Tüm sanıkların tahliye edildiği Ezgi Apartmanı davasında adaleti arayan Nurgül Göksu anlattı:
-Bana hep ‘onların arkası sağlam’ dediler. Demek ki haklılarmış!
-12 gün delil nöbeti tuttum.
-Davaya hiçbir siyasi katılmadı.
-Üç buçuk yılda üç defa mahkeme heyeti değişti.
-2021’de 'bu insanlar bizi öldürecekler, yaşamak istiyoruz' demişler.
-Asude sizi Allah’a şikâyet edecek. Asude’nin ahı iki yakanızda!
-Sanıklar firariyken benim hakkımda soruşturmalar açıldı. Onlar firariyken ben sorgulandım.
-Hayatını kaybeden gelinimin diplomasını çaldılar.
-Sanıklar yargılanırken kamudan ihaleler aldı.
-Bizim Maraş’ta çam dalı gibi derler. Çam dalı gibi evladımı torbaya koydular.
-Çocuklarımı toprağa verdiğim gün mezarlarının başında ‘Adalet sağlanana kadar mücadele edeceğim’ diye söz verdim
-Beni yıldırmak için atmadıkları iftira kalmadı.
-Bu dosyada adalet sağlandı mı?
-Zannediyorlar ki Nurgül duracak, susacak...
@nurgul22
Buradayız, sözümüzü söylemeye devam ediyoruz.
ALİKEV’in X hesabı, 5651 sayılı Kanun’un 8/A maddesi kapsamında erişime engellendi.
İfade özgürlüğünün ve bilgiye erişim hakkının demokratik bir toplumun temel unsurları olduğuna inanıyoruz. Gençlerin haklarını savunmaya, eşitlikten ve özgürlükten yana sözümüzü söylemeye ve dayanışmayı büyütmeye devam edeceğiz.
Mevcut Instagram hesabımızın da erişime engellenmesi ihtimaline karşı, çalışmalarımızı takip edebilmeniz ve bizimle iletişimde kalabilmeniz için X ve Instagram’da yedek hesaplarımızı açtık.
Yeni hesaplarımız:
X: @alikevorg_
Instagram: @aliismailkorkmazvakfi_org
Yeni hesaplarımızı takip etmenizi ve bu duyuruyu paylaşarak daha fazla kişiye ulaşmamıza destek olmanızı bekliyoruz.
Buradayız. Dayanışmayla devam ediyoruz.
Ali İsmail Korkmaz Vakfı'nın (ALİKEV) yanı sıra gazeteci, avukat, yazar, akademisyen ve aktivistler ile insan hakları, basın özgürlüğü, hukuk ve emek alanında çalışan örgütlere ait çok sayıda X hesabı, sulh ceza hâkimliği kararlarıyla erişime engellendi. https://t.co/Yv433hPSEC
İfade ve örgütlenme özgürlüğüne yönelik müdahaleler karşısında LGBTİ+ ve HIV alanında çalışan örgütlerin, aktivistlerin ve hak savunucularının yanındayız. Eşit, özgür ve ayrımcılıktan uzak bir yaşam herkesin hakkıdır. Dayanışmayı büyütmeye devam edeceğiz.
CETAD - Cinsel Eğitim Tedavi ve Araştırma Derneği’ne @CETADofficial erişim engeli getirilmiş.
Bu dernek cinsel sağlık sorunları yaşayan insanlara bilimsel tedavi imkanı sunan, cinsel işlev bozuklukları konusunda sağlık profesyonellerini eğiten, toplum cinsel sağlığı üzerine çalışan bir dernek.
Bu nasıl anlamsız bir engel? Ne amaçla, ne gerekçe ile?
@saglikbakanligi@TPDBilgi@ttborgtr@PsikiyatriDer
Sevgili dostlar, henüz verilen tahliye kararının şokunu atlatamadım fakat ezgi apartmanı suçlularını aklar tarzda haberler görüyorum.Bugüne kadar belgesiz delilsiz hiçbirşey paylaşmadım. Ezgi apartmanı için haber yapmak isteyenler “teyit ve belge için” bu dosyanın mağduru ve en sıkı takipçisi olarak bana ulaşabilirler, beni muhatap kabul etmiyorlarsa profilimi incelemeleri bile yeterli. Bana ya da herhangi bir mağdura ulaşmadan ,suçluların ağzıyla ve eksik belgelerle haber yapanların niyetinden şüphe etmemek elde değil.
Suçlular “güç ve para” sahibiyse ,onlara karşı adalet arayan insanların ,sistematik ve örgütlü bir kötülüğe maruz kaldığını biliyorsunuz.Bunu bugünlerde açılan faili meçhul dosyalarından da görebiliyoruz.Bu vesileyle “çözülmeye başlayan faili meçhul dosyaların hepimize umut verdiğini “ söylemek istiyorum.Deprem davaları için de aynı ilgiyi ve çözüm iradesini görmek istiyoruz buna çok ihtiyacımız var ,çok yıprandık çok.
Sizlere yavrularımın davasını emanet ediyorum ,beni yalnız bırakmayın çünkü dik durmaya çalışsam da çoook yorgun hissediyorum kendimi.
DÜN “KEDİLER GİDERSE FARELER GELİR” DEDİM:
İŞTE BİLİMSEL KANITI
Son günlerde kedilere karşı yürütülen karalama kampanyasında yeni bir iddia ortaya atılıyor: “Sokak kedileri besleniyor, karınları doyuyor, artık fare avlamıyorlar. Dolayısıyla şehirlerde bulunmalarının farelerle mücadele açısından hiçbir anlamı yok.”
Doğru olabilir mi? Cevap net olarak
HAYIR
Çünkü doğa da bilim de trol aklı ile çalışmıyor.
Bilim bir kedinin fareler ve sıçanlar üzerindeki etkisini yalnızca kaç kemirgen öldürdüğünü sayarak ölçemezsiniz diyor. Çünkü avcı-av ilişkisinde öldürmek kadar önemli başka bir mekanizma daha vardır:
Avcının varlığı.
2018 yılında New York’ta yapılan oldukça ilginç bir saha çalışmasında araştırmacılar, şehir ortamında yaşayan gerçek bir sıçan kolonisini ve aynı bölgedeki kedileri aylar boyunca kameralarla izlediler. Kedilerin büyük şehir sıçanlarını sanıldığı kadar sık öldürmedikleri görüldü.
Fakat araştırmanın asıl önemli sonucu başka yerdeydi. Kediler bölgede ortaya çıktığında sıçanların açık alanda görülme olasılığı belirgin biçimde azalıyordu. Kedi sayısının artmasıyla sıçanların saklanma davranışlarında da değişiklik gözleniyordu.
Yani kedinin sıçanı öldürmesine bile gerek kalmadan, varlığı sıçanın davranışını değiştiriyordu.
İşte bugün sosyal medyada anlatılmayan bilimsel gerçeklerden biri budur.
Çünkü fareler aptal değildir. Hatta sanılandan çok daha zeki hayvanlardır. Bir av hayvanı, avcısının saldırmasını bekleyip ondan sonra kaçmaz. Avcının görüntüsünü, hareketlerini, sesini ve kokusunu algılar.
Tehlike hissettiğinde daha az ortaya çıkar, daha fazla saklanır, beslenme davranışını ve yaşam alanını kullanma biçimini değiştirir. Ekolojide bunun karşılığı “predatör baskısı” veya “korku etkisi” olarak değerlendirilir. Kediler de binlerce yıldır küçük memelilerin doğal avcıları arasındadır.
Bilim burada daha da çarpıcı olan bir şey daha söylüyor: Farelerin kontrolü için kedilerin bizzat kendilerinin ortamda bulunmasına bile gerek olmayabilir.
Kontrollü deneylerde sıçanların yalnızca kedi kokusuyla karşılaştıklarında bile güçlü savunma ve kaçınma davranışları gösterdikleri ortaya konuldu. Bir deneyde kedi kokusuna maruz bırakılan sıçanlar gözlem süresinin %87’sinden fazlasını saklanma alanında geçirdi. Kontrol grubundaki sıçanlarda ise bu oran %20’nin altındaydı.
Dikkat edin. Ortada saldıran bir kedi yok. Fare yakalayan bir kedi de yok. Hatta ortada kedinin kendisi bile yok.
Sadece kedinin kokusu var. Ve sıçanın davranışı değişiyor.
Şimdi hala bize “Kediler mama yiyor, dolayısıyla fareler açısından hiçbir anlamları yok” mu diyeceksiniz?
Bir başka iddia da tok kedinin avlanmayacağı yönünde. Bu da kediyi yeterince tanımamaktan kaynaklanan başka bir yanılgı. Kediler yalnızca karınlarını doyurmak için avlanmazlar.
Avlanma davranışı kedinin doğal davranış repertuvarının bir parçasıdır. Evinde, önünde sürekli mama bulunan bir kedinin sineğe, böceğe, oyuncağa veya hareket eden küçük bir nesneye nasıl tepki verdiğini herhangi bir kedi yakını rahatlıkla gözlemleyebilir.
Avlanma dürtüsü ile açlık aynı şey değildir.
Dolayısıyla “Kediyi beslersen fare yakalamaz” cümlesini bilimsel bir gerçekmiş gibi ortaya atmak da doğru değildir.
Asıl üzerinde düşünmemiz gereken başka bir konu daha var. Avrupa ve Amerika’nın son derece gelişmiş şehirlerinde modern atık toplama sistemleri var. Profesyonel kemirgen kontrolü yapılıyor. Kanalizasyon sistemleri denetleniyor. Belediyeler bu mücadeleye ciddi kaynaklar ayırıyor; zehirler, kapanlar, sensörler ve teknolojik takip sistemleri kullanılıyor.
Buna rağmen New York’tan Paris’e kadar dünyanın pek çok büyük kentinde sıçanlarla mücadele ciddi bir şehir ve halk sağlığı problemi olmaya devam ediyor.
O halde meseleyi “Çöpleri düzgün toplarsanız fare olmaz” basitliğine indirgemek de doğru değil. Dünyanın en organize şehirlerinden birçoğu onlarca yıldır sıçanlarla mücadele ediyor ve hala bu sorunu ortadan kaldıramıyor.
Bizim şehirlerimizde ise yüzyıllardır başka bir unsur daha var:
Kediler…
Sokağın içinde yaşayan, kokusunu bırakan, dolaşan, avlanan ve yalnızca varlığıyla bile kemirgenlere bir avcının yakınlarda olduğunu hatırlatan binlerce kedi. Bunun şehir ekolojisindeki değerini yok saymak için bilimi görmezden gelmek gerekir.
Kedilerin değerini elbette kaç fare öldürdükleriyle ölçmüyoruz. Ama konu fareler olduğunda bilim bize açıkça kedi ile kemirgen arasındaki ilişkinin yalnızca avlanmadan ibaret olmadığını gösteriyor. Kedinin varlığı önemlidir. Kokusu önemlidir. Dolaştığı alan önemlidir. Kemirgen üzerinde oluşturduğu risk algısı önemlidir. Bütün bunların kemirgen davranışları üzerinde ölçülebilir etkileri vardır.
Bugün bazıları “Kediler mama yiyor, artık fare yakalamıyor” diyerek kedilerin şehirlerdeki varlığını değersizleştirmeye çalışıyor.
Ben tam tersini söylüyorum:
Kedileri beslemeye devam edin.
Onları aç bırakarak değil, yaşatarak şehirlerimizin bir parçası olarak koruyalım. Çünkü mesele kedinin bugün önümüze kaç fare bıraktığı değildir. Mesele, o sokağın bir avcıya ait olduğunu farelerin hala bilmesidir.
Kediler yüzyıllardır şehirlerimizin sessiz muhafızlarıdır.
Kediler giderse yalnız kediler gitmez. Onların şehir ekosisteminde yüzyıllardır doldurduğu alan da boşalır.
Kedileri bugün sokaklardan toplarsanız. Yarın fareler şehirleri istila eder ve sonuçları tahmin edemeyeceğiniz kadar ağır olur.
“Abartıyorsun” diyenler için yarın New York ve Paris’e bakacağız. Kedilerin sokaklarda olmadığı dünyanın en gelişmiş şehirlerinin farelerle nasıl ve hangi bedellerle mücadele ettiğini daha doğrusu edemediğini konuşacağız.
Rakamlarla. Belgelerle. Bilimle…
Dr.Tarkan Özçetin
Kaynaklar
Parsons MH, Banks PB, Deutsch MA, Munshi-South J. Temporal and Space-Use Changes by Rats in Response to Predation by Feral Cats in an Urban Ecosystem. Frontiers in Ecology and Evolution. 2018;6:146.
Dielenberg RA, McGregor IS. Defensive behavior in rats towards predatory odors: a review. Neuroscience & Biobehavioral Reviews. 2001.
Dielenberg RA, Hunt GE, McGregor IS. “When a rat smells a cat”: the distribution of Fos immunoreactivity in rat brain following exposure to a predatory odor. Neuroscience. 2001;104(4):1085–1097.
Bir engelli ailesi daha çaresizlik içerisinde boğulup, ne yazık ki hiç istenmeyen trajediyi yaşadı.
Bizler biliyoruz ki, olay sadece bir 'aile trajedisi' olarak geçiştirilemez.
Çünkü engellilerin ailelerinde yıllardır dillerinde ve dilekçelerinde olan aynı korku büyüyor:
“Ben ölünce çocuğuma ne olacak?”
Anne babalar yaşlanıyor, çocuklar büyüyor; ama yaşam boyu bakım, güvenli, destekli yaşam hakkı ve aileyi rahatlatacak hizmetler henüz yeterli değil.
Hiçbir aile, çocuğunun geleceği konusunda böyle bir çaresizliğe terk edilmemeli.
Engelli aile bireyinin güven içerisinde insan onuruna yakışır şekilde yaşaması, anne babalarının hayatta olmasına bağlı olmamalıdır!
Bu ertelenemeyecek bir sosyal politika sorunudur!
Farkındalık yetmez. Sistem gerekir.
#FarkindalikYetmezSistemGerek
#OtizmliSistemBekliyor
@saglikbakanligi@tcailesosyal@tcmeb@gencliksporbak
MEHMET | Bölüm 1
Antakya’da doğup büyüdüğü mahalle 6 Şubat depremlerinde yıkılan Mehmet, birkaç ay önce ailesi ile birlikte yaşayacağı yeni konutlarının anahtarını teslim aldı. Ancak anahtar teslimi, evlerin ücretsiz verildiği anlamına gelmiyor. TOKİ’nin yeni yerleşim alanlarındaki konutları için yaklaşık 1,8 milyon lira bedel öngörülürken, Mehmet ve ailesinin eski evlerinin bulunduğu kent merkezindeki evlerin çok daha pahalı olacağı tahmin ediliyor. Bu konutların kesin bedeli ise hâlâ belirsiz.
Mehmet, Domların büyük bölümünün bu meblağları karşılayabilecek durumda olmadığını söylüyor: “Sadece ‘Bu ev senin’ demekle o ev senin olmuyor.”
Üstelik mesele yalnızca dört duvar değil; yeni yerleşimler mahallede sürdürülen meslekleri, komşuluk ilişkilerini, dayanışmayı ve kültürel aktarımı da kesintiye uğratıyor.
Mehmet’in hikâyesini hafıza ve mekân ekseninde anlatan bu video, Domların deprem sonrası yaşamına odaklanan mini dizinin ilk bölümü. İlk bölüm, bir mahallenin yıkılmasıyla yalnızca evlerin değil, o mekâna bağlı hafızanın ve yaşam biçiminin de nasıl parçalandığına bakıyor.
Ağustos 2026 | Antakya/Hatay
DENİZ ÇAYIRI CANDIR!
Deniz çayırı ile kaplı bir alan, yakınındaki çayırsız alana göre 45 kat daha fazla canlılık barındırır. Çünkü kıyı bölgesi canlı toplulukları için üreme, beslenme, barınma, saklanma ve yaşama alanı olur.
Kirlilik, kıyı dolgusu, turizm nedeniyle söküm ya da kireç dökme veya üzerine kum serme, çapa atma, yanlış avcılık faaliyetleri, iklim değişikliği, yabancı-istilacı türler gibi nedenlerle dünyada her saat iki futbol sahası büyüklüğünde deniz çayırı alanı yok oluyor. Bilimsel veriler son yıllarda artan bilincin bu hızın düşmeye başladığını gösteriyor.
Oysa 1 m2 deniz çayırı günlük 10 litreden fazla oksijen üretir. Tropik ormanlardan 35 kat fazla karbonu tutarak iklim değişiminde bize yardım eder.
Sökmek, zarar vermek, tahrip etmek kolay. Ama bedeli ağır. Mevcut deniz çayırı alanlarımıza gözümüz gibi bakmalıyız.
Yeniden kazanırız, çayır ekeriz düşüncesi mevcut çayırların korunmamasının bir alternatifi değil. 1 m2 deniz çayırı ekiminin maliyeti çok yüksek. Deniz çayırı ekimi, tahrip olmuş alanları yeniden kazanmak için zorunlu bir yol.
Görüntüyü Kemer (Biga-Çanakkale) sahilinden, Keyifle yüzen yavru balık sürüsü etrafımızda dans eder gibi dolaşırken çektim.
"Deniz çayırı candır" derken tam da bunu kastediyoruz!
Deniz çayırıyla ilgili bilgileri etrafınızda yayarak, zarar görmelerini engelleyip, soluduğumuz havanın içindeki oksijeni korumaya siz de yardımcı olabilirsiniz!