Şey çekti canım… Ilık bir yaz akşamında, hani yaseminlerin efil efil kokmaya başladığı saatlerde yazlık bir yerde yürürsün. Sen sadece bir yerden bir yere gitmeye çalışırken birilerinin balkonundan gelen karpuz ve rakılı sofra kokusu, başka bir sokaktan gelen kızartma kokusuyla karışır mesela. Hayattaki tüm ağırlığını sen yürürken bu karışık kokular alır; ayakların bile yorulmaz. O anın içine hapsolduğun saniyelerde aklın başından uçar gider ya, “ohh be yaşamak!” deyip şükürler edersin içinden. Kendin bile bilmezsin de bütün bir yıl sadece o birkaç saniyeyi yeniden yaşamak için kışa sabredersin aslında hani. O ne umarsız, o ne büyülü, o ne hem gerçek hem rüya bir küçük zamandır. Bundan çekti canım…
Ares… Sadece denize girdiği için.
Matmazel… Sadece metroya girdiği için öldürüldü…
Ve biz buna “tedbir” dendiğini, “kural” denildiğini, “zorunluluk” diye savunulduğunu utanarak izledik.
Oysa asıl tehlike onlar değildi.
Asıl tehlike; sevgisizliğe, vicdansızlığa, tahammülsüzlüğe teslim olmuş insandı.
Güzel olan her şeyi yok eden eller…
Ares’in suya koşması, Matmazel’in metroya adım atışı, “ben de buradayım, ben de yaşıyorum” demekti.
Ama biz o yaşamı korumak yerine yok etmeyi seçtik.
Kendinden güçsüz olana yapılan zulüm,
suça kesilmeyen ceza,
masumiyetin bedelinin ölüm olması.
Sorun hayvanda değil, çürümüş, ilkel zihniyette.
Ancak tüm bu kötülüğe rağmen mücadele eden, besleyen, koruyan, kollayan, onlar için mücadele eden, yaşatmak için çabalayan insanlar var…
Demek ki umut yine insanda.
Kötülük insan eliyle gelse de,
iyilik de insan yüreğinden doğuyor…
#Ares
#matmazelicinadalet
Ben senin önüne geçebiliyorsam geçerim, kim olsa geçer. Öne geçmek senin sorumluluğun. Kimse durup sarfettiği yolu sizin için gerilemek zorunda değil. Saygınlık, önderlik, üstünlük istiyorsan saygın, önder ve üstün bi insan ol. Bu size bizim sağlayabileceğimiz bir statü değil.
“Kendini bir gün ağzından annen konuşurken yakaladığında, mağazanın aynasında sırtındaki o tanıdık kamburu gördüğünde, mutfak dolabını açıp da biriktirdiğin yoğurt kapları üzerine devrildiğinde, iki kaşının ortası aynı onunki gibi kırıştığında, annenin gülme çizgileri yüzünün aynı yerlerine çizildiğinde, bir zamanlar sıkıca tutunduğun ona hiç benzemediğin iddiasını alıp gömecektin tarihin sayfalarına.”