Sen misin anneye el kaldıran
Annesini darbettiği iddia edilen şüpheli, annenin şikâyeti üzerine polis ekiplerinin sabah saatlerinde düzenlediği operasyonla evinde gözaltına alındı.
Adem Canözer, AB'den dönen pestisitli domateslerin iç piyasada satılmasına alaycı bir dille isyan etti:
♦️ Bu yıl ucuz domates yiyeceğiz.
♦️ Çünkü Türkiye'den Avrupa Birliği ülkelerine giden domateslerde bol miktarda, ismini yanlış söyleyebilirim, Indoxacarb maddesi bulunduğu için domateslerimiz kabul edilmedi.
♦️ Peki bu madde ne yapıyor?
♦️ İnsan vücudunda kanın oksijen taşıma kapasitesini bozuyor ve merkezi sinir sistemini olumsuz etkiliyor.
♦️ Şimdi o domatesler imha edilmiştir veya çöpe dökülmüştür ya da bize...
♦️ Detaylarını bilmiyorum.
♦️ Ama bizim için asıl sıkıntı olan, o domateslerin üretildiği tarlada üretilen diğer domatesler.
♦️ Onlar piyasada muhtemelen geziyorlar.
♦️ Zaten farkındaysanız domates fiyatları ucuzlamaya başladı.
♦️ Şimdi ben buradan bu domatesleri bu zehirli kimyasallarla üreten kişilere seslenmek istiyorum.
♦️ Size çok teşekkür ediyoruz.
♦️ Ama yetmez, daha fazla koyun.
♦️ Çuval çuval koyun bu zehirleri, koyun ki siz daha çok para kazanın.
♦️ İnsanların, Türk toplumunun sağlığı önemli değil.
♦️ Çocuklarımızın sağlığı önemli değil.
♦️ Biz zehirlenmişiz, hasta olmuşuz hiç önemi yok.
♦️ Önemli olan sizin üç kuruş daha fazla para kazanmanız.
♦️ Onun için doldurun bu kimyasalları, biz de yiyelim.
Dünyayı değiştirecek 35 bilim insanı içinde yer alan ve Harvard Tıp Fakültesi'nde görev yapan Prof. Dr. Utkan Demirci; Yumurtalık, rahim kanseri testi için istenen bin dolarlık testleri geride bırakıp, idrar testi ile anında kanser olup olmadığını tespit eden bir cihaz geliştirdi. Haber tüm dünya basınında en ön sayfalarda yer aldı. Ama bizde hiç kimsenin umrunda olmadı..!
Prof. Dr. Utkan Demirci'yi tebrik ediyoruz..
25 bin liraya Japonya’ya gidiyorsunuz.
Oradan 3 bin liraya Kore’ye geçiyorsunuz.
Oradan da 5-6 bin liraya Tayland, Vietnam, Bali gibi çoğu lokasyona geçebiliyorsunuz.
En büyük maliyet ilk giderken oluyor.
O sokaklarda yürümek, insanları izlemek, işten çıkan birisiyle sokak satıcısında aynı masada yemek yemek…
Belki bunun için 5-6 ay fazla çalışırsınız ama eve döndüğünüzde aynı insan olmuyorsunuz.
Enerjiniz varken gidin…
Mert Başaran:
İnsanlar ilk 2,5 milyon TL’yi görünce hemen gidip araba alıyor.
İlk 2,5 milyonla araba alma kardeşim.
500 bin liralık arabaya bin, kalan 2 milyonla yatırım yap.
20 yıl sonra o arabadan 40 tane alırsın.
Nevzat Aydın’a, Yemeksepeti’nin ilk dönemlerinde biri gelip 800 bin dolar teklif ediyor.
O gün kabul etseydi belki güzel bir ev, güzel bir araba alacaktı ama bugün Nevzat Aydın olmayacaktı.
Ama adam bekliyor.
Şimdi şirketi sattığı parayla onların binlercesini alabilecek durumda.
Hazzı erteleyebilen, para sahibi olur.
1998 yılıydı İsrail başbakanı Simon PEREZ,Ankaraya gelmişti NTV muhabiri ile röportajda:
"Muhabir:Türkiyeyi,İsrailden nasıl görüyorsunuz?
Peres:Devasa bir ülke sadece ilköğretim de 15 milyon talebe okutuyorsunuz "dedi.
Bunu dinlediğim de hain İsrail okul çağındaki talebelerimizi kendi geleceği için büyük tehdit görüyor.Uyanık olmalıyız,demiştim.
İsrail muhipleri 16-17 şeytani kızları ünlü şarkıcılar haline getirip,Rep gruplarını gençliğin örnek almasını sağlayarak ülkenin okullarını uyuşturucu batağına düşürdükten sonra son aşamaya geçerek silahlı okul saldırıları ile okulları kapatmayı hedefliyor.
Gaziantep,Maraş gibi güneydoğu illerimizden başlatılan bu saldırılar Kürtçenin yaygınlaştırılması hedefini de kapsamaktadır.
Acil yapılması gerekenler:
1-)Tüm vilayetlerde bekçi ve Jandarma asayiş birimlerinden her okula bir güvenlik görevlendirilmeli.
2-)Okul,aile birliği başkanları harekete geçirilerek,okullarda devletin güvenlik görevlisi yanında hergün iki velinin nöbetçi kalması sağlanmalı. @RTErdogan
3-)Devlet güvenliği,halkın güvenliği özgürlüklerden önemlidir.Discort gibi tüm şeytani sosyal medya mecraları,bilgisayar oyunları yasaklanmalıdır.
4-)Okullarda öğrenci andı her hafta okunmalı ve öğrenciler disipline edilmelidir.
GELECEĞİMİZ OLAN TALEBELERİMİZE DEVLET VE MİLLET OLARAK GÖZÜMÜZ GİBİ BAKMALIYIZ.
A Persian scholar finished a single math book in 9th century Baghdad that quietly became the foundation for every line of code running on Earth today.
I started reading about him at midnight and could not believe how many things in my daily life trace back to one man.
His name was Muhammad ibn Musa al-Khwarizmi. The book is called The Compendious Book on Calculation by Completion and Balancing.
Every time you say the word algebra, you are saying his book title. Every time someone says the word algorithm, they are saying his name. Both English words come from him. Both are Latin transliterations of Arabic and of his own identity. The man did not just contribute to mathematics. He named it.
Here is the part almost nobody tells you.
Al-Khwarizmi was born around 780 CE in Khwarazm, in what is now Uzbekistan. He moved to Baghdad and worked at a research institution called the House of Wisdom, which during the Islamic Golden Age was the single most important center of learning on the planet. The caliph al-Mamun hired the best mathematicians, astronomers, and philosophers from across three continents and put them in one building with one job. Translate, study, and produce new knowledge.
Al-Khwarizmi finished his book on algebra around 820 CE. The Arabic title contained the word al-jabr, which referred to one of the two operations he used to solve equations. When the book was translated into Latin in the 12th century, the Latin world did not have a word for what he had built. So they kept his Arabic word. Al-jabr became algebra. The discipline was named after a single Arabic word in the title of a single book by a single man.
The deeper insight is what he actually changed about how humans think.
Before al-Khwarizmi, mathematical problems were solved geometrically. You drew shapes. You measured them. You compared areas. The Greeks had built an entire mathematical tradition on visual proofs and physical constructions. It was beautiful and limited. You could not solve a problem you could not draw.
Al-Khwarizmi did something nobody had done before him at this scale. He said you could solve any problem using abstract symbols and rules. You did not need a shape. You needed a procedure. You moved terms across the equation. You cancelled like terms on both sides. You isolated the unknown. He invented the idea that mathematics is a manipulation of symbols according to rules, not a study of physical figures.
That single shift made everything that came afterward possible. Calculus. Differential equations. Linear algebra. Quantum mechanics. None of it works if math is locked inside geometry. He pulled it out.
The second thing he did is the one that changed how the world counted forever. He took the Hindu numeral system from Indian mathematics, refined it, and wrote a book introducing it to the Arab world. That system included the concept of zero as a placeholder, and a positional notation where the value of a digit depends on its location. Roman numerals could not do complex calculation. Hindu-Arabic numerals could.
When his book on numerals was translated into Latin as Algoritmi de numero Indorum, the word Algoritmi was just the Latin spelling of his own name. Europeans started calling the new method "doing algorism," then "running an algorithm." The word for the most important concept in computer science is literally his name in Latin.
The third thing he did is the part that should haunt anyone who works in tech.
His method of solving problems was systematic. Step one, do this. Step two, check that. Step three, if condition A, then do X, otherwise do Y. He wrote down procedures that could be followed by anyone, anywhere, who knew how to read. The procedure did not depend on intuition or genius. It worked because the steps worked.
That is exactly what an algorithm is. A finite, deterministic procedure for solving a problem. He did not just give us the word. He gave us the entire concept of programming a thousand years before there was anything to program.
When Alan Turing built the first abstract model of computation in 1936, when John von Neumann designed the first stored-program computer in 1945, when every engineer at Google, OpenAI, Anthropic, and DeepMind writes code in 2026, they are working in a paradigm that started with one man in Baghdad twelve centuries ago.
The strangest part is what happens when you walk into any tech office in San Francisco or Bangalore or Lahore today. Engineers say the words algebra and algorithm hundreds of times a day. They do not know whose name they are saying. Almost nobody can spell al-Khwarizmi correctly on the first try.
His original Arabic manuscript is preserved at Oxford. His book on Hindu numerals survives only in Latin translation. The Latin version was the textbook that taught medieval Europe how to count.
The man who built the foundation of the AI revolution did not live to see a calculator. He died around 850 CE, a thousand years before the first electric current was sent through a wire. The civilization he built mathematics for collapsed. The library he wrote in burned. His own grave is unmarked.
But every algorithm running on every machine on Earth right now still answers to his name.
Theodor Herlz gelse, bu kadar endişe etmezdim.
14 Trilyon Dolarlık servetin yöneticisi, İsrail'in en büyük destekçisi, Siyonizmin sembol ismi BlackRock CEO'sunun, Devlet Başkanımız Recep Tayyip Erdoğan ve Eneri+Hazine bakanları ile yaptığı basına kapalı görüşmenin nedenini #Borsa 'da ki 3-5 şirket hissesi sananlar yanılıyor .
Hazine ?
Enerji ?
Bir ülkenin Hazine ve Enerji alanı öyle iki konudur ki ;
Tehdit veya Pazarlıkta anlaşılmaz ise savaş çıkar....
▪️Altınlarımızın ne kadarı, ne zaman
Dolar karşılığı Londra'ya
" Emaneten " gönderilmişti sahi ???
▪️Hükümet çok zor bir karar verecek. 40 katırlık develeasyon mu, 40 satırlık ...... mı, diye sormuştum ya !
Bunun cevabını Erdoğan'ın yaptığı görüşme belirleyecek.
Abdülhamid 'in yaptığı görüşmeden çok daha zor bir görüşme bu !
O zamanlar Türk Milleti, vatan sevdası - ALLAH rızası için ölmeye hazırdı.
Bugün, vatandaşın çoğu para-mal-mülk-konforum bozulmasın da ...
Varsın ........... olsun, diyen bir zümre.
Ve bunu şeytani tayfa da biliyor ‼️
Bakalım neler olacak ⁉️
Herkes İran'ı konuşuyor. Hamaney'i konuşuyor.İsrail'i konuşuyor !!
Ben başka bir şey görüyorum.
Asıl savaş başka yerde.
Size iki olay göstereceğim. Aralarında hiçbir bağlantı yok gibi görünüyor.
Ama aralarında bir bağlantı var size anlatacağım.
Birinci olay.
ABD Venezuela'ya operasyon düzenledi. Maduro yakalandı.
Herkes "diktatör devrildi" dedi. Alkışladı. Bazıları uluslararası hukuka aykırı dedi.
Ama kimse şu soruyu sormadı: Venezuela'nın en büyük petrol müşterisi kimdi?
Çin.
Venezuela günde 800 bin varil petrolü doğrudan Çin'e satıyordu. Maduro gitti. O hat kesildi.
İkinci olay.
ABD ve İsrail İran'ı vurdu. Hamaney öldürüldü.
Herkes "nükleer tehdit bitti" dedi. Bazıları alkışladı. Bazıları Uluslararası hukuka aykırıdır dedi. Protesto etti.
Kimse şu soruyu sormadı: İran'ın en büyük petrol müşterisi kimdi?
Çin.
İran günde 1.5 milyon varil petrolü doğrudan Çin'e satıyordu. Savaş başladı. O hat kesildi.
İki farklı ülke. İki farklı kıta. İki farklı bahane.
Ama aynı müşteri. Çin.
Tesadüf mü?
Hayır.
Anlatıyorum...
Ray Dalio'nun tezi net: Yükselen güç mevcut güce yaklaştığında çatışma kaçınılmaz.
Bu film daha önce çekildi.
Almanya yükseldi. İngiltere'yi geçiyordu. Sonuç: Birinci Dünya Savaşı.
Japonya yükseldi. Pasifik'te Amerika'ya yaklaşıyordu. Sonuç: İkinci Dünya Savaşı.
Sovyetler yükseldi. Amerika'ya meydan okuyordu. Sonuç: Soğuk Savaş.
Şimdi Çin'in mevcut durumuna bakalım.
Çin dünya üretiminin %28'ini tek başına yapıyor. Ve her yıl Amerika'ya biraz daha yaklaşıyor.
Analistlerin tahmini net: 2030'a kadar Çin dünyanın en büyük ekonomisi olacak.
Bu Amerika için varoluşsal bir kriz.
Bir süper güç için en tehlikeli an rakibinin kendisini geçmek üzere olduğu andır. Ya o anda durdurursun ya da bir daha durduramazsın.
Ve şu an gördüğünüz her şey bu durdurma hamlesinin parçası.
Nasıl mı?
Çin tükettiği petrolün %73'ünü ithal ediyor. Kendi üretimi yetmiyor. Dışarıdan almak zorunda.
Şöyle düşünün.
Dünyanın en büyük motoru önünüzde duruyor. Devasa güçlü. Dünya üretiminin dörtte birini tek başına çeviriyor. Durdurulamaz gibi görünüyor.
Ama bir zayıflığı var. Kendi yakıtını üretemiyor.
O motorun dört yakıt hortumu var. Her biri farklı ülkeden geliyor.
Birinci hortum: Venezuela.
İkinci hortum: İran.
Üçüncü hortum: Rusya.
Dördüncü hortum: Suudi Arabistan.
Amerika ne yapıyor?
Hortumları kesiyor.
Venezuela hortumu kesildi. Maduro yakalandı.
İran hortumu kesildi. Savaş başladı.
Rusya hortumu yaptırımlarla kısıldı.
Suudi Arabistan? İran-İsrail savaşında üretim düştü
Bir motoru durdurmak için motorla savaşmak gerekmez.
Yakıtını kesersiniz. Motor kendi kendine durur.
Bu tabloyu bir yere kaydedin.
Venezuela'dan kesilen: günde 800.000 varil.
İran'dan kesilen: günde 1.500.000 varil.
Toplam: günde 2.300.000 varil.
Çin'in günlük petrol ithalatı: yaklaşık 11 milyon varil.
Amerika son 2 ayda Çin'in petrol tedariğinin %20'sini kesti.
Kimse fark etmedi. Çünkü herkes İran'a bakıyordu.
Ama enerji sadece bir cephe.
Çin aynı zamanda başka bir şey inşa ediyordu. Modern İpek Yolu. Pekin'den başlayıp Avrupa'nın kalbine uzanan devasa bir kara ticaret ağı. Demiryolları. Limanlar. Boru hatları. Trilyon dolarlık yatırım.
Neden?
Çünkü kim Avrupa ile ticaret yaparsa dünya ekonomisini şekillendirir.
Ve Avrupa Çin'e kayıyordu.
-Almanya'nın en büyük ticaret ortağı artık ABD değildi. Çin'di.
-Fransa yeni anlaşmalar imzalıyordu.
-İtalya Modern İpek Yolu projesine resmen katılmıştı.
Avrupa yavaş yavaş Amerika'dan uzaklaşıp Çin'in ticaret ekosistemine yöneliyordu.
Bu Amerika için ikinci varoluşsal kriz.
Birincisi Çin'in ekonomik olarak geçmesi. İkincisi Avrupa'yı kaybetmesi.
Avrupa giderse Amerika'nın elinde ne kalır? Silahları ve doları. İkisi de tek başına yetmez.
Ve tam o noktada, tam Avrupa Çin'e doğru kayarken, Amerika İran'ı vurdu.
İran, Modern İpek Yolu'nun Ortadoğu'daki kritik bağlantı noktasıydı. Çin'in Avrupa'ya kara yoluyla ulaşması için İran hattının stabil olması gerekiyordu. O istikrar bombalandı.
Amerika tek hamleyle iki şeyi birden yaptı.
Çin'in yakıtını kesti. Ve Çin'in Avrupa'ya uzanan ticaret yolunu bozdu.
Motor yakıtsız kaldı. Yol da kapandı.
Peki bundan sonra ne olacak?
Kaçınılmaz olan tek bir nokta kaldı.
Taiwan.
Taiwan neden bu kadar önemli? Dünyanın en gelişmiş çiplerinin %90'ı orada üretiliyor. Telefonunuzdaki çip, arabanızdaki çip, füzenizdeki çip. Hepsi oradan.
Kim Taiwan'ı kontrol ederse 21. yüzyılın teknolojisini kontrol eder.
ABD diyor ki: "Taiwan'ı destekleyeceğiz."
Çin diyor ki: "Taiwan bizimdir. Gerekirse güç kullanırız."
Uzlaşma alanı yok. İki taraf da geri adım atamaz. Çünkü geri adım atmak zayıflık gösterir.
Dalio'nun dediği tam olarak bu. İki güç birbirine yaklaştığında ve uzlaşamaz farklılıkları olduğunda savaş kaçınılmaz olur.
Tüm bu hamleler o kaçınılmaz noktanın hazırlığı.
Şöyle düşünün. İki boksör ringe çıkacak. Ama biri dövüşten önce rakibinin suyunu kesiyor. Yemeğini engelliyor. Müttefiklerini ayırıyor. Rakibi ringe bitkin çıksın diye.
Venezuela kesildi.
İran kesildi.
Rusya kısıtlandı.
Avrupa ticaret yolu bozuldu.
Ring: Taiwan.
Ve o ringe çıkış her gün biraz daha yaklaşıyor.
Ama bir olay daha var.
Amerika sadece Çin'i zayıflatmıyor. Aynı zamanda para kazanıyor.
Her savaş ortamı yeni bir silah anlaşması demek.
Ortadoğu'da bomba düştüğünde Körfez ülkeleri ne yapıyor? Silah alıyor. Kimden? Amerika'dan.
İran vuruldu. Körfez ülkeleri tehdit altında hissetti. Savunma bütçeleri fırladı. Siparişler hep aynı adrese gidiyor: ABD savunma şirketleri.
Suudi Arabistan, BAE, Katar. Hepsi savunma harcamalarını artırıyor.
Her patlama yeni bir sipariş. Her kriz yeni bir kontrat. Her savaş yeni bir milyar dolar.
Amerika Çin'in yakıtını keserken kendi kasasını dolduruyor.
Tek strateji, beş kazanç:
1- Çin'in enerji hatlarını kes.
2- Çin'in Avrupa ticaret yolunu boz.
3- Bölgeyi kontrol et.
4- Silah satışıyla kasayı doldur.
5- Çin'in Taiwan savaşına güçsüz katılmasını sağla.
Herkes ayrı ayrı savaşlar görüyor. Ben tek bir strateji görüyorum.
Venezuela bir cephe. İran bir cephe. Rusya bir cephe. Avrupa bir cephe.
Ama savaş bir tane.
Ve sahne arkasında tek bir hedef var.
Çin.
Geçen bir kadın dedi ki; ‘eşim benimle tartışırken sanki karşısında düşmanı varmış gibi davranıyor. Gözlerinde bana karşı bir şefkat göremiyorum’ içinde şefkat barındırmayan bir sevgi gerçek değildir. Tartışsanız bile hâlâ önemsendiğinizi, saygı gördüğünüzü, sevildiğinizi hissetmelisiniz. Aksi durumda o ilişkiyi sorgulamanız gerekir