“Bu ateş üfleyerek sönmez, çözüm zamana yayılamaz.”
Galatasaray Sportif A.Ş Maruf Güneş’i sevk etmek için neden bekliyorsunuz?
Lig başlamadan bu sevk yapılmalıdır.
@Fenerbahce@TFF_Org#DerhalSevk#BuAteşÜfleyerekSönmez
2011’DE UEFA’YA KOŞAN TFF, BUGÜN NEDEN SUSUYOR?
3 Temmuz Şike Kumpası sürecini yaşayan Fenerbahçeliler açısından bugün sorulması gereken sorulardan biri de budur. 24 Ağustos 2011 tarihinde Türkiye Futbol Federasyonu, henüz Türkiye’de kesinleşmiş herhangi bir mahkûmiyet kararı bulunmadığı hâlde Fenerbahçe hakkında UEFA'ya bildirimde bulundu ve bunun üzerine UEFA, Fenerbahçe'yi 2011/12 Şampiyonlar Ligi’nden men etti. Aynı gün yapılan resmî açıklamada, bu kararın Fenerbahçe’nin “match-fixing” olaylarına karıştığı gerekçesiyle alındığı duyuruldu ve Acil Durum Paneli kararıyla Trabzonspor Şampiyonlar Ligi’ne dahil edildi.
Yıllar sonra 3 Temmuz operasyonunun bir kumpas olduğu anlaşıldı ve yeniden yargılama sonucunda beraat kararları verildi, bu kararlar Yargıtay tarafından onandı ve sürecin aktörleri hakkında ayrı ceza yargılamalarında hükümler kuruldu. Ancak Fenerbahçe’nin o gün uğradığı sportif ve ekonomik zararlarının hiçbiri geri getirilmedi.
Dolayısıyla bugün mesele Galatasaray’ın müsabaka sonucunu etkilemeye yönelik bahis oynadığı tespit edilen yöneticisinin peşinen suçlu ilan edilmesi değildir. Mesele, Fenerbahçe söz konusu olduğunda ulusal ve uluslararası futbol hukukunu olağanüstü bir süratle harekete geçiren TFF’nin, Galatasaray yöneticisi hakkında Sayın Başsavcılık tarafından titiz bir şekilde soruşturmaya konu edilen çok ciddi bahis iddiaları karşısında neden aynı kurumsal refleksi göstermediğidir.
Üstelik bugünün UEFA disiplin mevzuatı 2011’e göre çok daha açık hükümler içermektedir.
UEFA Disiplin Talimatı’nın 12. maddesi, UEFA kurallarına tabi kişi ve kurumlara yalnızca müsabaka bütünlüğünü ihlal etmeme yükümlülüğü getirmemektedir. Talimatın 12/2-e hükmü, bu madde kapsamına girebilecek bir davranıştan haberdar olanların bunu gecikmeksizin UEFA’ya bildirmemesini de ayrıca bütünlük ihlalleri arasında sayıyor. Aynı maddede bahis, futboldaki görev nedeniyle edinilmiş kamuya açık olmayan bilginin kullanılması ve müsabakanın sonucu veya sürecinin hukuka aykırı biçimde etkilenmesi açıkça düzenlenmiş durumda.
Buradan “her bahis iddiası otomatik olarak UEFA’ya bildirilmek zorundadır” şeklinde ölçüsüz bir sonuç çıkarmak elbette doğru değildir ancak bir kulüp yöneticisinin yöneticilik dönemiyle bağlantılı olarak kendi kulübünün maçlarına, rakibine, gol sayılarına veya oyuncu performanslarına ilişkin bahis oynadığı iddiası savcılık soruşturmasına konu olmuşsa artık ortada sıradan bir söylenti değil, müsabaka bütünlüğü bakımından incelenmesi gereken ciddi bir olgu vardır. Böyle bir dosyada TFF’nin hem kendi disiplin mekanizmalarını işletmesi hem de olay UEFA Disiplin Talimatı m.12 kapsamındaki bütünlük boyutuna ulaşıyorsa UEFA ile gerekli bilgi paylaşımını yapması gerekir.
Kaldı ki TFF hiçbir şey yapmamayı tercih ettiğinde UEFA’nın eli kolu bağlı değildir.
UEFA Disiplin Talimatı m.29/4 son derece nettir: Bir UEFA üyesi federasyon veya onun mensupları, UEFA’nın temel amaçlarının ciddi biçimde ihlal edildiği bir olayı soruşturmaz yahut uygun biçimde soruşturmazsa UEFA Kontrol, Etik ve Disiplin Kurulu (CEDB) doğrudan yetki kullanabilir.
Talimatın 31. maddesi uyarınca UEFA Etik ve Disiplin Müfettişleri kendiliğinden soruşturma başlatabilir; federasyon, kulüp ve kişiler hakkında disiplin süreci açılmasını talep edebilir, belge ve veri isteyebilir ve gerektiğinde diğer ulusal veya uluslararası makamlarla birlikte araştırma yürütebilir.
Daha da önemlisi, m.55/1-e’ye göre UEFA’daki disiplin sürecinin başlaması için TFF’nin UEFA’ya bir “sevk” yapması dahi şart değildir. Bir kamu makamından gelen belgeler, UEFA nezdinde doğrudan disiplin sürecinin açılmasının hukuki dayanaklarından biridir. Yani Sayın Başsavcılığın topladığı delillerin (bahis kayıtlarının ve ilgili mali/dijital verilerin) UEFA’ya ulaşması hâlinde, TFF’nin sessizliği dosyanın UEFA tarafından incelenmesini engellemez.
Avrupa’daki uygulama da bunun teorik bir ihtimal olmadığını gösteriyor.
- 2009’daki Bochum bahis ve şike soruşturmasında UEFA; Almanya, Türkiye dahil dokuz ülkenin futbol federasyonlarını merkezine çağırdı, Alman adli makamlarıyla doğrudan koordinasyon kurdu ve Bochum Savcılığındaki dosyanın tamamının temini için resmî girişimde bulunacağını açıkladı. UEFA ile ulusal federasyonlar, ceza davalarının kesinleşmesini beklemek yerine savcılık belgelerini temin ederek sportif soruşturmaların yürütülmesi konusunda ortak hareket etti.
- İtalya’daki Calcioscommesse sürecinde de FIGC, Cremona Savcılığındaki soruşturmanın sonucunu beklemedi; adli dosyadaki belgeleri aldı, futbolcuları ve yöneticileri sportif soruşturma kapsamında dinledi ve bahis hareketlerini kendi disiplin hukuku bakımından inceledi.
- Arnavutluk’taki Skënderbeu dosyasında ise UEFA’nın bahis izleme sisteminden elde edilen şüpheli bahis raporları kapsamlı bir bütünlük soruşturmasına dönüştü; kulüp UEFA organizasyonlarından çıkarıldı ve süreç CAS denetiminden geçti.
Türkiye’de bunun nasıl işlediğini ise herkesten iyi biz Fenerbahçeliler biliyoruz. UEFA, 2013 yılında Türkiye’deki ceza yargılamasının kesinleşmesini beklemeden Fenerbahçe hakkında kendi Etik ve Disiplin Müfettişlerini görevlendirdi, ulusal soruşturmadaki belgeleri değerlendirdi ve bağımsız sportif yaptırım uyguladı. Şimdi aynı spor hukuku ilkelerinin Galatasaray yöneticisi hakkındaki iddialar bakımından neden işletilmediğini sormak bizlerin en doğal hakkıdır.
TFF’ye çok basit sorular yöneltiyorum:
- İlgili Kulüp yöneticisi hakkındaki savcılık dosyası ve bahis kayıtları TFF tarafından istenmiş midir? İddia edilen bahislerin tarihleri ile yöneticilik dönemi karşılaştırılmış mıdır? Konu FDT m.57’deki bahis yasağının yanında, FDT m.56’daki müsabaka sonucunu veya sürecini etkileme ihtimali yönünden incelenmiş midir? Etik Kurulu Talimatı m.7 kapsamında Etik Kuruluna sevk yapılmış mıdır?
Ve en önemlisi:
UEFA’nın ilgili birimleri bilgilendirilmiş midir Bilgilendirildiyse hangi tarihte ve hangi belgeler gönderilmiştir? Bilgilendirilmediyse, 2011 yılında Fenerbahçe hakkında henüz kesinleşmiş bir mahkûmiyet dahi yokken UEFA nezdinde derhâl harekete geçen Türkiye Futbol Federasyonu bugün neden aynı hassasiyeti göstermemektedir?
Burada Galatasaray’ın derhâl Avrupa kupalarından men edilmesini istediğim yönünde bilinçli bir çarpıtma yapılmasını istemiyorum. UEFA’ya bildirim yapılması veya UEFA’nın soruşturma başlatması otomatik men anlamına gelmez. Önce bahislerin kapsamı, yöneticilik sıfatı, içeriden bilgiye erişim, bahis konusu müsabakalar ve olası müsabaka manipülasyonu bağlantısı araştırılır. UEFA müfettiş görevlendirebilir, TFF’den ve kulüpten belgeleri isteyebilir, savcılık dosyasını inceleyebilir ve şartları oluşursa CEDB önünde disiplin süreci başlatabilir. Ancak ihlal ve kulüple hukuki bağlantı yeterli delille ortaya konulduğunda Avrupa kupalarından çıkarılmaya kadar uzanan yaptırımlar tartışılabilir.
Talep edilen şey ceza değil, soruşturmadır. Çünkü Fenerbahçe’ye karşı yıllarca kullanılan temel argüman şuydu: “Ceza yargısı ile spor yargısı birbirinden bağımsızdır; kesinleşmiş ceza mahkemesi kararını beklemek gerekmez.”
Bugün aynı ilke Galatasaray söz konusu olduğunda değişmemelidir. 2011’de Fenerbahçe hakkında UEFA’ya karşı “sıfır tolerans” ilkesiyle hareket ettiğini söyleyen TFF, 2026’da bir Galatasaray yöneticisi hakkındaki bahis ve müsabaka bütünlüğü iddialarında sessiz kalıyorsa artık cevap vermesi gereken soru sadece “neden soruşturma açmıyorsunuz?” değildir.
Fenerbahçe’ye uygulanan hukuk ayrı, Galatasaray’a uygulanan hukuk ayrı olamaz. Konu, adil rekabet ise bu ikili uygulamaya izin verilmemelidir.
Av. Fatih Şaşıoğlu
Fenerbahçe Spor Kulübü Kongre Üyesi
Karatepe Yüksek Güvenlikli Ceza İnfaz Kurumu’ndan selamlar.
Size bu satırları hemen yan hücremden gelen “Aşkın mapushanee, içindee ben mahkum” dizeleri eşliğinde yazıyorum.
Bir düzeltmeyle başlayayım; tanımadığım ve görüşmediğim bir avukat “Deniz bizi unutmayın dedi ” gibi bir bilgi yaymış. Ne böyle bir duygum var ne de öyle bir talebim oldu. Aksine sürekli beni paylaştığını öğrendiğim arkadaşlarıma şu mesajı yolladım: “Abartma be king, yaz böyle geçmez.” Hazır hayatımın ilk tekzibini yapıp kendimi bir şey sanmışken hız kesmeden ikinciyi de yapayım. Biraz gecikmeli olacak ama tutuklandığımı öğrenince söylediğim “neşemizi çalamazlar” mesajını tırnak içinde olduğunu vurgulayarak söylemiştim. Nöşömözü çolomozlor gibi. Ama adliyeden Twitter’a ulaşana kadar yolda ironik tırnaklar kaybolmuş. Bana bu haberler geç geldiği için özetle şöyle diyebilirim; romantik, arabesk ya da talepkar bir cümle duyarsanız bilin ki doğru değildir. Çünkü ruh halim — olumlu anlamda — üçünden de uzak.
Evet, Çorlu’da birinci ayımı doldurdum. Ankara, Çorum, Antalya ve İstanbul’dan sonra en çok vakit geçirdiğim şehir Tekirdağ oldu. Beş Şehir’i tamamladım. Gelirseniz gezdiremem ama şehrimizin en çok ziyaret edilen noktası olan cezaevine çoğu Tekirdağlıdan daha hakimim. En iyi köfteciyi herkes bilir.
Moralim yerinde, sağlığım iyi. Bir ay boyunca kötü hissettiğim tek bir an bile olmadı. Tabii ki cezaevi romantize edilebilecek bir yer değil. Bunu herkes bilir. Monopoly’de bile kodese girince sinir krizi geçiren arkadaşlarım oldu. Yine de adettendir, benden de duyun; cezaevine girmeyin mecbur kalmadıkça.
Aile, arkadaşlar, iletişim ve seyahat özgürlüğü, gözetlenmediğim bir oda, güneş, sahne, sokakta yürümek gibi mahrumiyetlerin yanında önemini burada anladığım şeyler de oluyor. Klavye ve bıyık makası benim için önemliymiş. Klavyeye hazırlıklıydım ama bıyık makası sürpriz oldu. Berber prosedürünü öğrenene kadar bıyıklar ağzımı kapattı. Kantin listesinde olmamasına rağmen şansımı deneyip “Bıyık makası?” diye dilekçe yazdım; cevap verilmeyen tek dilekçem oldu. Bir filmde dev makası olan bir adam gördüm. Çok özendim. Hayatımda ilk kez canım makas çekti. Neyse ki bıyığım Türkiye’de övgü alabileceği en kritik kişiden övgü aldı; ziyarete gelen Erkan Baş’tan.
Özetle cezaevine girmemeye çalışın ama işinizi olması gerektiği gibi yapmanın karşılığı buysa en huzurlu uykular burada uyunuyor. Sonraki gün yapacak işinizin ya da verilmiş sözünüzün olmaması da cabası.
Kaldığım cezaevi “Kuyu Tipi” olarak biliniyor. Bu konuda uzmanların, avukatların ve uzun süre tecrübe etmek zorunda kalmış insanların yazdıklarını okumanızı tavsiye ederim. Benim kısa süreli gözlemim; güneşsizlik, havasızlık ve sosyal izolasyonun kalıcı fizyolojik ve psikolojik zararlar vermesi kaçınılmaz. Sayımlar dışında insan sesi duymadan günleri, haftaları geçen mahkumlar var. Cezaevi deyince aklımızda canlanandan çok daha yalnızlaştıran bir sistem.
Ben belki kısa süreli olacağını umduğum için dışarıda da bazen yaptığım goblin moduna geçerek şimdilik uyum sağladım. Ama öğlen 7 metrelik duvarları olan avluda yüzüme gelsin diye güneşle köşe kapmaca oynamam gerekiyor. Yolu bir şekilde bu kuyuya düşen güvercin* ve dev çekirgeler duvarları aşamadıkları için benimle beraber kalıyorlar, haklarında CİMER şikayeti olmamasına rağmen. Yalnız hissettirmiyorlar. Gönderdiğiniz kitap kargoları ve şimdiden plastik komodinimin iki çekmecesini dolduran mektuplar hayatımdaki en kalabalık zamanımı yaşamamı sağladı hücrede. Hepsini okudum mektupların, kalışım uzarsa cevap da yazacağım. Yakın arkadaşlarımdan “Niye cevap yazmıyorsun şerefsiz, bu sefer turnede olmadığını hepimiz biliyoruz” tarzı mektuplar gelmeye başladı. WhatsApp’tan kurtuldum, bu sitemden kurtulamadım. Kitap hediyeleri ve mektuplarla memurlara ek mesai çıkardık. Size de, şikayet etmeden hızla yardımcı olan memurlara da teşekkürler.
Düzenli ziyarete gelen avukatlar da nefes oluyor. Cezaevinin yıldızları onlar. Ton balığını cezaevi kantinine ekleten avukatla tanıştım, çok heyecanlandım. Burada Oğuzhan Uğur’dan daha popüler. Dışarıya dair haberleri de onlardan alıyorum.
Okul arkadaşlarım başta olmak üzere dışarıda destek olan, dayanışma gösteren herkese de çok teşekkürler. Sabah 8 sayımlarında memurlar gelene kadar uyanık kalabilmek için “Bugün kim tutuklandı” temalı programlar izlemeye alışmışken, bir sabah ODTÜ Mezuniyet pankartlarıyla uyandım. Gözlerim doldu ilk kez. İyi ki varsınız. Athena Gökhan’ın törende benle ilgili yaşadığı kafa karşılığına çok güldüm. Sansürcü Punkçı da Türkiye’ye kısmetmiş.
Anarchy in THE UK
AcunMedya in Turkey
Böyle diyorum ama NATO ve Dünya Kupası bittiğinden beri Masterchef izliyorum. Açar açmaz orada da bir Karadenizli kazandı. Bütün ülkeyi kısık ateşte karadenize ettiler. (Deniz içerde şimdi ne şaka malzemesi biriktirmişsindir? Aynen kardeşim ful böyle notlar alıyorum, özür.) Burçin ve Tolğa favorim.
İlk hafta ülkeme dair moral tazelemek için Aktroll kanalları izledim; NATO Zirvesi Özel. Programlarda önce bana sövüp ahlak dersi veriyorlardı, sonra Donald Trump övüyorlardı, Türkiye için büyük şansmış varlığına duacılar. Ben de dersimi aldım.
“Değerleri aşağılayan komedyen” den, “Değerli dostum”a terfi etmek için eksiklerim:
- Epstein ile kanka olmak
- Gazze’yi Netanyahu ile birlikte tatil köyü yapma vaadi
Bir kelime şakası ve bir didaktik çıkış yaptığıma göre aylık güncellememi sonlandırabilirim. Hala kararlıyım, Moby Dick’i bitireceğim. Geçen öyle yazdım ama elime geçmedi henüz. Diğer kitaplar geldi, Moby Dick hala kontrolde. Cezaevi okuma komisyonu da bitiremiyor, bela bir kitap. Aslında cezaevi kütüphanesi çok iyi, Chomsky bile var. Belki o da Epstein kontenjanından girmiştir.
(*) 2 haftadır benimle yaşayan güvercin Leo ile tanıştığımız günün öyküsünü yazdım, Uğur Gürsoy Uykusuz Ağustos sayısında çizdi. Benim yerime de okuyun, buraya Uykusuz sokamıyormuşuz.
Söyleyeceklerim bu kadar, iyi günler.
İspanya Gazze’yi desteklediği için hedef alınıyor.
Siyonistlerin İspanya’yı karıştırmasına izin verilmemeli!
İspanya’yı destekleyenler bu tweeti beğensin ve paylaşsın.
Lûbe Ayar: “Dursun Özbek’in bahsettiği, Galatasaray Kulübü’nün kasasına girdiği söylenen o 30 milyon doların kaynağını da savcılık ya da MASAK bu aşamadan sonra bizim önümüze koymak durumunda.
SORUŞTURMA İÇİN DAHA NE OLMASI GEREK @istanbulCBS
Kadını örtüp eve kapatmak isteyen, her boktan tahrik olan çöl bedevilerine Türk Kadınının gücünü gösterdiğiniz için....
Teşekkürler Filenin Sultanları! 🇹🇷💪
Soldaki Fenerbahçe resmi hesabının paylaşımı sağdaki ise Gs resmi hesabı. Adamcılık yok,takımcılık yok sadece Milli duygular var. İyi ki Fenerbahçeliyiz…
📍Cumhurbaşkanı adayı Ekrem İmamoğlu, diploma davasında yine tarihe not düşecek bir savunma yaptı. Sizler için özetledim:
“— Rektör diplomamı iptal etmeden önce beni aradı “çok baskı kuruluyor başkanım” dedi!
— Benimle birlikte 28 kişinin diploması iptal edildi ama bu ceza davası sadece bana açıldı. Soruşturma ve dava bir tek Ekrem’e yapıldı!
— Sabah duruşmaya gelmeden önce bir fanila bir gömlek istedim. Ama bana çok gördüler. Tartıştım. Ama bu tartışma bile bana güç katıyor. Yılmıyorum!
— Özgür Özel nereye giderse oradayım. Ya bir yol bulacağız ya bir yol yapacağız!..”
Duruşma tam 5,5 ay sonra Aralık ayına ertelendi. Hukuken bu davada ceza veremeyeceğini bildiği için hakimin duruşmayı ertelediğini düşünüyorum.
Ekrem İmamoğlu’nun kısılan sesi olmalıyız. İmamoğlu ve tüm siyasi tutsaklara adalet!
Mutlak işgal, mutlak faşizm! Moğolların istilası gibi! CHP’yi tapulu malları, babasının çiftliği sanıyorlar, fetihçi, talancı, ganimetçi, göçebe istilacılar! Kim kimi nereden kovuyor?! Siz kimsiniz?! Bağımsız yargının yargıcı mısınız?!AKP’nin işbirlikçisisiniz!Tarih yazacak!
Bu adama iyi bakın… Adı Nafiz Deniz Seçer.
13 yıldır köy köy gezip gönüllü olarak zeytin fidanları dikiyor 🌱
Zeytinliklerimizi katledenlerin aksine, Türkiye’nin dört bir yanındaki atıl topraklara on binlerce fidan, yüz binlerce tohumu kazandırdı. Hedefi ise 1 milyon zeytin ağacı 🌿
Toprağa umut, geleceğe nefes olan güzel insanlardan biri…
Emeğine, yüreğine sağlık 🙏
Dünyanın herhangi başka ülkesinde bakmaya kıyılmayacak doğa harikası Muğla’yı yıkıp yok ediyorlar!
Muğla yok olmasın!
Muğla’nın sessiz çığlığını duyun!
Adamın elindeki forvetleri sattınız, forvet almadınız.
Stoper ve kanat istedi, almadınız.
Bu kadroyla 'yine' bir şeyleri başardı, ama tüm fatura çıktı.
ASIL SUÇLU SİZLERSİNİZ! @Fenerbahce
Artık Türkiye’nin beka sorunu hâline gelen bu takıma yaptırım uygulanması gerekiyor. Çünkü TFF bu kulübü o kadar şımarttı ki Türkiye’yi Avrupa’da rezil ettiler. Herkes tivitin altına gelip ment atsın.
Hakkari'de 11 yaşındaki bir kız çocuğu, köyündeki 3 kişinin TECAVÜZÜNE uğradı!
1- Esra’yı "sana acil bir şey söylememiz lazım, akşam ahıra gel" diyerek kandırıyorlar.
2- Esra akşam ahıra gittiğinde Esra’yı kaçırıp şiddet uygulayıp, tecavüz ediyorlar.
3- Tecavüzcüler, tecavüz ettikleri anları kayıt altına alıyor.
4- Esra’yı da birine söylerse kaydı yaymakla ve öldürmekle tehdit ediyorlar…
5- Tecavüzcüler, Esra’yı kayalıklardan aşağı atıyorlar. Oradan geçen arıcılar (biri kuzeni) Esra’yı bulup hastaneye götürüyor.
6- Esra olayı hastanede bir hemşireye anlatıyor, deliller toplanıyor. Bu 3 tecavüzcü tutuklanıyor.
Deliller:
- Esra’nın paramparça olmuş kıyafetleri
- Esra’yı sabah bulan arıcılar ve kuzeni
- Hastanede olayları anlattığı Ayşe hemşire
- HTS kayıtları (telefon sinyalleri)
- Baz istasyonu kayıtları (konum sinyalleri)
- Adli Tıp kontrolünde tecavüz ve meni bulgusu
- ESRA’NIN BEYANI
7- Tutuklanan 3 tecavüzcü 8 ay sonra adli tıp raporuyla “SERBEST” bırakılıyor.
Gerekçe:
- Adli Tıp Raporu’na göre tecavüz ve meni var fakat rapora “erkek DNA’sı kadın DNA’sına karıştığı için kimlik tespit edemiyoruz” yazılıyor ve serbest kalıyorlar.
8- Bunun üzerine zanlıların avukatının AKP il başkanı olduğu ortaya çıkıyor…
9- Esra artık aramızda değil, tecavüzcüler serbest bırakıldıktan 10 gün sonra intihar etti…
Tecavüzcülerin isimleri:
- Nihat Yılmaz
- Veysi Yılmaz
- Zahir Yılmaz
(Timur Soykan)
💥💥Sayfamız Ciddi Spam Altında Yunanlar bizi dün geceden beri Şikayet ediyorlar lütfen bu postu beğenelim RT yapalım
1 Kişiye Yeni Sezon Forması Veriyorum
#FenerbahçeBeko