarında satılan zeytinyağları ve Zeytinyağı sabunlarının %90'ı sahtedir.
Köylü pazarlarında satılan ürünlerin büyük kısmı halden alınmadır,
Karadut pekmezi vs hepsi fabrika çıkışlı sonradan kavanozlara doldurulmuş ürünlerdir,
Ballar çoğunlukla sahte, gerçek olanlar ise olabilecek en kötü kalitedir.
Yol kenarında durup alışveriş yapan, Kazığı yağsız yutmayı kabul etmiştir.
Yol kenarında sizi bekleyen TV'de izlediğiniz saf Anadolu insanı değil, Kurnaz tüccarlardır.
Yol kenarında Bir kez denk gelenin %99 ihtimalle bir daha gelmeyeceğini bilen bir esnafın size neler yapabileceğini az çok tahmin edersiniz 😅
@alper_idug Anetol molekülü 37 alkol düzeyine düşene kadar suda çözünebilir ve şeffaftır, 37 nin altına düştüğünde çözünemez ve damlacıklar oluşturarak rakıya beyaz bir görüntü verir