Babam İran'dan bu tarafa yolcu getirirken gözaltına alınmıştı yıllar evvel. İfade verirken "bence Humeyni on üçüncü imam" gibi bir laf etmiş faydası olacağını umarak fakat "ne diyorsun lan sen" gibi bir tepkiyle karşılaşmış. 6 ay yatmıştı Tahran'da..
dünyayı gezmek istiyorum
-beyrut’ta şii örgüte esir düşmek, birkaç saat sorgulanmak
-şam’da old town’da takılırken şehre düşen füzelerden korku duymak
- tahran’da takılırken kafaya düşen itrail füzesi
Bir akrabamızın bir şekilde dönüm dönüm kamu arazisini üstüne yaptığını ve imar alabilmek için belediye başkanlığına aday olacağını hiç olmadık bir ortamda ifşa edip annemden tokat yemiştim. Bence o yaşta bu kirli ilişkiler yumağını anladığım için tebrik edilmeliydim..
Bayramda misafirliğe giden konuşulan ne varsa kara kutu gibi zihnine kaydeden 2 yaşında bebe, sonra da olmadık bi yerde sansürsüz orada kalması gereken konuşulanları söyler. Çocuktan al haberi durumu
Mahkeme başkanı olduğu duruşmada annemi salondan polis zoruyla dışarı atıp gözaltına aldırmaya çalışan adamın babasına, oğlun “şöyle böyle” demişler.
Az demişler, yaptıklarınızdan çocuklarınız utanacak.
ıraklılar, necef'te doğduğunu hatırlatarak "gurur duyduklarını" belirtiyor. cezayirliler, sömürgeciliğe karşı direnişin sembolü ali la pointe'den ayırmadıklarını belirterek tıpkı onun için dedikleri gibi "ali mât vâkif", yani "ali ayakta öldü" diyor.
dünyanın her yerinden insanlar, larijani'nin ölümünden üzüntü duyduklarını anlatan paylaşımlar yaptı.
bu insanların neredeyse tümü, ali larijani'nin ismini iki hafta öncesine kadar hiç duymamıştı. ancak bugün onun ardından tuttukları yas, larijani’nin şahsını, karizmatik çıkışlarını ve retoriğini aşan bir anlama sahip.
larijani ve iran'a duyulan ilgi, ölçüp biçilmiş bir siyasal konumlanıştan öte bir vicdan patlaması. çünkü insanlık, bir kere de "kötülerin kaybettiğini" kendi gözleriyle görmek istiyor. bunun için farklı siyasi görüşe ve inanca sahip milyonlarca insan, tüm bu farklılıklara rağmen yüreği ağzında bir şekilde iran'ın abd ve israil küstahlığına verdiği yanıtları takip ediyor.
bu ilgi ve desteğin siyasal zeminini konuşurken gözetmek gereken noktalardan en mühimi şu: yıllardır bu "bedel ödetme" iddiasını direniş örgütleri veya yerel yapılar üstlendi. ancak bugün insanların iran'a bu denli odaklanmasının sebebi, ilk kez bir devletin tüm kurumsal gücüyle bu meydan okumayı sahiplendiğini görmeleri. tüm dünya siyonist anlatı karşısında susarak ona ortak olurken, insanlar "devletler üstü" bir kibir ve saldırganlığa karşı yine bir devlet ciddiyetiyle yanıt verilmesini, o orantısız gücün dengelenmesini istiyorlar. tüm politik farklılıklara rağmen iran'ın kazanması talebi, bu politik iradenin sahadaki başarısına duyulan açlıktır. ispanya'nın çıkışlarına yönelik ilgi ve coşku da bundan bağımsız değil.
insanlığın küresel vicdanı, abd-israil'in ölçüsüz saldırganlığı ve cezasız kalması karşısında bilhassa batı'nın önlerine koyduğu tüm o karmaşık politik analizlerden, stratejik tahminlerden ve bahanelerden artık yoruldu.
modern siyasetin "konforlu" dünyası, "griliğe" sığınmadan siyah ve beyazın ayrımını net bir şekilde yaparak "kötülere" sahada da bedel ödeten siyasetçileri, liderleri özletti. bu yüzden larijani, insanlara savunduğu değerleri kendi güvenliğinden üstün tutan, inandığı doğrultuda hareket eden o eski usul "şövalye ruhu"na sahip karakteri hatırlattı. safı net, duruşu gerçek ve bedel ödemeye hazır bir liderlik anlayışı, bu sahte çağda sarsıcı bir gerçeklik hissi yarattı.
larijani, abd'ye seslenirken "savaş başlatmak kolaydır ancak birkaç tweet'le bitiremezsiniz. hatanızı anlayıp bedelini ödeyene kadar sizi rahat bırakmayacağız" demişti. bugün dünyanın dört bir yanında bu ismi paylaşanlar, aslında tam da bunu bekliyor: o küstahlığın bedelinin ödendiğini görmek. larijani’nin bu sözü, bu yüzden sadece diplomatik bir tehdit değil, "ayakta ölmeyi" seçen bir karakterin, geleceğe bıraktığı geri dönüşü olmayan bir "vaat" olarak okunuyor.
Yıllar evvel bir forumda aşağıdaki tonda bir şeyler yazdıktan sonra elemanın biri "bırak bu fantazi işlerini, gençliğini yakma benim gibi" diye mesaj atmıştı.. O zaman aklıma gelmedi ama şimdi merak ediyorum. Nasıl hayatını yakmış olabilirsin acaba böyle bir mevzudan..
Amerikalı Müslüman David Noble, vefat eden eşine verdiği sözü yerine getirmek için 83 yaşında umre yaparak, Mekke ile Medine arasındaki yaklaşık 450 kilometrelik hicret yolculuğunun bir bölümüne katıldı.
Yani buraya taşınmadan önce “Altı üstü bir çikolata” diyordum. Ama işin aslı öyle değil arkadaşlar. O gördüğünüz çikolatalar mesela 50₺ olsa bile, köydeki akrabanın oğlunun kayınvalidesi bile sizden çikolata bekliyor. Mecburen bir bavul en ucuzundan alıyorsunuz, bir de ailenize ve yakın arkadaşlarınıza en iyilerinden getiriyorsunuz.
Beni tanıyanlar bilir, ne tarz çikolatalar ve ürünler getirdiğimi. Asıl problem ise kendi eşyalarınıza, yazlıklarınıza ya da kıyafetlerinize bile yer ayırmayıp bir sürü hediye taşımak. Bir de insanların özellikle sizden istediklerine yer ayırmanız gerekiyor.
İlk başlarda herkese “tamam” diyordum. Ama bir gün benden bir çift bilezik istendi(altın burda ucuzmuş) sonra araba için parça istendi (47 kg!). O noktada bu işleri bıraktım. Artık sadece aileme ve hayvanlara bir şeyler getiriyorum, gerisi pek umurumda değil.
Yani maalesef artık gurbetçileri anladığım o eşikteyim. Çok üzgünüm :(
Bir de şöyle düşün tanımadığın insanlara 50₺ 50₺ dağıtıyorsun ne alaka🤓
Ben havalimanına 3 saat önce gidiyorum kilometrelerce yol çekiyorum üzerine ucuz çikolata getirmiş diye laf mı edecekler 🤣yemesinler sorun yok
Ne seni devrimden koparabildiler ne de bizi senden...
Gülüşünü, inceliğini ve direncini omuzlarımıza yükledik. Yüreğin ise şimdi bizim göğsümüzde atıyor.
Biz 22 yıldır bir katil arıyoruz. 3 Mart akşamı saat 19.00'da İmam Adnan Sokak'ta Önder Babat için buluşacak ve "fail-i meçhul cinayetlerde zaman aşımı kaldırılsın" diyeceğiz.
Adalet isteyen herkesi sesimize ses vermeye çağırıyoruz.