Hâlâ çabalıyorsam bende biriken bende kalmasın diye, yoksa hiçbir şeyden yana umudum yok. İletken kablo gibi, nörotransmitter gibi, nehiryatağı gibi, subuharı gibi bir yaşam.
"İnsanın kişisel tarihi, itaatinin tarihçesidir. Herkes açısından geçmişe dönük soru daima, neye razı geldiğimiz, neye boyun eğmek zorunda kaldığımız, çocukken gerçekte hemfikir olmadığımız halde neyi kabullendiğimizdir. İnsanın kendisine yapması söylenen şeyi yapmak isteyip istemediği, yani istemesi gerektiği söylenen şeyi isteyip istemediği ve bu soruyla ve bu soru hakkında neler yapabileceğimiz ise ahlakî hareket noktalarıdır. Tüm ahlakî sorunlar aslında itaat sorunudur." Adam Philips, Yasak Olmayan Hazlar
Anayasa Mahkemesinin “mülkiyet hakkı, ölçülülük ilkesi ve taraflar arasındaki menfaat dengesi” gerekçesiyle yalnızca erkeklerin çıkarlarını koruduğu bu skandal karar kabul edilemez. Yoksulluk nafakasına dair bu karar bir kez daha kadınların haklarını hedefe koyulduğunu gösteriyor. Bu karar kadınların nasıl bir yaşam sürmeye zorlandığıyla ilgili.
Yıllardır kadınlara evlenmeleri, çocuk doğurmaları ve bakım sorumluluğunu üstlenmeleri öğütlenirken, aynı zamanda kadınlar için güvencesiz, düşük ücretli ve sigortasız çalışmanın yaygınlaştırıldığı bir düzen sabitleniyor. Ev içi emek hala kadınların omuzlarına yükleniyor, çocuk ve yaşlı bakımı kamusal olarak karşılanmıyor. Bu nedenle milyonlarca kadın ya iş hayatının dışında kalıyor ya da kendi geliriyle geçinemeyecek sigortasız işlerde çalışmak zorunda bırakılıyor.
Erkekler evlilik boyunca kadınların karşılıksız emeğinden yararlanıyor. Evin temizliği, yemeği, çocukların ve yaşlıların bakımı kadınlar tarafından üstlenilirken erkekler çalışma hayatlarını kesintisiz sürdürebiliyor, gelir elde edebiliyor. Kadınlar ise bakım yükü nedeniyle iş yaşamından uzaklaşıyor, iş bulma imkanlarını kaybediyor ya da çalıştıkları işleri bırakmak zorunda kalıyor. Erkeklerin iş yaşamındaki varlığında kadınların görünmeyen emeği belirleyici bir rol oynarken, boşanma sonrasında ortaya çıkan yoksullaşmanın yükü yine kadınların sırtına bırakılmak isteniyor.
Böyle bir tabloda nafakaya dönük her saldırı, kadınları boşanma sonrasında daha büyük bir güvencesizlikle karşı karşıya bırakıyor. Kadınların şiddet gördüğü ya da eşitsizlik yaşadığı ilişkilerden ayrılması zorlaştırılmaya çalışılıyor. Kadınları eve kapatan, emeğini görünmez kılan ve yoksullaştıran politikalar sürerken nafaka hakkının hedef alınması tesadüf değil.
Kadınların ihtiyacı eşit işe eşit ücret, güvenceli istihdam, kamusal bakım hizmetleri ve şiddetsiz bir yaşamın koşullarının yaratılması. Nafaka erkeklere yüklenen orantısız bir yük değil, kadınları hayatları boyunca maruz kaldıkların yüklerin, yıllarca sömürülen emeğinin ve ekonomik kayıpların karşısında son derece sınırlı bir güvence.
Diğer yandan iktidarın bu konudaki tutumu da cinsiyetçi çifte standardı açıkça ortaya koyuyor. Anayasa Mahkemesi'nin kadınların evlendikten sonra kendi soyadlarını tek başına kullanabilmesinin önünü açan kararının ardından gerekli yasal düzenlemeler yapılmadı. Uygulamada kadınlar çeşitli engellerle karşılaşmaya devam etti. Kanunda açık bir zorunluluk bulunmamasına rağmen aile hanesine erkeğin soyadının yazılması fiilen bugün dahi sürdürülürken, kadınların talepleri görmezden gelindi. AYM kararının konusu kadınların haklarının genişletilmesi olduğunda harekete geçmeyenler, nafaka hakkını hedef alan bu kararın ardından derhal düzenleme yapılacağına dair paylaşımlar yapıyor. Bu yaklaşım, iktidarın kadınların kazanılmış haklarına yönelik siyasi bir tercihi olduğunu açıkça gösteriyor.
Nafaka hakkımızdan, yaşamlarımızdan ve emeğimizden vazgeçmiyoruz. Kadınları yoksulluğa, şiddete ve erkeklere bağımlılığa mahkum etmek isteyenlere karşı mücadeleyi büyüteceğiz.
bu nafaka kararı bildiğimiz üzere gökten düşmedi. yıllardır kadınların şiddete karşı korunmasını, boşanma sonrası ekonomik güvencelerini ve eşit yurttaşlık taleplerini hedef alan siyasi bir hattın parçası olarak geldi. önce kadınları koruyan mekanizmalar tek tek tartışmaya açıldı, ardından toplumsal cinsiyet eşitliği fikri itibarsızlaştırıldı, şimdi de boşanma sonrasında yoksulluğa düşen kadınlar için kalan son güvencelerden biri zayıflatılıyor.
oysa gerçek hayat, mahkeme kararlarında kurulan soyut eşitlik varsayımından çok farklı. aynı evlilikten çıkan kadın ve erkek aynı noktadan başlamıyor. kariyerinden vazgeçen, yıllarca görünmeyen eviçi emeği üstlenen, çocukların bakım sorumluluğunu taşımaya devam eden taraf çoğu zaman kadın oluyor. buna rağmen yıllardır kamuoyuna sanki asıl büyük toplumsal sorun nafakanın kendisiymiş gibi anlatıldı.
bugün atılan adım yalnızca bir nafaka tartışması değil; kadınların ekonomik bağımsızlığını, boşanabilme özgürlüğünü ve şiddet döngüsünden çıkabilme imkanını bizzat etkileyen politik bir tercihin sonucu. mesele hiçbir zaman birkaç istisnai örnek değildi. mesele, kadınların kazanılmış haklarının tek tek tartışmaya açılması.
Kİ süresiz nafaka denen şey bir pratikte neredeyse hiç işlemiyor.
yeniden evlenme, ekonomik durumun değişmesi veya yoksulluğun ortadan kalkması gibi birçok durumda nafaka zaten sona eriyor ya da azalabiliyor.
Ferdi başkanın seçim kampanyasını ben yaptım.
Madem bu kadar para verilmiş;
Biz neden Seçim Koordinasyon Merkezi( Skm) dahi olmadan kampanya yaptık! Bütün toplantılarımızı Ferdi başkanın mimarlık ofisinde ya da Chp Manisa İl başkanlığında yaptık?
Bizim neden seçim otobüslerimiz, araçlarımız yoktu?
Biz neden medya satınalma yapamadık!
Ferdi Başkan kampanya giderlerini neden cebinden karşıladı?
Ferdi başkan bütün kampanyayı neden 2015 model bir araçla tamamladı?
Ben bütün kampanya süresince neden kendi aracımı kullandım, benzinimi dahi kendim karşıladım?
Neden, kampanya için çalışan gönüllüler dahil, herkes kendi yemek paralarını kendileri ödedi?
Sahaya çıktığımızda Milletvekilleri, İl Başkanı, yöneticiler kendi ceplerinden harcama yaptılar ?
Hayatını kaybetmiş, cevap veremeyecek bir insan üzerinden Genel Başkan Özgür Özel’e saldırmayı, karalamayı göze alacak kadar alçalmazsınız diye düşünüyorduk.
Kaybedecek ne çok şeyiniz var ki buna dahi tenezzül ediyorsunuz!
Sistemin erkeller lehine nasıl tıkır tıkır işlediğini, kadının evlilik birliği içine girdiğinde nasıl yoksullaştırıldığını, boşanmayı aklının ucundan geçirenlerin nasıl güvencesizleştirildiğini, evliliğin de boşanmanın da sadece kadına zarar verdiğini, kadınlardan yoksullardan ve güçsüzlerden oluşan bir köle toplumu yaratma niyetini tek seferde kanıtla deseler yoksulluk nafakasının hem varlığı hem yokluğu derim.
Doruk Maden İşçileri Perşembe günü saat 12.00’de SSS Yıldızlar Holding önünde olacaklar!
Madenciden yana olanları, devletin yalanlarının karşısında olanları holding binası önüne bekliyoruz.
"Bir Türk milliyetçisi kendisine neden “sağcıyım” desin? Türk milliyetçiliği gibi bir yaşam tarzını neden dar siyasi kalıplara sıkıştırsın?"
Yaşam tarzı olarak milliyetçilik nasıl bir şey? Bu kısmı biraz daha açar mısınız? Hobi gibi mi, giyim tarzı mı, nedir?
Erkan Baş, “Ne sağ kaldı ne sol” söylemimizden rahatsız olmuş. Sağcıyım demekten utananların bunu söylediğini iddia etmiş.
Erkan Baş için Türkiye, Kadıköy’den ibarettir. Başkenti Boğa Heykeli olan bu ülkeye kendisini kapatmış ve dar zihniyetiyle siyaset yapmaktadır.
Erkan Baş solcu da değildir; geçmişte gerçekten sol üzerinden siyaset yapanların isimlerini kullanan bir figürdür.
Türkiye İşçi Partisi’ne oy veren bir işçi olmadığı gibi, partinin yönetiminde de işçi yok. İşçi hakları üzerinden oy devşirmeye çalışmış ancak başarılı olamamış bir partidir.
Gelelim “utanma” konusuna... Kendisini hâlâ 68 kuşağında zannediyor. Siyasal İslamcılarla milliyetçileri aynı kefeye koyuyor. Yeni nesil Türk milliyetçileri muhafazakar değil; hatta içlerinde deist veya ateist olanlar da var. Emin olun Erkan Baş bunu algı yapmak için söylemiyor, gerçekten bilmiyor. O kadar cahil.
Bir Türk milliyetçisi kendisine neden “sağcıyım” desin? Türk milliyetçiliği gibi bir yaşam tarzını neden dar siyasi kalıplara sıkıştırsın?
Kendi ülkesinden (Kadıköy) çıkıp yurt dışına (Anadolu’ya) gitmediği için, oralarda insanların solculuğa nasıl baktığını bilmiyor. Sürprizi kaçmasın bir gün giderse ne demek istediğimizi kendisi de anlayacaktır.
Basit ve kullanım süresini doldurmuş kavramlar üzerinden siyaset yapma devri bitti. Bu yüzden inadına:
Ne sağ kaldı ne sol…
Authenticity / özgünlük o kadar pahalı bir değer haline gelecek ki, değerini bilenin bedelini ödeyecek gücü olmayacak, bedelini ödeyebilenler de yine bu taklitçi oligarklardan çıkacak.
Bernie Sanders:
“Yapay Zeka, milyonlarca yazar, sanatçı, müzisyen, gazeteci, öğretmen, bilim insanı ve sıradan insanın yaratıcı eserleri üzerine inşa edilmiştir.
Bu eserler, büyük teknoloji oligarkları tarafından çalınmıştır.
Şimdi, onu geri alma ve Yapay Zeka'nın herkes için, sadece birkaç kişi için değil, çalışmasını sağlama zamanı.”
Bağımsız maden iş öncülüğünde direnen Doruk Maden işçileri Beypazarı girişinde. Genel Başkan Gökay Çakır:
“Burada barikat kuruyorlar bizim önümüze. Biz buradan yine çıkacağız arkadaşlar. Biz çıkacağız dediğimiz yerden çıkarız, biz ölürüz dediğimiz yerde de ölürüz. Ama bu işçilerin hakkını da kimseye yedirmeyiz.”
Tüm halkımızı yarın 4 Haziran saat 12.00’de Yıldızlar SSS Holding önüne çağırıyoruz.
İki gündür her biri 4 saati bulan, moderasyonunu benim yönettiğim, açıklamaları genelde benim yaptığım, bir yandan fikir ürettiğim ve not tuttuğum online ve uluslararası bir çalıştay serisini kazasız belasız bitirdim. Dikkat isteyince toplanabilen bir şeymiş. Şakaklarımın zonklaması dışında sorun yok.
Yerlisi yabancısı tüm arkeologlar UNESCO işlerini hiç sevmiyor. Mecbur olmasalar (devlet Dünya Mirası diye tutturmasa) sürece hiç dahil olmayacaklar. Bundan sonra ben de anıt çalışacağım. Gabari, yıl, mimar, malzeme çok net, temiz iş.
Fikri olgunluğu oluşmamış, değer yargıları tam oturmamış, farklı görüşler arasında yalpalayan, sürekli çelişkiye düşen, söylemleri fevri ve tepkisel olan kişilerin en büyük eksiği yeterli düzeyde bir eleştirel okuma yapmamış olmaları. Fikirleri kulaktan dolma olduğu ve kendi süzgeçlerinden geçirerek edinmedikleri için kendi zihinsel topraklarında kök salamıyorlar. O yüzden bir gün öyle düşünürken ertesi gün fikir değiştiriyorlar, hemen galeyana gelebiliyorlar, bir anda ana akıma kaplıp gidebiliyorlar veya söyledikleriyle eyledikleri örtüşmeyebiliyor. Son birkaç gündür ikiyüzlülük ve çelişkiler üstünden dönen tantanaya dair benim yorumum bu. İkiyüzlülük değilse de, biraz fikri ve politik olgunluk meselesi bence. Belli bir yaşa kadar ne kadar oturduysa işte..