Tekrar Buraya yazıyorum 160 binden fazla dağıttım, seneye 200 bin’den fazla üçüncü yıldan itibaren tüm Türkiye’nin ata tohumları karşılayacağım. Kısırlaşmış tohumlarınızı da alıp defolup gideceksiniz.
Kısıtlandığımın farkındasınız.
Lütfen sizin için anlattım.
Sizlerde beni koruyunuz.
Türk halkı için bağımsız tıp bilimi akademisi yapıyorum.
Anlatın,dağıtın, farkındalık oluşsun.
Lütfen.
Bugün #dilbayramı. Türkçemizin kelimelerden değil; hafızamızdan, kültürümüzden ve kimliğimizden oluştuğunu düşünmek için güzel bir gün.
2009’da rahmetli Prof. Dr. Oktay Sinanoğlu ile yaptığımız saatler süren söyleşiden kısa bir bölümü paylaşmak istedik.
https://t.co/NJPBQZP6lZ
Türkiye’nin İran ve İsrail’e yönelik uygulamalarında ciddi çelişkiler mevcut.
2025’te İsrail’in Ceyhan üzerinden aldığı Azerbaycan petrolü %31 artarak günlük 94 bin varile ulaştı. Azerbaycan petrolü İsrail’in ham petrol ithalatının %46,4’ünü oluşturdu. Kpler ve Vortexa verilerine göre petrol BTC ile Ceyhan’a geliyor, tankerlerle İsrail’e taşınıyor. Türkiye’nin İsrail’le ticareti durdurma kararından sonra Ceyhan çıkışlı en az 14,4 milyon varil petrolün çoğu Yunan sahipli tankerle İsrail’e ulaştığı tespit edildi.
Diğer tarafta ABD, İran havacılığına ağır yaptırımlar uyguluyor.
27 İran havayolu yaptırım kapsamında. ABD ihracat kontrolüne tabi parçalar nedeniyle kısıtlamalar Boeing kadar Airbus’ları da etkiliyor. Bu nedenle Amerikan ve Avrupa sistemlerine göbekten bağlı Türk firmalarımız İran seferleri fiilen durmuş durumda. İran Mahan Air’in İstanbul ve Ankara uçuşları da 21 Eylül’den itibaren durduruldu.
ABD, İran havayollarına yakıt ve yer hizmeti sağlayan yabancı şirketleri dahi finans sisteminden dışlanmakla tehdit ediyor.
Ama İsrail söz konusu olduğunda tablo değişiyor. Türk havayollarının Tel Aviv bağlantıları sürerken Azerbaycan petrolünün Ceyhan üzerinden İsrail’e akışı da kesilmiyor.
Ortaya çıkan manzara düşündürücü ve üzücüdür.
İran’a karşı ABD’nin finansal ve havacılık yaptırımlarının Türkiye üzerindeki etkisi açıkça görülürken İsrail’e yönelik enerji ve ulaştırma bağlantılarında aynı kararlılık görülmüyor.
Türkiye’nin İsrail politikasını yalnız siyasi söylemlerle değil, ABD’nin ikincil yaptırım gücü, kolektif Batı finans sistemine bağımlılık ve ekonominin sıcak para ihtiyacı üzerinden de okumak gerekir.
Söylemde stratejik özerklik ve İsrail’e karşı sertlik, uygulamada dış baskılar sonucu teslimiyet söz konusudur.
Bu tablo Türkiye’nin tarihsel devlet geleneği ve bağımsız dış politika iddiasıyla bağdaşmıyor.
İran Cumhurbaşkanının dediği gibi: “Atom bombası İsrail'de, denetçiler İran'da.
İsrail öldürüyor ama İran’a yaptırım uygulanıyor. Kime söyleseniz güler. İrana uçuş yasak israil’e serbest.”
Emeği geçenlerden Tanrı razı olsun.
Tehcirden başka bir çözüm yoktu.
Olması gereken oldu.
Türkiye'de hayalî Ermenistan, hayalî Kürdistan ya da hayalî Yunanistan haritası çizenler hâlâ hazmedemiyor ama gerçek şudur;
Türkiye Türklerindir!
Kahramanları, “Turovalıların anakarnındaki çocuklarına kadar soyunu kurutmak" diyen Agamemnon, çocukları surlardan atacak kadar cani olan Odusseus ya da bir genç kızı boğazlayan Neoptolemos olursa...
-Roma İmparatorluğu İngiltere'yi işgal edip, Latince'yi eğitim dili yapmıştı.
-İngilizce'de kelime türetme yeteneği kalmadığı için, Latince ve Yunanca 1940'lara kadar zorunlu dersti.
-Türkiye'de bir de "İngilizce" tıp çıkardılar. %99'u Latince. Kepazeliğe bak.
-Öklit geometriyi Sümerlerden aldı. Sümerler Türklerin akrabasıdır
-Matematiğin temel yapı taşı olan cebiri Türkler buldu.
-Eğer bizimkiler, geometri ile cebiri birleştirmeselerdi, Fizikteki Nevton kanunları da olmazdı
-Kimyayı Türkler icat etti
-Tıbbı Türkler başlattı
YUNAN MİLLİ MARŞI'NIN
SÖZLERİNİ OKUDUNUZ MU?
TRİPOLİÇE'DE 40 BİN TÜRK'E YAPILAN
SOYKIRIMIN SÖZLERİ BUNLAR.
BİR VAHŞET ÇAĞRISI...
Hiç bir ülkenin milli marşı soykırım üzerine kurulmaz.
Yunanistan milli Marşı’nın sözlerini okuyunca insanın tüpleri ürperiyor.
Öyle bir vahşet çağrısı.
Öyle bir ırkçı nefret çağrısı.
Bir ulusun değerleri olmalı.
İsrail’le neden ortak olduklarını bu cümleleri okuyunca görüyorsunuz.
Gazze’deki vahşetin aynısı.
Ve bu cümlelerin tamamı, Türklere yönelik Trpoliçe katliamını anlatıyor.
Utanç verici.
OKUYUN...
Derin okyanus, işte böyle uğuldasın isterdim
Ve dalgasında boğulsun, her Türk tohumu
Neden muharebe yavaşladı bir an?
Neden azaldı dökülen kan?
Hem palaskalar hem kılıçlar
Etrafa saçılmış beyinlere,
Baştanbaşa yarılmış kafataslarına,
Kımıl kımıl oynayan iç organlarına bulanmış.
Köpekler azalıyorlardı
Ve Allah diye bağırıyorlardı, Allah!
Fakat Hıristiyanların dudakları daha doğruydu;
Ateş diye bağırıyorlardı Ateş!
Aslanlar gibi vuruşuyorlardı
Hep Ateş diye bağırıyorlardı
Ve pislikler ölüyorlardı.
Allah! Diye böğürerek..
Pis kanları nehir olmuş
Ovada akmakta
Masum otlar su yerine
Kan içmekte.
En cesurları sarsıldı.
Kör adımlarıyla,
Korint’ten kovuldular
Saklandılar ve kaçtılar.
Ölüm meleğini gönderir.
Kıtlık ve hastalıkla dolar,
İskelete benzer şekilleri
Yürürler öyle yan yana.
Çimlerin üzerinde uzanıyor
Ve her yerde ölüyorlardı.
Sefil ve umutsuzca
Bu terk edilmiş sefil artıklar.
....
OKUDUNUZ MU?
İşte o Tripoliçe soykırımı.
21-25 Eylül 1821 tarihleri arasında, Rumlar, Yunanlılar, yüzyıllarca unutulmayacak bir katliama imza attı.
Tripoliçe’ye girdiler.
40 bine yakın Türk'ün tamamını 3 gün boyunca kesip biçtiler.
Biz bunlarla mı "dost" olacağız!
https://t.co/k53HA5zPhX
Back in 2003, a German film crew filming in the Gobi Desert captured an incredibly moving moment: after a tough two-day birth, a mother camel rejected her newborn. A nomadic family then performed the ancient Hoos singing ritual passed down for generations. Once the song ended, the camel shed tears and finally accepted her baby. This powerful scene became one of the most memorable parts of the Oscar-nominated documentary The Story of the Weeping Camel.
-Balkanlardan, ölen öldü, kaçabilenler buraya geldi.
-Buradan nereye kaçacağız? Bizi Kazakistan'a bile almazlar.
-Burada ölüm kalım savaşı vermeliyiz.
-Bu Türk vatanı içinde kalırsanız -1000 sene herkesi koruduğumuz gibi- rahat edersiniz, yoksa sizi de Filistin'e benzetirler
Bir Kere Girince Saatlerce Çıkamayacağınız 50 Site
1.) 'https://t.co/FDTmt38jKw' — Dünyayı canlı uydu görüntüsüyle izleme
2.) 'https://t.co/Tytazsp6y2' — Şu an gökyüzündeki her uçağı görme
3.) 'https://t.co/b8trMj1vUi' — Denizdeki tüm gemileri anlık takip
4.) 'https://t.co/EYzDYh0BqF' — Rüzgar ve fırtınaların canlı haritası
5.) 'https://t.co/tJHTnBvUBe' — Dünyaya düşen yıldırımları anlık izleme
6.) 'https://t.co/ePbstmUfab' — Son depremlerin canlı listesi
7.) 'https://t.co/G7cSydNKiO' — İnterneti taşıyan okyanus kabloları
8.) 'https://t.co/3KOx1uP05V' — Ormanların yok oluşunu uydudan izleme
9.) 'https://t.co/BjXxDVBtur' — Dünyanın istatistikleri saniye saniye
10.) 'https://t.co/cO1EjkMwuG' — Şu an atılan tweet ve arama sayısı
11.) 'https://t.co/ciADXU3PhE' — Ülkelerin gerçek boyutlarını karşılaştırma
12.) 'https://t.co/LO6JWd0BlG' — Yüzyıllar öncesinin haritaları
13.) 'https://t.co/EEUvFXzGao' — 150 bin tarihi harita arşivi
14.) 'https://t.co/yK72tIFetv' — Gönüllülerin çizdiği dünya haritası
15.) 'https://t.co/QfXLWflDxA' — Rastgele birinin penceresinden dünyaya bakma
16.) 'https://t.co/ESMrPd5w78' — Şehirlerde sanal yürüyüş
17.) 'https://t.co/pRBm3f1ANH' — Dünyanın rastgele bir noktasına ışınlanma
18.) 'https://t.co/8JaKk4HmQi' — Dünyanın en tuhaf yerlerinin kataloğu
19.) 'https://t.co/qwJXW2a6zm' — Etkileşimli bilgi deneyimleri
20.) 'https://t.co/Sp9uLE2QOu' — Atomdan evrene ölçek yolculuğu
21.) 'https://t.co/2FitQ7k3ZI' — Güneş sistemini 3B gezme
22.) 'https://t.co/KH9VyPhaoW' — Tarayıcıda gerçek gökyüzü haritası
23.) 'https://t.co/JBLDnae59F' — NASA'nın günün astronomi fotoğrafı
24.) 'https://t.co/HuFaH5Zc2g' — NASA'nın tüm görsel arşivi ücretsiz
25.) 'https://t.co/T3QWBtfYKB' — Veriyle anlatılan görsel makaleler
26.) 'https://t.co/isIkHYtRCm' — Dünyanın gerçek verilerle hali
27.) 'https://t.co/NJ7TdwwdbA' — Dünya hakkındaki yanlış bildiklerimiz
28.) 'https://t.co/vmkn87BBGW' — Karmaşık veriyi görselleştirme
29.) 'https://t.co/eHqySW1EGw' — Dünya Bankası'nın açık verileri
30.) 'https://t.co/av0bjbISF2' — Türkiye'nin resmi istatistik veritabanı
31.) 'https://t.co/l3Mb5x5KkS' — Milyonlarca kitap, film ve yazılım arşivi
32.) 'https://t.co/B6NDL6Bxri' — Telifi düşmüş 70 bin ücretsiz kitap
33.) 'https://t.co/no8SFuA27T' — Dünyanın her kitabının kaydı
34.) 'https://t.co/I1TMHDw3qI' — ABD Kongre Kütüphanesi dijital arşivi
35.) 'https://t.co/yxkHTsqFnH' — Avrupa'nın kültürel miras arşivi
36.) 'https://t.co/wMcjgRaBht' — Amerika'nın dijital kütüphane koleksiyonu
37.) 'https://t.co/8MpQHB3zrG' — Müzeleri evden gezme
38.) 'https://t.co/i3Vt53wDvA' — Sanat eserlerini yüksek çözünürlükte indirme
39.) 'https://t.co/5ei05nWSvS' — 250 bin sanat eserinin arşivi
40.) 'https://t.co/2SpGcVKFiD' — Tarihin unutulmuş görsel hazineleri
41.) 'https://t.co/sSdBoLWEvB' — Ücretsiz kültür ve eğitim arşivi
42.) 'https://t.co/UyUZxtlbfh' — Met Müzesi'nin açık koleksiyonu
43.) 'https://t.co/23cxfWRaNy' — Müzik türlerinin soy ağacı
44.) 'https://t.co/gMDy3tUEMT' — Ülke ve on yıl seçip o dönemi dinleme
45.) 'https://t.co/WrXSWim8jr' — Wikipedia düzenlemelerini sese çevirme
46.) 'https://t.co/IcRIPgCDAS' — Rastgele bilgi kuyusu
47.) 'https://t.co/WoE9MNJ5PU' — Zaman, gündoğumu ve gökyüzü olayları
48.) 'https://t.co/VrkUoUal3M' — Bilim haberlerinin güncel akışı
49.) 'https://t.co/4Nwok7W5wn' — Bilimsel makalelerin ücretsiz ön baskıları
50.) 'https://t.co/DqmPFeYnrl' — Veriyi canlı kodla görselleştirme
İnternet, algoritmanın önünüze koyduğu o beş siteden ibaret değil.
Almanya/Stuttgart Devlet Operası'nın 10 Nisan 2027'de sahnelemeyi planladığı "Atatürk – Mustafa Kemal Efsanesi" operası sıradan bir sanat etkinliği değil.
Bunu bizzat operanın resmî tanıtım metni ortaya koyuyor. Tanıtımda Atatürk'ün "otoriter güç iddiası", milliyetçilik, sürgün, şiddet ve tarihsel suçlar ekseninde ele alınacağı, Almanca, Türkçe, Ermenice, Kürtçe, Fransızca, Yunanca ve İngilizce bir anlatı kurulacağı açıkça belirtiliyor.
Almanya'nın böyle bir operayı sahneye koyması iyi niyetli değildir.
İki ayrı dünya savaşına ve milyonlarca masum insanın ölümüne neden olmuş; 1945'ten sonra ABD tarafından işgal edilmiş, bugün dahi dış politikada tam bağımsız hareket etmekte zorlanan, Kuzey Akım sabotajının hesabını bile soramayan Almanya'nın sözde sanatçıları çökmüş bir imparatorluğun enkazından emperyalizme karşı Kurtuluş Savaşı vererek bağımsız Türkiye Cumhuriyeti'ni kuran, kulu vatandaş, ümmeti millet yapan uçurumun kenarında Orta Asya'ya sürülmeyi bekleyen ülkeyi laik ve çağdaş bir devlete dönüştüren Mustafa Kemal Atatürk'ü hangi tarihî ve ahlaki üstünlükle bir operada yargılamaya kalkmaktadır?
Üstelik bu girişim tesadüf değildir. Son yirmi yılda Atatürk, Türkiye'de özellikle genç kuşaklar tarafından yeniden keşfedilmiş, milletin Atasına bağlılığı her ortamda görünürlüğünü artırmış ve aynı ilgi Avrupa'daki Türk gençliği arasında da hızla güçlenmiştir.
Tam da bu dönemde Atatürk'ün tarihsel mirasını "otoriterlik" ve benzeri kavramlarla yeniden tanımlamaya çalışan bir opera sahneye konulmak istenmektedir.
Almanya'nın uzun yıllardır Türkiye'yi etnik ve mezhepsel fay hatları üzerinden değerlendiren, PKK'ya yönelik yaklaşımı ve geçmişte "Anadolu Federal İslam Cumhuriyeti" gibi Türkiye'nin bütünlüğünü tartışmaya açan projelerin dolaşıma girdiği siyasi atmosfer de hatırlandığında, bu opera yalnızca sanatsal bir çalışma olarak görülmemelidir.
Aşağıda gösterilen tanıtım afişi bile operanın librettosunun ip uçlarını şimdiden veriyor. Mustafa Kemal Atatürk'ü temsil etmek yerine, tarihî gerçeklikle hiçbir bağı olmayan anonim ve kimliksiz bir figür tercih edilmiş. Bu bir estetik seçimden öte, tarihî şahsiyeti bilinçli biçimde sembolleştirip yeniden kurgulama girişimidir. Aynı anlayış, tanıtım metninde Atatürk'ü "otoriter güç iddiası" üzerinden okumaya çalışan sakat yaklaşımın görsel yansımasıdır. Kısacası eser sahnelenmeden verilen mesaj belli. Amaç tarih anlatmak değil, tarihi yeniden yorumlamaktır.
Türk kamuoyu bugüne kadar Ermeni, Pontus ve benzeri iddialar üzerinden üretilen film, belgesel ve kültürel kampanyalara tepki göstermiştir.
Bu konuda da sosyal medyada ve Almanya'da yaşayan vatandaşlarımız tarafından gereken tepki süreci başlatılmıştır. Ancak bu devam ettirilmelidir.
Sosyal medyada güçlü ve demokratik bir kamuoyu oluşturulmalı, Stuttgart Operasının bu eseri sahnelememesi için meşru ve hukuki zeminde her vatandaş sorumluluk almalıdır.
İstikamet, en büyük keramettir!
İşte size bunu ispatlayan bir görsel.
Çin ve Osmanlı hanedanlıkları!
Yakın zamana kadar iki büyük imparatorluk ve iki büyük medeniyet idi.
Bunların,
ekonomik bağımsızlıklarını kaybetme sürecine verdikleri farklı tepkiler,
onları farklı noktalara taşıdı!
Adım adım
yapay zeka yardımı ile görselleştirdiğim bu istikamet mecrasını anlatmaya çalışayım.
Bir devlet askeri olarak yenilmeden önce ekonomik ve mali olarak zayıflar ya da zayıflatılır.
Qing Çin'i ve
Osmanlı İmparatorluğu farklı coğrafyalarda bulunmalarına rağmen son 200 yıllık süreçte şaşırtıcı derecede benzer bir kader yaşamıştır.
Her iki devlet de bir zamanlar kendi bölgelerinin süper gücüydü.
Çin kendisini "Orta Krallık",
Osmanlı ise "Devlet-i Aliyye" olarak görüyordu.
Her ikisi de dünyanın merkezinde olduklarına inanıyordu.
Ancak 18. yüzyılın sonlarından itibaren Avrupa'da ortaya çıkan Sanayi Devrimi, modern finans sistemi ve deniz gücü
dengeleri değiştirmeye başladı.
Süreç önce ekonomik alanda başladı.
Çin'in, İngiltere ile ticaret dengesi bozuldu.
Osmanlı'da ise kapitülasyonlar ve ithalat bağımlılığı ile dış ticaret dengesi bozuldu.
Ardından
her iki ülkeden de para çıkışı başladı.
Çin'den gümüş,
Osmanlı'dan altın ve döviz çıkıyordu.
Mali yapı giderek zayıfladı.
Ekonomik zayıflamanın ardından askeri yenilgiler geldi.
Çin için Afyon Savaşları,
Osmanlı için Küçük Kaynarca sonrasında başlayan yenilgiler zinciri dönüm noktası oldu.
Bu yenilgiler yalnızca toprak kaybına yol açmadı;
aynı zamanda ağır savaş tazminatlarını beraberinde getirdi.
Tazminatlar ödenemeyince iki devlet de dış borçlanmaya yöneldi.
Tabi borç verenler yalnızca para vermekle yetinmediler;
alacaklarını garanti altına almak için devletlerin gelir kaynaklarına el koydular.
Osmanlı'da bunun adı “Düyun-u Umumiye” idi
Çin'de ise “Imperial Maritime Customs Service” oldu. Gümrük gelirleri yabancıların denetimine girdi.
Böylelikle mali bağımsızlık, aşınmaya başladı.
Yabancılar,
Ekonomiden İstiklale şu süreci yürüttüler;
Ticaret açığı → Bağımlılık → Para çıkışı → Savaşlar → Tazminatlar → Dış borçlar → Mali kontrol → Egemenlik kaybı.
Bu zincir
hem Qing Çin'inde
hem de Osmanlı'da farklı biçimlerde gerçekleşti.
AMMA VE LAKİN
çöküşten sonra her iki devlet, farklı yollar seçti.
Çin,
özellikle Deng Xiaoping döneminden sonra şu sonuca vardı:
"Bir daha mali bağımsızlığımızı kaybetmeyeceğiz."
Bu nedenle:
üretim ekonomisine, sanayiye, teknolojiye, ihracat fazlasına, devlet kontrollü finans sistemine
ağırlık verdi.
Bugün Xi Jinping döneminde:
dijital yuan, yarı iletken bağımsızlığı, Kuşak ve Yol Projesi, dolar bağımlılığını azaltma çabaları
bu tarihsel hafızanın ürünüdür.
Türkiye Cumhuriyeti ise şöyle bir yol izledi.
Cumhuriyet'in ilk döneminde “devletçi kalkınma modeli” uyguladı. Birçok alanda başarılı adımlar attı.
1980 sonrasında ise:
neo-liberal politikalar benimsedi,
küresel finans sistemine eklemlendi,
yabancı sermaye kullanmaya başladı.
Çin'in temel tercihi:
"Bir daha Afyon Savaşları dönemine benzer bir mali bağımlılık yaşamamak"
iken
Türkiye'nin temel tercihi:
"Küresel sistemle entegrasyon içinde büyümek"
oldu.
Neticede;
Çin,
dünyanın süper gücü haline geldi.
Türkiye ise
bir yandan ekonomik kırılganlıklarla mücadele ederken
diğer yandan İstiklalini koruma kaygısını azaltmaya çalışıyor.
İşte
iki ayrı istikamet seçimi
ve
iki ayrı sonuç!
Güçlü ordu, güçlü diplomasi ve güçlü devlet mi istiyorsunuz?
O zaman bunları “var ve daim” kılacak olan şey;
üretim gücü ve finansal egemenliktir.
Mevcut yol, buraya çıkmaz!
İstikametinizi düzeltin.
🔴 Cihat Yaycı :
Yunanistan’da dün çok önemli fakat maalesef yeterince konuşulmayan bir gelişme yaşandı.
İskeçe’de, Lozan Antlaşması’nın kendilerine tanıdığı haklar çerçevesinde müftülerini kendileri seçmek isteyen ve Yunanistan tarafından atanan müftüler protesto eden 4 Batı Trakya Türkü, Yunan mahkemeleri tarafından 17’şer ay hapis cezasına mahkûm edildi.
Bu insanlar ne yaptı?
Şiddete mi başvurdu?
Kamu düzenini mi bozdu?
Yoksa terör eylemi mi gerçekleştirdi?
Hayır.
Sadece Lozan Antlaşması’ndan doğan haklarını savundular. Demokratik bir protesto gerçekleştirdiler.
Bir tarafta Batı Trakya Türklerinin seçtikleri müftüler tanınmıyor, demokratik itirazları cezalandırılıyor, Türk kimliği yıllardır tartışma konusu yapılıyor; diğer tarafta ise Türkiye’den sürekli yeni tavizler, yeni açılımlar ve yeni adımlar bekleniyor.
Bugün Heybeliada Ruhban Okulu’nun açılması yönündeki talepler yeniden gündeme getiriliyor. Oysa aynı günlerde Batı Trakya Türklerinin temel dinî ve kültürel hakları nedeniyle mahkûm edildiği bir tablo ile karşı karşıyayız.
Lozan bir bütündür.
Lozan yalnızca patrikhane için değil, Batı Trakya Türkleri için de vardır.
Mütekabiliyet yalnızca Türkiye’den beklenen bir yükümlülük değildir.
Türkiye’nin, Lozan’ın dengelerini ve Batı Trakya Türklerinin haklarını görmezden gelerek tek taraflı adımlar atması; hukuk, adalet ve devlet ciddiyeti açısından doğru değildir.
Önce Lozan’ın Batı Trakya’ya ilişkin hükümleri eksiksiz uygulansın.
Önce Batı Trakya Türklerinin seçilmiş müftülerine saygı gösterilsin.
Önce Türk azınlığın eğitim, vakıf ve kimlik hakları tam anlamıyla teslim edilsin.
Ondan sonra karşılıklı adımlar ve karşılıklı iyi niyet konuşulabilir.
Aksi takdirde ortaya çıkan tablo, Lozan dengesinin ve mütekabiliyet ilkesinin Türkiye aleyhine bozulmasından başka bir anlam taşımayacaktır.
https://t.co/xKQ5Z02aCP
@tcbestepe@TC_icisleri@iletisim@TC_Disisleri@tcmeb@SaadetPartisi@yenisafak@yeniakit@rprefahpartisi@MHP_Bilgi@zaferpartisi@cumhuriyetgzt1@herkesicinCHP@Akparti@iyiparti@anahtarparti