Çalışma yüzyüze ve hibrit olacaktır. Katılım için kayıt gereklidir. Katılım ücretlidir. Kayıt ücreti katılımcı hocaların yol ve konaklama masraflarına gidecektir. Kayıt ücreti 2000 tl'dir.
"Neyi seçersen seç pişman olursun. Çünkü sorun tercihlerinde değil yaşanmamış bir hayatı romantize etmendir. İnsan her daim gidilmemiş bir yolu cazibeli ve gizemli bulur. Bu yüzden mesele en doğru seçimi yapman değil. Hangi pişmanlıkla yaşayacağını seçip karar vermendir."
Kierkegaard
Bebek yaşamın ilk günlerinde pençesinde olduğu adsız dehşetlerin adını koyacak kelimeleri anneden alabilmek için elindeki tek imkanı, yansıtmacı özdeşimi kullanarak anneyle iletişim kurar.
W. Bion
"Kişiliğin bütünleşmiş olması ruh sağlığının temelidir. Bütünleşmiş kişiliğin birkaç ögesini sayarak başlayayım: duygusal olgunluk, karakter gücü, çatışan duygularla baş edebilme, gerçeklige uyum ile iç dünya arasında denge kurma, kişiligin farklı parçalarını bir bütün halinde kaynaştırabilme."
-Melanie Klein
Psikanalitik bir perspektiften bakıldığında, bireyin ruhsal kırılganlıklarını denetimsiz biçimde açığa vurması, öznenin psikolojik sınırlarını zayıflatarak dışsal manipülasyon ve duygusal istismar olasılığını artırabilir. Bu nedenle kişi, içsel yaralarını herkesin erişimine sunmak yerine, güven ilişkisi ve sembolik sınırlar içerisinde paylaşmayı tercih etmelidir.
“İnsan bazen herkesten değil, kendi yanlış umutlarından uzaklaşır. Beklentiyi bıraktığında yalnızlaşmaz; sadece ruhunu sürekli dışarıya rehin verdiğini fark eder. En derin yorgunluk, sevilmemekten değil, anlaşılmayı sürekli başkalarından beklemekten doğar.”
Ülkeye getirdikleri üzerinden ağza gelen her şeyi söyleyebilir bir alan mı açıyor kişiye. Google’nin sahibi kendi ülkesinde bu gibi fıkralar anlatabiliyor mu? Kaldı ki itam ettiği kişiler bu ülkeye kendisi kadar bir yarar sağlamamış mıdır? Yaşı üzerinden bir değerlendirme de yapacak olursak bunu ailesi biliyorsa neden mikrofon veriliyor açılışa getiriliyor.
Sonuç
Bu olay, tek başına bir fıkranın yarattığı tartışmadan daha fazlasını gösteriyor.
Psikanalitik açıdan bakıldığında mesele:
etnik stereotiplerin yeniden üretimi,
kadın bedeninin mizahi nesneleştirilmesi,
uzun süreli iktidarın yarattığı ayrıcalık hissi,
ve gücün eleştiriye karşı duyarsızlaştırıcı etkisi
üzerinden okunabilir.
Bir kişinin anlattığı fıkra ya da hikâye, o kişinin bilinçdışını doğrudan ve eksiksiz biçimde açığa çıkarmaz. Ancak kullanılan mizahın türü, hangi grubun aşağılanabilir bulunduğu ve bunun hangi toplumsal konumdan söylendiği, belirli psikolojik ve siyasal dinamiklere işaret edebilir.
Söz konusu olayda, iş insanı Rahmi Koç, bir hastane açılışında anlattığı fıkrada “Kürt kadın” figürünü cehalet ve cinsel imayla ilişkilendiren bir anlatı kullandı. Bu sözler kamuoyunda yoğun tepki gördü. Gelin bunun üzerine biraz sesli düşünelim.
Güç Sahibi Öznenin Mizahı
Freud, mizahın çoğu zaman bastırılmış dürtülerin toplumsal olarak kabul edilebilir biçimde dışavurumu olduğunu söyler. Ancak burada önemli olan yalnızca fıkranın içeriği değildir; onu kimin anlattığıdır.
Sıradan bir insanın anlattığı ayrımcı bir fıkra ile ekonomik, kültürel ve sembolik sermayenin zirvesindeki bir kişinin anlattığı aynı fıkra aynı etkiye sahip değildir.
Çünkü güç sahibi özne, konuşurken yalnızca kendi adına konuşmaz. Psikanalitik açıdan bu durum “sembolik otorite” meselesidir. Otorite konumundaki kişi, kimi zaman kendi bilinçdışındaki önyargıları “şaka” biçiminde dolaşıma sokarken bunun sonuçlarından muaf kalacağını varsayar.
Bu noktada mizah, eşitler arasında kurulan bir oyun olmaktan çıkar; yukarıdan aşağıya işleyen bir sınıflandırma aracına dönüşür.
Sapkınlık Meselesi
Psikanalizde “sapkınlık” (perversion) gündelik dildeki ahlaki bozukluk anlamına gelmez.
Lacan’ın yaklaşımında sapkın özne, kendi arzusunu sorgulamak yerine kendisini yasadan muaf görmeye başlar. Yani “Benim konumum bana bunu söyleme hakkı veriyor” varsayımı ortaya çıkar.
Bu nedenle sapkınlık, bazen cinsellikle değil iktidarla ilgilidir.
Bir kişinin:
Başkalarının incinebilirliğini hesaba katmaması,
Kendi sözlerinin etkisini küçümsemesi,
Toplumsal hiyerarşileri doğal kabul etmesi,
Tepki geldiğinde “şakaydı” diyerek geri çekilmesi,
psikanalitik açıdan narsistik ayrıcalık hissinin göstergeleri olarak okunabilir.
Burada mesele yalnızca Kürt kadınlarının hedef alınması değildir. Daha derinde, “öteki”nin bir özne değil, anlatının malzemesi haline getirilmesidir.
Neden Özellikle “Kürt Kadın”?
Psikanalitik ve sosyolojik açıdan dikkat çekici nokta, fıkranın iki farklı hiyerarşiyi aynı anda kullanmasıdır:
Etnik hiyerarşi (Kürt)
Cinsiyet hiyerarşisi (kadın)
Bu yüzden ortaya çıkan şey yalnızca etnik bir stereotip değildir; aynı zamanda cinsiyetçi bir stereotiptir.
“Kürt kadın” figürü burada konuşan, düşünen, kendi hikâyesini kuran bir özne olarak değil; cehaletin ve yanlış anlamanın temsilcisi olarak kurulmaktadır. Tepkilerin önemli kısmı da tam olarak buna yönelmiştir.
Servet ve Pervasızlık
Psikanalitik literatürde uzun süreli ayrıcalığın ürettiği bir fenomen vardır: gerçeklikle temasın zayıflaması.
Bir insan ne kadar uzun süre eleştirilmeden yaşarsa, kendi sözlerinin başkaları üzerindeki etkisini o kadar az hissedebilir.
Bu durum özellikle çok büyük ekonomik güç sahiplerinde görülebilir:
Çevre sürekli onay üretir.
İtiraz edenlerin sayısı azalır.
Özne kendi bakış açısını evrensel gerçeklik sanmaya başlar.
Sonuçta kişi, bir topluluğun onurunu zedeleyebilecek bir anlatıyı rahatlıkla kamusal alanda paylaşabilir.
Bu, bireysel kötülükten çok, gücün yarattığı körleşme problemidir. Güç zehirlenmesi de denilebilir.
Kahkahanın İşlevi
Psikanalizde kahkaha sadece eğlenmek değildir.
Bir salonda anlatılan ayrımcı bir fıkraya gülündüğünde, kahkaha çoğu zaman grubun ortak varsayımlarını da görünür kılar.
Freud’un mizah analizlerinde kahkaha, “yasak olanın geçici olarak serbest bırakılması” işlevi görür.
Bu nedenle insanlar bazen fıkranın komikliğine değil, fıkranın kendilerine verdiği üstünlük hissine gülerler.
“Kürt kadın” figürünün aşağı pozisyona yerleştirilmesi, dinleyiciye de üst konum hissi sunar. Mizahın gizli ekonomisi burada çalışır.
Her duygunun dile eksiksizce tercüme edilmesi mümkün değildir; çünkü ruhsal yaşantının bir kısmı her zaman sözcüklerin ötesinde, bilinçdışının alanında kalır.
Zamanın bolluğu bazen sınıfsal olmayabilir. Para yöneten kişiler çok daha yoğun ve zaman süresi çok daha az diye düşünüyorum. Ayrıca bu konu kişilik özellikleri üzerinden de konuşulabilir diye düşünüyorum. Örneğin; Okb kişilik özelliklerine sahip birinin rutini ile narsistik bir karakterin rutin anlayışında bir fark olabilir diye düşünüyorum.
“Bir şeyin bir şeye dönüşmesini istediğiniz anda o şey orada değildir.” derler ve Bella Habip ekler: "Arzu edilen nesneyle, arzunun kendisi arasında hep bir mesafe vardır ve hiçbir zaman da bu örtüşmez, bazı ender anlar dışında. İnsanoğlunun da dramı o ender anları ısrarla aramasıdır."