Five-year-old Mohammed Fisfous has been suffering from severe enlargement of his liver and kidneys for the past two years, leading to a serious deterioration in his health. Due to the collapse of Gaza’s healthcare system, the specialized treatment he urgently needs is unavailable, making it essential for him to travel abroad for medical care.
His mother is appealing to the world to help save her son before it is too late, stressing that his condition is worsening day by day.
For those who don't know, Gaza today bids farewell to 112 innocent martyrs, most of them children and women, in what is considered the largest funeral in human history.
Gazze Şeridi'ndeki Hasta Dostları Hastanesi'nde jeneratör yakıtı ve tıbbi malzemelerin tükenme noktasına gelmesi, yoğun bakımdaki hastaların ve kuvözdeki bebeklerin yaşamını tehdit ediyor
🗣️ Hasta Dostları Hastanesi Kuvöz ve Yoğun Bakım Bölümü Müdürü Dr. Samir Lubbed ⤵️
— Akaryakıtın bitmesi demek, yoğun bakım ve yenidoğan ünitesindeki hastaların ve çocukların ölmesi demek, acil durum anlamına geliyor
— Bundan dolayı tüm uluslararası topluma ve kurumlara, Hasta Dostları Hastanesi'ne akaryakıt ulaştırılması için çağrıda bulunuyorum
https://t.co/Y3E5xpInPT
They are all our children. Look what we’ve allowed happen to them.
The genocidal apartheid regime are doing it and the ‘West’ are their cheerleaders.
And our silence permits it.
Gaza is set to witness tomorrow what is expected to be the largest funeral in Palestinian history, as the remains of 112 victims from the Abu Sharia and Al-Hasayna families will be laid to rest. Their bodies were recovered from among the 308 people killed in the massacre carried out by the Israeli army during the genocidal war in Gaza, after having remained missing beneath the rubble.
İtiraf ediyorum, gümrük kapısında biriken trafik cezaları için şikayet eden hiçbir gurbetçiye gram hak vermiyorum. Yaşadıkları ülkelerde kurallara uyarken burasını yıllardır Dingo’nunAahırı gibi görüyorlardı. Artık Türkiye’de de kurallara uymayı öğrensinler bir zahmet.
AB kanunsuz şekilde Irini harekâtı kapsamında Akdeniz ‘in uluslararası sularında Türk sahipli South Star tankerine gölge filo bahanesi ile baskın yaparken, Yunanistan, AB ve NATO üyesi olmanın sağladığı siyasi ağırlığı kullanarak, Rus LNG’sini taşıyan kendi denizcilik şirketlerini korumayı başarıyor.
AB’nin son yaptırım paketinde, 2022 öncesinde imzalanmış Rus LNG taşıma sözleşmelerine özel istisna getirildi, böylece Yunan armatörlerinin çıkarları güvence altına alındı.
Bu durum Brüksel’in kendi siyasi söylemini dahi gerektiğinde ekonomik çıkarlar uğruna esnetebildiğinin açık bir göstergesidir.
Aynı Avrupa Birliği ise, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin açık bir yetkisi olmaksızın, “gölge filo” adı altında ABD ve AB’nin tanımladığı gemilere uluslararası sularda çıkma ve denetim faaliyetleri yürütüyor.
Oysa “gölge filo”, uluslararası hukukun tanıdığı bir statü değildir. ABD ve İngiltere öncülüğünde geliştirilen siyasi bir tanımlamadır. Bu kavrama dayanarak uluslararası sularda fiili müdahalelerde bulunulması, deniz hukukunun temel ilkeleri açısından son derece tartışmalıdır.
Türk sahipli Kamerun bayraklı South Star tankerine yönelik gerçekleştirilen çıkma harekâtı da bu yaklaşımın yeni bir örneğidir.
Gemi Türk bayraklı olmadığı için Ankara’dan izin alınmamış olması hukuken açıklanabilir, ancak geminin BM Güvenlik Konseyi yaptırım listesinde bulunmaması ve müdahalenin BM yetkisine dayanmaması, olayın hukuki meşruiyetini tartışmalı hâle getirmektedir.
Yunanistan söz konusu olduğunda AB, kendi yaptırımlarını dahi esneterek armatörlerini koruyor.
Türkiye söz konusu olduğunda ise aynı çevreler, uluslararası hukuku zorlayan uygulamalara başvurmaktan çekinmiyor.
Bugün 17 Kasım 2020’de Türk bayraklı ROSALINE-A konteyner gemisinde yaşanan hukuksuz çıkma hadisesinin farklı bir versiyonu ile yeniden karşı karşıyayız. Ankara izni olmadan Alman SAT komandoları barbarca gemimize çıkmıl personele kelepçe takılmıştı. Bu rezil olayı unutmamız mümkün değildir.
Türkiye, denizlerde seyrüsefer serbestisini ve uluslararası hukuku savunmak adına bu keyfî uygulamalara en yüksek perdeden itiraz etmelidir.
Donanması ile deniz gücüyle ve mavi vatan söylemiyle övünen Ankara denizdeki bu hukuksuzluklara yüksek perdeden reaksiyon göstermelidir.
Bir ülkenin donanmasını idame etmesinin ve geliştirmesinin tek nedeni denizdeki çıkarlarını korumak, denizdeki saldırgan arsızlara gerektiğinde caydırma sağlamaktır.
20 Temmuz 1974...
Tarih, Kıbrıs Türk halkının özgürlüğü ve güvenliği için yazılan destansı bir mücadeleye tanıklık etti.
Bugün, Mutlu Barış Harekâtı'nın 52'nci yıl dönümünde; aziz şehitlerimizi rahmet ve minnetle anıyor, kahraman gazilerimize şükranlarımızı sunuyoruz.
Geçmişten aldığımız güçle, birlik ve beraberlik içinde, Kıbrıs Türk halkının barış, özgürlük ve güvenliğinin daima yanında olmaya devam edeceğiz.
#20Temmuz1974
#KıbrısBarışHarekâtı
#MillîSavunmaBakanlığı
Rum terör örgütü EOKA’nın Kıbrıs Türkü’ne yönelik katliamları öylesine acımasızdı ki, küçük çocukların bile vahşice öldürüldüğünü gören Birleşmiş Milletlerin o dönemki en yüksek rütbeli askeri bile “Ben daha önce böyle bir vahşet görmedim” demişti.
Rum vahşetini anlatan videomuzun bu bölümünde Rum teröristlerin okul çağındaki soydaşlarımızı nasıl toplu halde katlettiklerini şahitlerin anlatımıyla yayınlıyoruz.
Kıbrıs Türkü’ne yapılanları unutmayacağız, unutturmayacağız! 🇹🇷
#MillîSavunmaBakanlığı
Asya Pasifik Raporunda en çok dikkat çeken gelişme, adeta büyük savaşın provasının yapılıyor olması.
ABD ve müttefikleri eş zamanlı beş büyük tatbikat yürütürken, Çin Tayvan çevresi ve Güney Çin Denizi'ndeki faaliyetlerini artırıyor, Rusya ile ortak tatbikata hazırlanıyor. Bölgede 200 binden fazla asker görev yapıyor.
Daha da önemlisi, ABD doktrini değişiyor. Artık amaç sürekli deniz ve hava üstünlüğü sağlamak değil; kuvvetleri tespit etme, hedefleme, takviye etme ve yoğun füze tehdidi altında savaşı sürdürebilme kabiliyetini geliştirmek.
Bu tablo, Pasifik'te tarafların artık "savaş çıkar mı?" sorusunu değil, "savaş ne zaman başlar?" sorusunu çalıştıklarını gösteriyor.