Erkek cinayetleri, kadın cinayetlerinin 4 katı falan. Eğer cinayet oranı üzerinden bir ülkenin yaşanılabilir bir ülke olup olmadığını ölçüyorsak; erkekler daha mağdur bir pozisyonda yer alıyor demektir.
Bu dendiğinde “kadınlar kadın olduğu için öldürülüyor, erkekler erkek olduğu için öldürülmüyor.” diye bir savunma alıyoruz.
Kurdukları denklem örnekle şu:
Kadınlara, toplumsal olarak iffetli olmaları gerektiği dayatılır > kadın aldattığında, ya da evlilik dışı ilişkiye girdiğinde “namus” adı altında öldürülür > kadın olduğu için öldürülmüştür.
Katılımıyor değilim, ama erkekler için geçerli olmadığına inanmıyorum.
Bundan 2 ay öncesine kadar kız kardeşini, tacizci serserilerden koruduğu için Hakan Çakır öldürüldü.
Bu mantıkla o da erkek olduğu için öldürüldü. Çünkü erkeklere de “koruyucu olmak, güçlü olmak” gibi toplumsal normlar dayatılıyor.
Daha geniş düşünürsek, gece işlerinde çalışmak zorunda olan erkekler, ağır iş kazalarında ölen erkekler, kan davasında ölen erkekler, hatta şehitlerimiz de erkek olduğu için ölmüştür.
Anlaşılan cinsiyetlerimiz hayatımızın her alanına etki ediyor. Evet, cinayetlere de.
Cinayetleri, “kadın cinayeti” olarak daraltılmasına tam da bu sebepten karşıyım. Bu konuya daha liberal bir yerden yaklaşmayı uygun buluyorum.
Bu psikopat katiller; erkek, kadın farketmeksenizin hepimizin sorunu. İnsanın problemi, ayrıştırmak yanlış.