Aetius Sarnıcı'ndaki 1500 yıllık arkeolojik dolgu olanca dikkatsizlik ve hızla iş makineleri tarafından kaldırıldı, sarnıç duvarları betona gömüldü, olanlar görülmesin diye etrafındaki metal paravanları yükselttiler. Ülkedeki saygın Bizans uzmanları, mimarlık tarihçileri, sanat tarihçileri, koruma bölümü akademisyenleri çıtlarını dahi çıkarmadı. O çok saygı duyduğunuz, övgüyle bahsettiğiniz, karşılarında ceket iliklediğiniz duayen hocaların çok büyük bölümü ancak konuş denildiğinde konuşabilecek insanlar. Karakterleri iğdiş edilmiş ya başkaları ya kendileri tarafından. Çıkar gruplarını memnun etmek için hayata geçirilen projeler bizzat çıkar grubu hâline getirilmiş kişi ve kurumların bazen izni bazen suskunluğu ile sonuçlandırılıyor bu ülkede artık.
Kasım 2025 - Ağustos 2026.
#SuriçininBizansMirası
Karatepe Yüksek Güvenlikli Ceza İnfaz Kurumu’ndan selamlar.
Size bu satırları hemen yan hücremden gelen “Aşkın mapushanee, içindee ben mahkum” dizeleri eşliğinde yazıyorum.
Bir düzeltmeyle başlayayım; tanımadığım ve görüşmediğim bir avukat “Deniz bizi unutmayın dedi ” gibi bir bilgi yaymış. Ne böyle bir duygum var ne de öyle bir talebim oldu. Aksine sürekli beni paylaştığını öğrendiğim arkadaşlarıma şu mesajı yolladım: “Abartma be king, yaz böyle geçmez.” Hazır hayatımın ilk tekzibini yapıp kendimi bir şey sanmışken hız kesmeden ikinciyi de yapayım. Biraz gecikmeli olacak ama tutuklandığımı öğrenince söylediğim “neşemizi çalamazlar” mesajını tırnak içinde olduğunu vurgulayarak söylemiştim. Nöşömözü çolomozlor gibi. Ama adliyeden Twitter’a ulaşana kadar yolda ironik tırnaklar kaybolmuş. Bana bu haberler geç geldiği için özetle şöyle diyebilirim; romantik, arabesk ya da talepkar bir cümle duyarsanız bilin ki doğru değildir. Çünkü ruh halim — olumlu anlamda — üçünden de uzak.
Evet, Çorlu’da birinci ayımı doldurdum. Ankara, Çorum, Antalya ve İstanbul’dan sonra en çok vakit geçirdiğim şehir Tekirdağ oldu. Beş Şehir’i tamamladım. Gelirseniz gezdiremem ama şehrimizin en çok ziyaret edilen noktası olan cezaevine çoğu Tekirdağlıdan daha hakimim. En iyi köfteciyi herkes bilir.
Moralim yerinde, sağlığım iyi. Bir ay boyunca kötü hissettiğim tek bir an bile olmadı. Tabii ki cezaevi romantize edilebilecek bir yer değil. Bunu herkes bilir. Monopoly’de bile kodese girince sinir krizi geçiren arkadaşlarım oldu. Yine de adettendir, benden de duyun; cezaevine girmeyin mecbur kalmadıkça.
Aile, arkadaşlar, iletişim ve seyahat özgürlüğü, gözetlenmediğim bir oda, güneş, sahne, sokakta yürümek gibi mahrumiyetlerin yanında önemini burada anladığım şeyler de oluyor. Klavye ve bıyık makası benim için önemliymiş. Klavyeye hazırlıklıydım ama bıyık makası sürpriz oldu. Berber prosedürünü öğrenene kadar bıyıklar ağzımı kapattı. Kantin listesinde olmamasına rağmen şansımı deneyip “Bıyık makası?” diye dilekçe yazdım; cevap verilmeyen tek dilekçem oldu. Bir filmde dev makası olan bir adam gördüm. Çok özendim. Hayatımda ilk kez canım makas çekti. Neyse ki bıyığım Türkiye’de övgü alabileceği en kritik kişiden övgü aldı; ziyarete gelen Erkan Baş’tan.
Özetle cezaevine girmemeye çalışın ama işinizi olması gerektiği gibi yapmanın karşılığı buysa en huzurlu uykular burada uyunuyor. Sonraki gün yapacak işinizin ya da verilmiş sözünüzün olmaması da cabası.
Kaldığım cezaevi “Kuyu Tipi” olarak biliniyor. Bu konuda uzmanların, avukatların ve uzun süre tecrübe etmek zorunda kalmış insanların yazdıklarını okumanızı tavsiye ederim. Benim kısa süreli gözlemim; güneşsizlik, havasızlık ve sosyal izolasyonun kalıcı fizyolojik ve psikolojik zararlar vermesi kaçınılmaz. Sayımlar dışında insan sesi duymadan günleri, haftaları geçen mahkumlar var. Cezaevi deyince aklımızda canlanandan çok daha yalnızlaştıran bir sistem.
Ben belki kısa süreli olacağını umduğum için dışarıda da bazen yaptığım goblin moduna geçerek şimdilik uyum sağladım. Ama öğlen 7 metrelik duvarları olan avluda yüzüme gelsin diye güneşle köşe kapmaca oynamam gerekiyor. Yolu bir şekilde bu kuyuya düşen güvercin* ve dev çekirgeler duvarları aşamadıkları için benimle beraber kalıyorlar, haklarında CİMER şikayeti olmamasına rağmen. Yalnız hissettirmiyorlar. Gönderdiğiniz kitap kargoları ve şimdiden plastik komodinimin iki çekmecesini dolduran mektuplar hayatımdaki en kalabalık zamanımı yaşamamı sağladı hücrede. Hepsini okudum mektupların, kalışım uzarsa cevap da yazacağım. Yakın arkadaşlarımdan “Niye cevap yazmıyorsun şerefsiz, bu sefer turnede olmadığını hepimiz biliyoruz” tarzı mektuplar gelmeye başladı. WhatsApp’tan kurtuldum, bu sitemden kurtulamadım. Kitap hediyeleri ve mektuplarla memurlara ek mesai çıkardık. Size de, şikayet etmeden hızla yardımcı olan memurlara da teşekkürler.
Düzenli ziyarete gelen avukatlar da nefes oluyor. Cezaevinin yıldızları onlar. Ton balığını cezaevi kantinine ekleten avukatla tanıştım, çok heyecanlandım. Burada Oğuzhan Uğur’dan daha popüler. Dışarıya dair haberleri de onlardan alıyorum.
Okul arkadaşlarım başta olmak üzere dışarıda destek olan, dayanışma gösteren herkese de çok teşekkürler. Sabah 8 sayımlarında memurlar gelene kadar uyanık kalabilmek için “Bugün kim tutuklandı” temalı programlar izlemeye alışmışken, bir sabah ODTÜ Mezuniyet pankartlarıyla uyandım. Gözlerim doldu ilk kez. İyi ki varsınız. Athena Gökhan’ın törende benle ilgili yaşadığı kafa karşılığına çok güldüm. Sansürcü Punkçı da Türkiye’ye kısmetmiş.
Anarchy in THE UK
AcunMedya in Turkey
Böyle diyorum ama NATO ve Dünya Kupası bittiğinden beri Masterchef izliyorum. Açar açmaz orada da bir Karadenizli kazandı. Bütün ülkeyi kısık ateşte karadenize ettiler. (Deniz içerde şimdi ne şaka malzemesi biriktirmişsindir? Aynen kardeşim ful böyle notlar alıyorum, özür.) Burçin ve Tolğa favorim.
İlk hafta ülkeme dair moral tazelemek için Aktroll kanalları izledim; NATO Zirvesi Özel. Programlarda önce bana sövüp ahlak dersi veriyorlardı, sonra Donald Trump övüyorlardı, Türkiye için büyük şansmış varlığına duacılar. Ben de dersimi aldım.
“Değerleri aşağılayan komedyen” den, “Değerli dostum”a terfi etmek için eksiklerim:
- Epstein ile kanka olmak
- Gazze’yi Netanyahu ile birlikte tatil köyü yapma vaadi
Bir kelime şakası ve bir didaktik çıkış yaptığıma göre aylık güncellememi sonlandırabilirim. Hala kararlıyım, Moby Dick’i bitireceğim. Geçen öyle yazdım ama elime geçmedi henüz. Diğer kitaplar geldi, Moby Dick hala kontrolde. Cezaevi okuma komisyonu da bitiremiyor, bela bir kitap. Aslında cezaevi kütüphanesi çok iyi, Chomsky bile var. Belki o da Epstein kontenjanından girmiştir.
(*) 2 haftadır benimle yaşayan güvercin Leo ile tanıştığımız günün öyküsünü yazdım, Uğur Gürsoy Uykusuz Ağustos sayısında çizdi. Benim yerime de okuyun, buraya Uykusuz sokamıyormuşuz.
Söyleyeceklerim bu kadar, iyi günler.
Hariciye'de bir Bektaşi Babası
Abbas Nüzhet Baba
Rumelihisarı Şehitlik Bektaşi Tekkesi’nin son postnişini olup daha sonra tekkeye türbedar olarak tayin edilmiştir.
1898'de İstanbul'da doğmuş, Robert Kolej mezunu, İngilizce ve Fransızca bilirdi.
1911-15 arasında Fenerbahçe'de futbol oynamış, ilk şampiyonluk ekibinde yer almıştır.
Çeşitli gazetelerde yazarlık, Ziraat Enstitüsü beden terbiyesi müdürlüğü, Hariciye Vekaleti'nde Basın Dairesi tercümanlığı yapmıştır. 1945-58 arasında Washington Büyükelçiliği Basın Ateşeliği ve 1958-60 arasında Büyükelçilik müşaviri olmuştur.
Spora da çok meraklı olan Nüzhet Baba Fenerbahçe'nin yanı sıra Hakem Komitesi başkanlığı ve Futbol Fedarasyonu idaresinde de bulunmuştur.
Birçok makale ve tercümesi de vardır.
8 Ekim 1975'te vefat etmiştir. Kadıköy Feneryolu Sokağı 5 numarada ikamet ediyordu.
Bugün bu fotoğrafları @firatsnl gönderdi. Duvar resimleriyle hatırlanmak gerçekten çok kıymetli. Ancak söz konusu Ege Bölgesi'ndeki duvar resimleri olduğunda, bölgedeki örnekleri büyük bir titizlikle çalışarak bilim dünyasına kazandıran İnci Kuyulu'yu da saygıyla anmak gerekir.
"Âyinesi iştir kişinin lâfa bakılmaz
Şahsın görünür rütbe-i aklı eserinde"
Çalıştık didindik, uykusuz kaldık sağlığınızdan feda ettik, aldığımız görevi, binlerce yıllık İstanbul’un emanetini hak ettiği güzelliğe getirdik.
Türkiye koruma ve restorasyon tarihinin en büyülü eserini İBB Miras olarak ortaya çıkardık; Yerebatan Sarnıcı’nı İstanbul’un şanına yakışır hale getirdik☀️
Biz şimdi gururla ve onurla bu güzel eserin karşısında söyleyecek tek sözümüz var;
İşimiz, emeğimiz, eserimiz sözümüz, mesleki rütbemiz Yerebatan Sarnıcı restorasyonudur.
Kendi emeğimizle var olmanın gururu ve onuru ile Yerebatan Sarnıcı’nın girişine yazdığım küratör metninden:
"Yerebatan yerin üstüne aittir.
O ölmemiş, bir ömrün sınırını çoktan aşıp 1500 yaşına dayanmıştır. Yerin altına inip oradan ölümsüzlüğü almış bir kahraman, ömrünü kendi zamanının ötesine taşımış bir efsanedir.
Yeraltına iniş kapımızdır Yerebatan"
#YerebatanSarnıcı
Gönlünde güzellik ve taşıyan tüm dostlara sevgi ve hürmetle…
Yayınevi Emekçileri Platformu olarak yayınevlerinde insani çalışma koşulları sağlanana kadar mücadelemizi sürdüreceğiz. Tüm yayınevi çalışanlarını ve okurlarımızı bu duruma ses vermeye, dayanışmaya çağırıyoruz. Yayınevi emekçileri yalnız değildir!
Cezayir basınına Osmanlı duvar resimleri üzerine yaptığımız çalışmalar yansımaya başladı. Osmanlı duvar resimlerinin bölgede farkına varılması ve dikkat çekmesi beni çok mutlu ediyor. Haberin detayları:
https://t.co/PGS4RxKBGw
İstanbul bir liman ve bu limanın yüzü Beyoğlu’dur. Beyoğlu, bu limana gelen birçok insanı, müziği, yeniliği ve fikri yansıtan semttir.
Keyifli okumalar 📚 #FıratŞenol#BeyoğluOlmasaydı@firatsnl
Hikayeler yerini ruhtan savrulmuş kuruntulara bırakırken, rüyanızda gördüğünüz çalıkuşunu bile Beyoğlu’na bağlayabilecek bir anlatıcı o. Can dostum @firatsnl’un “Beyoğlu Olmasaydı” kitabını altını çizmekten canını sıkarcasına okuyorum, çünki canı var! Tutkun daim olsun can!
Bugün bizler, yarın gençler Beyoğlu’ndan geçerken Yazar Masasını “Ne güzel sanatçılarımız eskiden burda toplanırlarmış, ne günlermiş” diye değil Mine Söğüt ve arkadaşları sayesinde tacizcinin korunduğu diğer kadın yazarların topluluğu terk etmesini hatırlayacak. İdeolojiymiş :)
Eski AKP milletvekili Abdülkadir Kart ve Fettah Tamince bu sene de çağdaş sanat camiasını sahibi oldukları Tersane İstanbul'da ağırlıyorlar. Tersane İstanbul'un kent suçu olması bir kenara içinde bulunduğumuz siyasi konjonktüre rağmen önde gelen sanat galerileri Contemporary'e katılmakta bir sakınca görmüyorlar.
19 Mart'ın hemen ardından demokrasiden, ifade özgürlüğünden dem vuran bildirilere imza atan galerilerimiz 19 Mart öncesinde paylaşmaktan gurur duydukları Ekrem İmamoğlu ile çektikleri selfie'lerini fuarda sergilerler mi acaba?