problem açıkça kırmızı ette, merkez üreticiler birliği başkanının oğlu ithalatçı... bu Milleti daha nasıl domaltsınlar!!! menfaat çatişmasını bu toplum idrak edemiyor....
#et#tavuk#erdogan#Türkiye#şirk#enflasyon
rezillik diz boyu...
Temel hak ve özgürlüklere yapılan tecavüz, baskı, zulüm, işkence, fitne yok oluncaya; Allah için düzen, kamu düzeni, ülkede tamamen yerleşip işler hale gelinceye kadar onlarla savaşın.
#Anayasa#Türkiye#cuma#erdogan#SONDAKİKA#Bakara193#akp
"Yalnız Senden yardım dileriz ve sadece Sana ibadet ederiz."
Bu ayeti kavrayanlar Anayasa ihlalcisi ve tecavüzcüsü riyakar murai firavun özentisi zalimlerin önünde diz çökmez. Boyun eğmezler ve mücadeleye devam ederler.
#Anayasa#Türkiye#cuma#erdogan#SONDAKİKA#Bakara190#akp
Ortada arama yoktur.Yapılan salt bir kıyafet çıkarttırma da değildir.Tacizle başlayan süreç çıplaklaştırma ile
işkenceye dönüşmüştür.
Çünkü👇🏼
Silahlı saldıya hazırlık gibi; şafak vakti konutta aramayı gerektiren bir durum yokken,davet edip ifadesi alıcanacak kadını 2 kızıyla bulunduğu konuta girip pijamalı haldeyken yapılanlar soruşturma işlemi değil taciz eylemidir.
Akabinde anneyi kollukta odaya kapatıp soyundurma,çocuklarıyla tehditle itirafçılığa zorlama;
insan onuruyla bağdaşmayan,bedensel veya ruhsal yönden acı veren, algılama veya irade yeteneğinin etkileyen , aşağılamaya yol açan davranışlardır.
Rejim değişikliği meselesi üzerine biraz daha düşünelim.
Evet, iktidar bloğunda etkili bir kesim Türkiye’de bir rejim değişikliği için hem bir tasarım yapıyor hem de bu tasarımı hayata geçirecek operasyonları yürütüyor.
Peki bu tasarımcılar nasıl bir rejim tasarlıyor?
Bunu tam olarak bilemiyoruz. Türkiye’de kararlar kapalı bir çevre tarafından alınıyor. Parlamentonun etkisizleştiği bu ortamda Saray ve onun etrafında örülü yapı ülkenin geleceğine dair temel kararları veriyor. Toplumun bu karar alıcılar hakkında açık bir fikri yok.
Görünürde iktidar gücünü Cumhurbaşkanı Erdoğan, bu gücün aklını ise Devlet Bahçeli temsil ediyor. Onların dışındaki aktörler ise daha geride, kapalı bir ortamda, adeta bir “situation room”da Türkiye’yi yeniden tasarlıyor.
Tabii iktidar yapısına eklemlenmiş birçok başka unsur da var: iş dünyasından gruplar, yer üstü ve yer altı ağları, tarikatlar, güvenlik bürokrasisi ve farklı çıkar çevreleri… Bütün bu aktörlerin aynı tasarıma razı oldukları söylenemez. Muhtemelen çok farklı fanteziler, tahayyüller, çıkar hesapları ve iç gerilimler var.
Fakat ortak payda belli: Erdoğan’ın kişisel iktidarının devamının garantilenmesi, onun etrafında örülmüş formel ve enformel ağın etkisinin Erdoğan sonrasında da sürdürebilmesi ve toplumdaki desteği oldukça sınırlı olan MHP’nin rejimin kurucu aklı ve kadro üreticisi olma konumunu koruması.
Bunun ötesinde bir gelecek kurgusu oluşturmaya da çalışıyorlar şüphesiz. Güvenlikçilik. Tekno-milliyetçi retorik. Türk-İslam sentezinin Kürt unsurunun eklendiği yeni bir versiyonu. Erdoğan’ın yeni postkolonyal retoriğin hamisi olması…
Ancak bugün ortaya çıkan tablo, yeni bir siyasal ve toplumsal düzen olmaktan çok, büyük tahribata uğramış eski Türkiye’nin üzerine kondurulmuş bir gecekonduyu andırıyor.
Ama tasarımcıların karşısındaki asıl engel halk iradesi.
Zira halk bu rejim değişimini istemiyor. Halk, yüzde altmışları aşan bir oranda, bir rejim değişimini değil, öncelikle bu iktidar bloğunun seçim yoluyla nihayet gitmesini istiyor.
İktidarın halk desteğini kaybettiği ve bu desteği yeniden kazanmanın mümkün olmadığı görüldüğü için başka bir yola başvuruyorlar: Halkın iradesini temsil edecek bir alternatifin hayat bulmasını engellemek.
19 Mart ve “Butlan” hamlesinin toplumsal memnuniyetsizliğin siyasal bir alternatifle buluşmasının engellenmesi çabası olarak okunmalı.
Gelelim bu rejim işinin başarılı olup olmayacağına.
Olmaz.
Birincisi, uzun süredir ifade etmeye çalışıyorum: Bu denklemde halk bir değişken olarak hesaba katılmıyor. Oysa halkın değişen tepkilerinin, arzularının ve iradesinin hesaba katılmadığı hiçbir tasarım başarılı olamaz.
Halkın rızası yoksa, “zorla verdiririz” diye düşünüyor olabilirler. Ama, o iş öyle olmuyor.
Görüldüğü kadarıyla kendilerini “devlet aklının temsilcisi” olarak konumlandıranlar, halk “meselesini” kavrayamıyor. Bu işi bilen üstlerindeki siyasetçiler ise yaşlı, yorgun, toplumdan kopuk.
İkinci mesele de şu: Bir rejim değişikliği yalnızca jeopolitik imkânlar üzerinden kurulamaz. Hele jeopolitiğin bu kadar kaygan olduğu bir dönemde hiç kurulamaz.
Jeopolitik zemin kayganken, meşruiyetini kaybetmiş bir devlet en büyük risktir. Zira halkın rızasını dışlayan her rejim tasarımı, sonunda kendi güvenlik krizini üretir.
Önümüzde zor, bir dönem var. Fırtına dinmeyecek. Rejim mühendisleri ellerindeki devlet araçlarını kullanmaya devam edecekler.
Halkı siyasal denklemin dışına iterek kalıcı bir düzen kuramazsınız. Bir yerde bu girişim infilak eder. Mesele, patlamanın zamanı, maliyeti ve bu infilakın ülkeye vereceği zarardır.
Bugün Özel/İmamoğlu Türkiye’ye başka bir yol açmaya çalışıyor. Bu yol eldeki ezberlerin dışına,kurumsal kapasitenin ötesine geçtiği oranda başarılı olacaktır.
🔴 “Kulaklarıma inanamadım!”
▪️Eski CHP milletvekili ve hukukçu Atilla Kart, 2017 anayasa referandumunda YSK’nın saat 16.10’da mühürsüz oy pusulası ve zarfların geçerli sayılmasına ilişkin kararının ardından, CHP Genel Merkezi’nin yalnızca 10 dakika sonra tüm teşkilatlara “itiraz etmeyin” talimatı gönderdiğini öne sürdü.
Gazeteci Deniz Zeyrek ise konuyla ilgili şu ifadeleri kullandı:
“Kemal Kılıçdaroğlu ve ekibi, YSK’nın o usulsüz kararını 10 dakika içinde kabul etmiş. Duyduğumda kulaklarıma inanamadım; akıl alır gibi değil!”
Eski Anayasa Mahkemesi Başkanı Haşim Kılıç: (CHP’ye verilen mutlak butlan kararı hakkında)
“Yüksek Seçim Kurulu'nun görevi, yetkisi gasp edilmiştir
Kapatılma kararından çok daha ağır bir kararla karşı karşıya kaldık.
Bundan sonra hiçbir parti güven içerisinde faaliyetlerini sürdüremeyecek"
Crazy that this is getting barely any coverage. This year’s European Press Prize was just awarded to an investigative report by the Dutch newspaper De Volkskrant. It is entitled “What the Wounds Tell” and in it the journalists Maud Effting and Willem Feenstra document the cases of 114 children in Gaza under the age of 15 who were struck by a single bullet to the head or chest. Almost all of them died or were left severely disabled. They chose to document only the cases of boys and girls under the age of 15 (though often much younger: aged 3, 4 or 7) because these are children who can be immediately identified as such. “A single bullet in these parts of the body is a clear indication that these children were deliberately targeted“, the two journalists write.
This is the article: https://t.co/YkZrpqBWBQ
#Erdoğan#İslam hakkında en son konuşucak şahıslardan biri. Arapça telaffuz edebilir ama kitabı kesinlikle anlamıyor, Allah'ın ilkelerini veya Anayasa maddeleri fark etmiyor, sosyal anlaşma ve iştişare tanımıyor, tecavüz etmeye bayılıyor. #Türkiye#Kuran#Anayasa#bereket