Bu çocukla ilgili ne örgüt, ne de para-ihale-menfaat iddiası var.
Çıktı gösterisini yaptı,milyonların beğenisini kazandı,alkışını aldı.
Güldürdü,düşündürdü…
Sırf iktidar verdiği mesajları beğenmediği için şimdi hapiste.
Tüm mesele bundan ibarettir!
Prof. Dr. Yusuf Halaçoğlu:
Vahdettin gerçek bir haindir. Zaten İstanbul halkı da bunun farkına varıp sarayı kuşatmış, Vahdettin’e linç girişiminde bulunmuştur. Sarayın duvarlarına, tramvaylara “KAHROLSUN VAHDETTİN” yazılmıştır.
Vahdettin korkuya kapılır ve İngiliz işgal kuvvetleri komutanı Harrington’dan kendisini saraydan sağ salim çıkarması için plan yapmasını ister; “Hayatım tehlikededir, beni İstanbul’dan çıkarın efendim” diye mektup yazar. HMS Malaya ile kaçırıldığının resmi evrakı ve fotoğrafı da mevcuttur. Ve İngilizlerin planıyla İstanbul’dan kaçırılır.
1.6 milyon kilometrekare toprak kaybeden 2. Abdülhamid ise bunlara göre hiç toprak kaybetmemiş, İngiliz büyükelçisini tokatlamış ; ama gerçekte Kıbrıs’ı vermiştir.
Padişah Vahdettin’in İngiliz gemisiyle kaçtığı ders kitaplarından çıkarılmış.
Kaçmadı da tatile mi gitti? Diyecekler...
Türk milletinin hafızası silinmez.
Hainlerden kahraman çıkmaz.
Nutuk'ta herşey yazıyor zaten.
Gerçekten utanmaları yok.
Dün öve öve Trump paylaşıyorlardı bugün Filistinli çocuk üzerinden etkileşim kasıyorlar.
Dün övdüğünüz, ağzına baktığınız Trump bu paylaştığınız şeyin baş sorumlusu. Utanmazlar.
Pınar Yürik isimli Türk genci:
• İnsanlar okuduklarını anlasın diye Kur’an’ın Türkçeye çevrilmesini sağlayan Atatürk dinsiz, Kur’an’ı Türkçe okumak haramdır diyen adamlar hoca, öyle mi?
• Diyanet İşleri’ni kurduran Atatürk hain. Dini kullanarak insanların duygularını ve paralarını sömüren adamlar Müslüman. Öyle mi?
• Millî Mücadele döneminde Türk milletinin bağımsızlığı için mücadele eden Atatürk ajan; vatanı satmaya, mandayı kabul etmeye hazır olanlar kahraman. Öyle mi?
• Meclisi dualarla açan Atatürk sahtekâr; uydurma duaları diline dolayıp milleti kandıranlar doğru insanlar. Öyle mi?
• Dini kullananlar Atatürk’e iftira atarlar. Peki neden?
• Çünkü bu insanların yapmak istedikleriyle Atatürk ilkeleri ters. Bir insan Atatürkçü olursa ne olur? Düşünür, sorgular, araştırır. Her söylenene değil, gerçeklere inanır.
• Ve dini de kişisel çıkarları doğrultusunda kullananlardan değil, ana kaynağı olan Kur’an’dan öğrenir. E, gerçek dinliğini öğrenen insan dincilerin uydurma hikayelerine inanır mı? İnanmaz.
• İşte tam da bu yüzden Atatürk sahtekar dincilere yaranamaz.
Halk TV'nin sahibi Cafer Mahiroğlu:
Ben bugün Kemal Bey’in şantaj ve tehdidine maruz kalmış durumdayım.
Benimle dolaylı temas kuruldu. Yakınlarım, eski arkadaşlarım ya da bana yakın kişiler üzerinden mesaj yollandı. “Kemal Bey’le birlikte oldukları an” beni arayacakları haberini yolladılar. Reddettim.
Yakın çevreme, tüm bu girişim ve iletilen mesajların Kemal Bey’in talimatı ve bilgisi dahilinde olduğunu aktardılar.
Kendilerini desteklememiz karşılığında maddi ve manevi destek vereceklerini ilettiler. Nüfuz edecekleri yerler olduğunun mesajını yolladılar.
‘bizi destekleyin yoksa gereği yapılır mesajı’ verdiler.
Sığ bir kadro CHP’yi esir aldığı gibi bizim de Kemal Bey’in esiri olmamızı istiyorlar. Bu kadar özgüvenleri var ve neden olduğunu biz bilmiyoruz."
📣 Tütüncübaşı Şükrü, Vahdettin’le Birlikte Nasıl Kaçtıklarını Anlatıyor:
1️⃣- Vahdettin’e kırk yıl boyunca aralıksız hizmet eden Tütüncübaşı, efendisiyle birlikte meçhule giden yolculuklarını en başından şöyle anlatıyor:
2️⃣- "Sultan Vahdettin’in yanında benim kadar uzun kalmış başka emektar bulunmadığı için, tamamıyla mahremi esrarı olmuştum. Bana uzun yılların tecrübesiyle, son derece itimat eder, benden hiçbir sırrını saklamazdı.
3️⃣- Gizlice kullandığı konyağını bile bana aldırır, aşklarını bana açar, politika işlerine beni vasıta kılar, hülasa bütün hususi işlerini bana gördürürdü. Onu her gece ben soyar, her sabah ben giydirirdim. Kahvesini ben pişirir, sigarasını ben hazırlardım.
4️⃣- Hele Anadolu’daki Milli kuvvetlerin zaferiyle, vaziyetin müşkülleştiği günlerde, yakınlığı bütün bütün artmıştı. O günlerde üstüne bir durgunluk çökmüştü. Düşüncelere dalmıştı.
5️⃣- İşte o sırada hiç unutmam 16 Teşrinisani (Kasım ) 1922 günü, sabah kahvesini götürdüğüm zaman tuhaf tuhaf yüzüme bakarak;
-Şaşkın şaşkın ne duruyorsun karşımda? Git, bana bir kahve daha yap, dedi.
6️⃣- Onu ilk defa bu kadar sinirli ve bitkin görüyordum. Geceyi uykusuz geçirdiği belliydi.Sesi bile sönükleşmişti. İkinci kahveyi götürdüm. Her zamanki gibi bir kenarda durdum. Yaklaşmamı işaret etti.
7️⃣- Niçin gittiğimiz malum... Fakat nereye gidiyorduk, akşama kadar bunu düşüne düşüne üzüntü içinde kıvrandım. İstanbul’dan hiç ayrılmamıştım. Hatta fırsat bulup, Kayseri’ye sılaya bile gidememiştim. Şimdi kim bilir hangi uzun, sonu gelmez yollara düşecektik.
8️⃣- Hava kararırken, “Efendimiz seni istiyor” dediler. Yanına vardığım zaman, yine aynı halde, sinirli görünüyordu.
-Yarın sabah, şafak sökerken, saraydan çıkacağız. Bu gece, buradan bir yere ayrılma. Ailene bile veda etmeyeceksin.
9️⃣- Yalnız şunu al, bir bahaneyle evine bırak. Eşyanı hazırla...
-Hazır efendimiz.
Saraydakilerin büyük bir kısmı Milli kuvvetlere taraftardı. Bir kısmı da ne olacağız? diye düşünmekten kime taraftar olacağını şaşırmıştı.
🔟- Gece gözüme uyku girmedi. Düşüne düşüne sabahı ettim. Ortalık ağrırken, biraz dalmışım. Haremağalarından Hayrettin Ağa uyandırdı. Hayrettin ağa ile birlikte; hareme giden kapıdan girdik ve arka kapıdan, yani Şişli’ye giden yola açılan kapıdan çıktık.
1️⃣1️⃣- Bir de baktım ki; Başmabeyinci Yaver paşa; Mızıka-yı Hümayun Kumandanı Zeki Bey, Doktor Reşat Paşa, Seccadeci İbrahim, Esvapçıbaşı İbrahim; Berberbaşı Mahmud ve Haremağalarından Mazhar da bavulları ellerinde; oradalar. Kafile büyümüş diye içime bir ferahlık geldi.
1️⃣2️⃣- Sultan Vahdettin, oğlu Ertuğrul’ la beraber yanımıza geldi. O sırada, İngiliz kumandanı General Harrington da göründü. Hepimiz dilsiz gibiydik. Ses seda yok. Kapalı otomobiller önümüzde sıralandı. Çantaları, bavulları yerleştirdik. Padişah, oğlu ve General Harrington’ la öndeki arabaya bindi.
1️⃣3️⃣- Arkadakilere de biz girdik. O kadar erkendi ki, yollarda, fasılalarla dizilmiş silahlı İngiliz askerlerinden başka kimse yoktu. Doğru Tophane ‘ye gittik. Rıhtımda bekleyen İngiliz istimbotuna geçtik
1️⃣4️⃣- Mukadderat, diye mırıldandı, mukadderat Şükrü... Malta’ya gidiyoruz. Öyle icap etti. Oradan sonra, bakalım kısmet nereye ise. Sen şimdi çantaları aç, gecelikleri filan çıkar.
1️⃣5️⃣- Sonra geminin mutfağını bul. Kahvemle yine sen meşgul ol…
Dediğini yaptım. O gün altmıştan fazla sigara, sekiz fincan kahve içti. Mukadderattan başka laf etmedi.
1️⃣6️⃣- İstanbul’dan hareketimizin dördüncü günü sabahı Malta’ya vardık. Padişah bu yolculuğu rahat geçirmişti. Yalnız üçüncü günü İstanbul hasreti duymaya başlamıştı. Bilhassa, sarayda kalan üç zevcesinden Nimet Kadınefendi’yi özlemişti.
Padişah Vahdettin'in İstanbul'un anahtarını işgal komutanına verirken kaydedilen görüntüleri ‼️
8. sınıf ders kitaplarından, son Osmanlı padişahı Vahdettin’in İngiliz gemisiyle ülkeyi terk ettiği bilgisi çıkarıldı.
Şehir Plancısı Mücella Yapıcı:
"Ahmet Necdet Sezer'in eşinin Moda'da bir evi vardı. Bahçelerinde 1 metrelik plan değişikliği gerekiyordu.
Cumhurbaşkanı eşi, kendi geldi, kapıda bekledi ve plan onaylanmadı. Böyle bir kamu ahlakı vardı."
Mantık: Önce F35 almak için paramızı veriyoruz.
Sonra parasını verip S400 alıyoruz.
Finalde ikisinden de oluyoruz ve paramız uçup gidiyor, kimse sesini çıkaramıyor.
Sonrada kendi beceriksizliğimizden dolayı getirilen CAATSA’yı kaldıracağız diye yine kendi kendimize seviniyoruz.
Olay basit: S400 nerede F35 nerede? Paralarımız, vergilerimiz nerede?
Timur Soykan "Mal varlığı üzerindeki tedbiri kaldırmak için Ankara Cumhuriyet Başsavcı Vekili 300 bin dolar rüşvet alıyor. Telefon kayıtlarında, mesajlarda bunu doğrulayan dijital veriler elde ediliyor.
Yargının halini görüyor musunuz? Parası olanı kurtaran ama belediye başkanlarını, seçilmiş insanları hapseden bir yargı düzeninden bahsediyoruz."
İzlanda’nın gündem olan güzel başbakanı ekonomi okumuş.
Yetmemiş, Boston University ve Yale University’de yüksek lisans yapmış.
Morgan Stanley’de çalışmış, ardından ülkesinin baş ekonomistlerinden biri olmuş ve sonra başbakanlığa gelmiş.
Demek ki bazı ülkelerde ekonomi yönetmek için önce ekonomi öğrenmek gerekiyormuş.
Ne ilginç değil mi?
Kırklareli’nde, eşinden boşanarak 4 yaşındaki kızıyla yeni bir yaşam kurmaya çalışan Çisem Çalkantı, eski eşi tarafından katledildi.
Henüz 4 yaşındaki kızı da aynı saldırıda yaşamını yitirdi.
Kadınları koruyamayan, şiddeti önleyemeyen ve her cinayetin ardından yalnızca açıklama yapmakla yetinen anlayış, bu karanlık tablonun en büyük sorumlularındandır.
Kadınların yaşam hakkını güvence altına alamayanlar, adaleti sağlayamayanlar ve gerekli önlemleri almayanlar; bir anneyi evladından, bir çocuğu annesinden koparan bu düzenin siyasi sorumluluğundan kaçamaz.
Her kadın cinayeti önlenemeyen değil, önlenmeyen bir cinayettir. Artık kayıpları değil, yaşamı koruyan bir düzeni inşa etmek zorundayız.
📍Bugün İBB Davası’nda 15,5 milyon insanın oyuyla Cumhurbaşkanı adayı seçilen Ekrem İmamoğlu, ciddi bir hukuksuzluğa maruz kaldı. Sizler için özetliyorum. NATO Ankara Zirvesi’nden dolayı araya kaynamasın:
— Hakim, Ekrem İmamoğlu’ndan savunmasına başlayıp kısa bir süre içerisinde (yarın) bitirmesini istedi.
— İmamoğlu da “aylarca bekledim, 2000 küsür yıl cezayla yargılanıyorum, neden savunmamı kısıtlıyorsunuz” dedi.
— Hakim ısrar etti, Ekrem İmamoğlu da savunmasını 1 günde bitiremeyeceğini söyledi.
— Bunun üzerine Mahkeme Başkanı, “o zaman susma hakkımı kullanıyorum yazacağım, çıkın dışarı” diyerek İmamoğlu’nu salondan çıkarttı.
Bakın bir Ceza Avukatı olarak söyleyeyim: Bu savunma hakkına açıkça bir müdahaledir. 1 hafta da savunma yapsa siz sanığı bölemezsiniz.
Özellikle böylesi büyük bir davada kimseden apar topar savunma yapmasını bekleyemezsiniz. İmamoğlu’nun kısılan sesini herkese duyuralım!