📄 RAPOR | NATO’nun Stratejik Dönüşümü: İttifakın Geleceği ve Yeni Güvenlik Paradigması Tartışmaları raporu yayımlandı.
🔎 Bu çalışma, NATO’nun içinden geçtiği stratejik dönüşümü; 5. Madde’nin geleceği, yük paylaşımı, Avrupa’nın stratejik özerkliği ve ittifakın doğu kanadı ekseninde çok boyutlu bir şekilde ele almaktadır.
🔎 Farklı araştırmacıların katkılarıyla hazırlanan rapor, Ankara Zirvesi (7-8 Temmuz 2026) öncesinde ittifakın geleceğini ABD, Fransa, Birleşik Krallık ve Almanya perspektiflerinin yanı sıra Türkiye’nin NATO içindeki konumu üzerinden inceleyerek kamuoyunu bilgilendirmeyi amaçlamaktadır.
🔎 Bu tür çalışmaların artması, hem Türkiye’nin ittifak içindeki konumunun daha sağlıklı analiz edilmesini sağlayacak hem de değişen güvenlik mimarisine dair ortak bir bilinç oluşturulmasına katkı sunacaktır.
🔗 Raporumuza internet sitemizden ulaşabilirsiniz: https://t.co/5pWo8xEg17
🖊️ NATO’nun Dönüşümü ve 5. Maddenin Geleceği: Siyasi ve Askerî Bir Değerlendirme, Bekir İlhan (@bekirilhan93) tarafından kaleme alındı.
🔎 5. Madde ittifakın “bel kemiği” mi, yoksa her an “kâğıt üzerinde bir madde”ye mi dönüşebilir; bu farkı ne belirliyor?
🔎 Portekiz Polonya için, Slovenya Bulgaristan için savaşa girer mi — kolektif savunmanın gerçek teminatı ABD taahhüdü müdür?
🖊️ Avrupa’da Stratejik Özerklik Tartışmaları: Güvenlik Konforunun Sonu, Dr. Fatih Muslu (@fmuslu) tarafından kaleme alındı.
🔎 Avrupa, Washington olmadan kendi güvenliğini sağlayabilir mi?
🔎 1998’den beri konuşulan stratejik özerklik, neden bugüne kadar gerçek bir askerî kapasiteye dönüşemedi?
🖊️ NATO’nun Doğu Kanadı ve Rusya: Soğuk Savaş mı Soğuk Barış mı?, Doç. Dr. Furkan Kaya (@FurkanKAYA) tarafından kaleme alındı.
🔎 Baltık’tan Karadeniz’e uzanan yeni ön cephe hattı, bir “soğuk savaş” mı yoksa kırılgan bir “soğuk barış” mı üretiyor?
🔎 Karadeniz’in artan stratejik önemi, NATO-Rusya denklemini hangi yönde yeniden şekillendiriyor?
🖊️ ABD Perspektifinden NATO’nun Geleceği: Yük Paylaşımı ve “Önce Amerika”, Elif Gültekin Karahacıoğlu (@elifgulteking) tarafından kaleme alındı.
🔎 “Önce Amerika” söylemi, NATO’yu bir güvenlik şemsiyesinden bir yük paylaşımı pazarlığına mı dönüştürüyor?
🔎 Çin faktörü ve “güç yoluyla barış” doktrini, ittifakın jeoekonomik geleceğini nasıl belirliyor?
🖊️ İki Arada Bir Derede: NATO’nun Geleceğinde Fransa, Doç. Dr. Murat Yiğit (@trenvekus) tarafından kaleme alındı.
🔎 “NATO’nun aykırı üyesi” Fransa, ABD’den bağımsız bir Avrupa savunması mı kurmak istiyor, yoksa ittifak içinde dengeleyici bir aktör olarak mı kalıyor?
🔎 Stratejik otonomi vizyonu ile sınırlı mali kapasite arasında Paris nasıl bir denge arıyor?
🖊️ Birleşik Krallık’ın NATO Vizyonu ve Rolü, Salih Kaya (@kaya_salih_kaya) tarafından kaleme alındı.
🔎 Londra’nın siber, deniz ve nükleer alanı kapsayan çok boyutlu güvenlik vizyonu, NATO’yu bir “Avrupa kalesi”nden küresel bir ittifaka mı taşıyor?
🔎 Birleşik Krallık, ittifakın Avrupa’daki askerî ve nükleer yükünü daha fazla üstlenmeye hazır mı?
🖊️ NATO’nun Geleceğinde Almanya’nın Perspektifi, Dr. Ayhan Sarı (@drayhansari) tarafından kaleme alındı.
🔎 Almanya, ABD güvenlik garantisinin devamı için Trump yönetimine hangi siyasi ve ekonomik bedeli ödemeye razı olacak?
🔎 Berlin, doğu kanadını güçlendirme hedefi ile “en yüksek bedel” pazarlığı arasında nasıl bir yol izleyecek?
🖊️ Güvenlik-Otonomi Dengesi: Türkiye ve NATO’nun Geleceği, Bekir İlhan (@bekirilhan93) tarafından kaleme alındı.
🔎 Türkiye, NATO içindeki konumunu kendi güvenlik ve stratejik çıkarları doğrultusunda nasıl yeniden tanımlayacak?
🔎 Doğu Akdeniz, Ege, Kıbrıs, Karadeniz ve Suriye başlıkları Türkiye’nin ittifak içindeki otonomi arayışını nasıl şekillendiriyor?
Türkiye Araştırmaları Vakfı bünyesindeki Cenk Journal'ın 3. sayısını yayınladık! Dergimize uluslararası bir standart kazandırmak için yoğun çaba içindeyiz. Önümüzdeki birkaç yıl içinde önemli indekslerde taranmasını hedefliyoruz. Emeği geçen herkese çok teşekkürler. @cenkjournal@tavakfi@AkkiRamazan
📢 Türkiye Araştırmaları Vakfı bünyesinde Savunma, Güvenlik ve Strateji alanlarına odaklanan ulusal hakemli akademik dergi CENK Journal, Haziran'26 üçüncü sayısıyla yayında!
🔗 Üçüncü sayıya ulaşmak için ⬇️
#cenkdergi#cenkjournal
📚 Türkiye Araştırmaları Vakfı Ankara Yaz Seminerleri, Prof. Dr. Hasan Basri Yalçın'ın (@hby34) "Dünya Düzeni ve Türkiye" başlıklı açılış dersiyle başladı.
Türkiye Araştırmaları Vakfı çatısı altında alanında uzman isimlerle Ankara ve İstanbul'da yaz seminerlerimiz başlıyor. Önceki seminerler gibi istifade edeni bol olur inşallah! Mesele mühim🏋️
🌍 Türkiye Araştırmaları Vakfı İstanbul-Ankara Yaz Seminerleri Programı'26
👥 Alanında uzman akademisyenlerle; yeni dünya düzeninden Orta Doğu ve Doğu Akdeniz jeopolitiğine, savunma diplomasisinden enerji güvenliği ve istihbarata kadar dopdolu bir müfredat Yaz Seminerleri 2026'da seni bekliyor!
🎓 İstanbul & Ankara | 30 Ders | Yüz Yüze · Ücretsiz · Katılım Belgeli
🗓️ Ankara 30 Haziran'da, İstanbul 2 Temmuz'da başlıyor.
⏳ Son Başvuru Tarihi: 28 Haziran 2026
🔗 Detaylı bilgi ve başvuru için⬇️
https://t.co/7LAvnBK3Ws
Bu maç Montella'ya yazar. Adamların tek yaptığı uzun vurmak ve geçiş aramak. Orta sahayı pas geçtiler. Burada hamle yapmadı. Ya da beceremedi. İşin kötü tarafı Paraguay da izledi bu maçı. Benzer bir senaryo olmaması çözüm üretmek zorundayız.
Emre Bulut'un sunduğu 'Ülke'de Baş Başa' programına Sosyolog @sosyolog_oz, Haliç Üni. Öğr. Üy. Dr. @fmuslu, Hukukçu Av. Yurdal Kılıçer ve Ankara Yıldırım Beyazıt Üni. Öğr. Üy. Doç. Dr. @drnurisalik konuk oluyor.
'Ülke'de Baş Başa' saat 23.00'te Ülke TV'de
Balıkesir'in Kepsut ilçesinde müstakil evin bahçesine salonun o küçücük penceresinden bakıyordum. Yaşım ya 8 ya 9. Ceviz ağacına (artık yok) bağlı bir koç önüne konmuş otları yiyordu. Ertesi günü merakla bekliyordum. Kurban gelmişti. Hafızamı zorluyorum da çocukluğumda "Kurban bayramı geldi" dediğimi anımsamıyorum. Hep "kurban geldi" demişimdir sanki. Küçük kardeşimle sevmeye yanına gittiğimizde göz göze gelmiştik hayvancağızla. Sessizce beklemiştik. İzlemiştik öylece hareketlerini. Kardeşimin elimi sım sıkı tutmasını hala tebessümle hatırlarım.
Babamın ve arkadaşının koçu küçük kamyonetin kasasından indirirken kan ter içinde kalmasını hatırlıyorum. Ne zordu! Oysa köydeki dayım kucağına alır indirirdi onu! Ben de dayım gibi olacaktım. Zorlanmayacaktım! Korkmayacaktım! Hatta bir gün o kurbanı bismillah diyerek ben kesecektim.
Anneme kurbanı her sene sorardım. O da Hz. İsmail kıssasını anlatırdı bıkmadan. Her defasında hikaye öyle etkilerdi ki gökyüzüne bakıp acaba başka bir tane daha gelir mi derdim kendi kendime. Hey gidi günler! Artık göklerden bir koç gelir mi diye sormuyorum. Hz. İbrahim'in oğlu İsmail'le imtihanı o kadar şey anlatıyor ki. Hepimizin bir İsmail'i var. Benim de elini tutup gökyüzünü gösterdiğim bir Aziz'im var artık. O merak etmese de ben sebatla ona işaret etmeye devam edeceğim. "Ey iman edenler! Sabır ve namaz ile Allah'tan yardım isteyin. Çünkü Allah, muhakkak sabredenlerle beraberdir." (Bakara/153)
Şimdi başka bir şehirde bir apartmanın 10. katındayım. Aşağıya bakıyorum. Gördüğüm sadece boş otopark ve birkaç araba. Tek tük, elinde fazla sayıda ekmekle insan silüeti de görebiliyorum. Yine de tüm bunlar bana bayramı hissettirmiyor. Hiçbir bahçede bir koç yok. Ramazan bayramına kavuşurken Faslı Müslüman Hassan Aourid'in "Mekke'ye Kanmak" adlı kitabını okurken hüzünlenmiştim. Şimdi onu yeniden elime aldım. Arafat'ta toplanan Müslümanlarla o anları paylaşabilmek için iç geçiriyorum. Ama en azından Aziz'in yeşil cami dediği camide teşrik tekbirlerine iştirak edebiliyorum.
Rabbim hepimize nasip eylesin. Hayırlı bayramlar.
Elbistan'da ismi bilinmez bir çerçinin heybesinden çıkan bir Bronz Süvari hikayesi var dediler! Dinledik. Anlamaya çalıştık! Sanki bize söyleyecek daha çok sözü var gibi. En azından şimdilik kıymet bilmeyle başlayalım. @tavafi@mahirunal
📚 Dr. Fatih Muslu (@fmuslu), Sn. Mahir Ünal'ın (@mahirunal)'ın "Bronz Süvari" kitabını değerlendirdi.
Vakıfımız bünyesinde yürütülen "Kültür Meselelerimiz" atölyesinin fikri hasılası olan eserin tahlilini incelemek veya indirmek için ⬇️
@mavikal51946985@tavakfi Bu kitap çok iyi bir akademik dergide yayınlanan bir makalenin geliştirilmiş hali. Kulvar biraz farklı gibi. Ama yine de haklısınız muazzam bir çalışma. Okumak lazım!
Bir Şubat akşamında Türkiye Araştırmaları Vakfı'nda (@tavakfi) Sn. Mahir Ünal, Endülüs'ten sürülen Moriskolar'ı anlatıyordu. Arka sıralarda oturan biri, Mahir Bey'in Cemal Bali Akal'ın 'Modern Düşüncenin Doğuşu' kitabından bahsettiği sırada geçen haftaki seminerde sorulan bir soruyu gecenin geç saatlerinde uyanır uyanmaz düşünmeye başladığını söylüyordu. Bir diğeri ise Faust'a referansla, sınırsız bilgi ve dünyevi zevkler uğruna ruhunu şeytana satan aydının trajedisinden söz ediyordu. İnsanın en büyük varoluşsal sancısının ölüm olduğu ve Batı'nın bu gerçeği görmezden gelerek aydınlanma düşüncesine sarıldığı da tartışmamızın bir parçasıydı. Dostoyevski'ye atıfla "anılar, iyi yahut kötü, fark etmez; mutlaka acı verir" bile demiştik.
Yaklaşık iki ay boyunca Byung-Chul Han, Bauman, Foucault, Taylor, Braudel ve Wallerstein sohbetlerimizin ayrılmaz bir parçası olmuştu. Performans toplumu (Homo Productivus) ve modern iktidarın altyapısını oluşturan psikopolitika, sanırım en sevdiğimiz kavramlar arasına girdi. İdris Küçükömer ve Mehmet Genç'i de bu tartışmaların dışında tutmak mümkün değildi.
Bu kitap, işte böylesi akşamların bir ürünü olarak görülebilir. Ancak onu yalnızca on iki haftalık bir seminer programının sınırlarına hapsetmek de haksızlık olacaktır. Hikâyesinin Elbistan'da mütevazi bir evin bahçesine kadar uzandığını bizzat biliyorum.
Bronz Süvari, önsözünde mühim bir soru ortaya atmaktadır: Kıymet nedir? Elbistan'da Ünal ailesinin evinin önünde höyükten çıkarılmış bronz bir süvarinin iki plastik leğene değiştirildiği o ikindi sahnesi kitaba ruhunu vermektedir. Merkebiyle bir taşın üzerine konan yorgun çerçinin genç Mahir'le konuşurken heykeli işaret ederek "bu insanlar bilmiyor" demesi ve olayı öğrenen annenin "kıymet bilmemişler" demesi hepimiz için geçerli soruları akla getirmiyor mu? Mühim olan nedir? K��ymetli olanı nasıl biliriz? Sahip olduğumuz anlam dünyası, karşılaştığımız toplumsal gerçeklere anlam vermede yeterli mi?
Modernitenin bize hakikate sahip olmayı vadettiği yerde Sn. Mahir Ünal bize farklı bir şeyi hatırlatmaktadır. Bizler hakikatin muhatabıyız. Bronz Süvari'yi tam da bu hatırlatmanın kitabı olarak okumak gerekiyor.
Geçtiğimiz yıl Türkiye Araştırmaları Vakfı bünyesinde gerçekleştirdiğimiz 12 haftalık “Kültür Meselelerimiz” atölye çalışmasının zihinsel ve fikri bir yürüyüşe dönüşen neticesi olan “Bronz Süvari” okuyucuyla buluştu.
Bazı hikayeler vardır, insan yıllar boyunca zihninde taşır. Bronz Süvari de çocukluk hafızama kazınmış böyle bir sahnenin izinden doğdu. İki plastik leğen karşılığında elden çıkarılan antik bir bronz süvarinin hikayesinden…
İlk bakışta basit bir takas gibi görünen bu sahne, aslında modern dünyanın büyük kırılmalarından birini içinde taşıyordu. Çünkü modernlik, eşyayı değil anlamı dönüştürdü. Kıymeti değere, değeri fiyata, hakikati ise faydaya indirgeyen uzun bir zihinsel yürüyüştü.
Roma mirasından Westphalia düzenine, sömürgecilikten gözetim kapitalizmine, ulus-devletin inşa süreçlerinden algoritmik yönetişime kadar uzanan geniş bir tarihsel hatta; modern aklın insanı nasıl dönüştürdüğünü anlamaya gayret ettim. Çünkü bugün insan yalnızca siyasetin, ekonominin ya da teknolojinin konusu değil; aynı zamanda ölçülen, sınıflandırılan, yönlendirilen ve giderek veriye indirgenen yeni bir varlık tasavvurunun merkezinde duruyor.
“Post-truth” çağının hakikati gürültü içinde görünmez hale getirdiği bir zamanda yaşıyoruz. Harita ile bölge arasındaki mesafenin açıldığı, temsilin hakikatin önüne geçtiği, profilin şahsiyetin yerini aldığı bir çağ bu.
Dikkat ekonomisinin ve tekno-feodal düzenin kuşatması altındaki insan, artık yalnızca ne düşündüğüyle değil; nasıl hissettiği, neye baktığı, ne kadar durduğu ve ne kadar tükettiğiyle de tarif ediliyor.
Bronz Süvari, benim için yalnızca bir eleştiri değil; aynı zamanda bir yön arayışı oldu. Çünkü bugün en büyük meselelerden biri, insanın yeniden kendisine dönebilmesidir.
Bu yüzden Bronz Süvari, bizi plastik parıltıların geçici cazibesinden uzaklaşıp asli olanı yeniden hatırlamaya çağırıyor. Gürültüden sese, profilden şahsiyete, veriden kalbe doğru bir dönüş imkanına…
Bu çağın yükünü, aynı soruları ve aynı arayışı hisseden okurlarla, aynı düşünce ikliminde buluşmak dileğiyle…