Dikenlerinizi törpülemiyor, sonrasında da “Biz neden sarılamıyoruz?” diye birbirinize öfkeleniyorsunuz. Çünkü sarılınca birbirinizi yaralıyorsunuz. Biraz törpüleyin dikenleri. Öyle rest çekmelerle, gider yapmalarla sorunu çözemezsiniz. İnsan biraz kendini sorgulamalı.
Tam 3 koskoca yıl geçti aradan. İş yılı festivalimi kutluyor, kapkek töreni için hazırlanıyorum.Çok şükür bu kötü iş yılını geride bıraktım, şimdi sırada çok…bir dakika memur bey geliyorum.
Beslemediğin ve beslenmediğin her şey senin için yavaş yavaş ölmeye başlar. Aile, iş, dostluk, ilişki, kendinle ilişkin, yaratıcıyla ilişkin..
..her şey.
Yaşayan en büyük sanatçılardan Nick Cave'e bir hayranı dünya kaynarken,"nerede durduğunu" sormuş ve Cave, adeta bir manifesto gücünde, tekrar ve tekrar okunması gereken, fevkalade dokunaklı, derin, etkileyici ve kanımca haklı bir cevap vermiş. Aşağıya metnin çevirisini ekledim.
Sevgili Alistair,
Bunun sana ve arkadaşlarına pek de yardımcı olmayacak bir itiraf olduğunun farkındayım ama bu günlerde herhangi bir konuda nerede durduğumdan tam olarak emin değilim. Ayaklarımızın altındaki zemin kayıp yer değiştirirken ve dünya kendi belirli görüşleri etrafında katılaşırken, ben giderek daha belirsiz ve kendimden daha az emin bir hale geliyorum. Ne soldayım ne de sağda; her iki tarafı da, çoğunlukla kendilerini sundukları halleriyle, savunulamaz ve tanınmaz buluyorum. Esasen, liberal eğilimli, küçük 'm' ile manevi bir muhafazakarım; ki bu benim için siyasi bir duruş değil, daha ziyade bir mizaç meselesidir. Adanmış bir tabiatım var ve dünyayı kırık dökük ama güzel olarak görüyorum. Onu elimizden geldiğince onarmanın ve daha fazla zarar vermemenin, ya da daha kötüsü, kasten yıkımına önayak olmamanın acil ve ahlaki görevimiz olduğuna inanıyorum. Birbirine çarpan salt atomlardan daha fazlası olduğumuzu, aksine, bu dünyaya bir sebeple yerleştirilmiş –güzel ve doğru olanı elimizden geldiğince yüceltmek için– engin bir potansiyele sahip varlıklar olduğumuzu düşünüyorum. Gerçekten ötekileştirilmiş, ezilmiş veya kederli olanlara, onların acılarını kendi mesleki ilerlememiz veya kişisel bekamız için sömürmeden, faydalı ve yapıcı bir şekilde yardım etme yükümlülüğümüz olduğuna inanıyorum. Kaybın doğasına dair keskin ve hakkıyla kazanılmış bir anlayışa sahibim ve bir şeyin ne kadar kolay kırılabileceğini, onu tekrar bir araya getirmenin ne kadar zor olduğunu iliklerime kadar biliyorum. Bu yüzden dünyaya karşı temkinliyim ve tüm sakinlerine özenle davranmaya çalışıyorum.
Şüpheyle barışığım ve ahlaki kesinliğe, sürü zihniyetine ve dogmaya yapısal olarak dirençliyim. Bazı meslektaşlarımın kendine hizmet eden, çocuksu siyasetinden temelden rahatsızım. Sessizliğin şiddet, suç ortaklığı veya cesaret eksikliği olduğuna inanmıyorum; aksine, kişi ne hakkında konuştuğunu bilmediğinde veya şüphe duyduğunda ya da çelişki içindeyken –ki bu benim için çoğu zaman geçerli– sessizliğin genellikle tercih edilen seçenek olduğuna inanıyorum. Çoğunlukla bilmemekle barışığım ve bunu manevi ve yaratıcı olarak dinamik bir konum olarak görüyorum. Çeneni kapamanın neredeyse kutsal bir görev olduğu zamanlar olduğuna inanıyorum. İnsanların nerede durduğuyla pek ilgilenmiyorum; siyasi yelpazenin her tarafından en iyi insanlardan bazılarıyla tanıştım. Aslında, farklı görüşlere sahip arkadaşlarım olmasından gurur ve büyük bir keyif alıyorum. Onlar varken hayatım belirgin şekilde daha ilginç ve renkli.
Belki tüm bunların pek bir anlamı yoktur ama sanırım, eninde sonunda, sözlerden çok eylemlere değer veriyorum. Kendi rolümü bir müzisyen, söz yazarı ve mektup yazarı olarak dünyanın ruhuna aktif bir şekilde hizmet etmek olarak görüyorum ve gerçek bir değişim yaratmaya çalışmak için benimsemem gereken konumun bu olduğunu anladım. Aslında, şimdi nerede durduğumu anlamaya başlıyorum Alistair; dünyanın yanında duruyorum, onun iyiliği ve güzelliğinin içinde. Bu histerik, tek renkli, kavgalı zamanlarda, bir müzisyenin yapabildiği gibi, onun ruhuna sesleniyorum; yaslı ve kırık doğasına, yersiz kalmış anlamına, kırılgan ve titrek ruhuna. Ona şarkı söylüyorum, onu övüyorum, onu cesaretlendiriyorum ve onu geliştirmeye çabalıyorum; hayranlıkla, uzlaşmayla ve sıçrayan bir inançla.
Sevgiler, Nick
Bu