Kuruluşunda Türkiye Cumhuriyeti devletine karşı bir ayaklanma başlatan ve Diyarbakır İstiklal Mahkemesi'nde yargılanarak, "vatan haini" olarak idam edilen Şeyh Said'in hatırasına hakaret ettiğim iddiasıyla Erzurum Hınıs'ta hakkımda adli para cezası ve hükümün açıklanmasının geriye bırakılmasına karar verildi.
Bu karara karşı avukatlarım yasal başvuruyu yapacak.
Ancak bu mahkeme kararı, Türkiye'de vatan hainlerinin muteber bir hatırası olduğu yönünde tarihi yanılgı içeren bir hüküm olmuştur. Bu karar, bebek katili terörist elebaşı Öcalan'a da aynı hakkı vermek demektir.
Teröriste terörist, haine hain, salağa salak demekten vazgeçmeyeceğiz!
Ümit Özdağ'a Şeyh Said’in hatırasına hakaret ettiği gerekçesiyle yargılandığı davada hapis cezası verildi. Verilen hapis cezası para cezasına çevrildi...
Şeyh Sait cumhuriyete karşı ayaklanmış, isyanıyla bize Musul-Kerkük'ü kaybettirmiş, çağının FETÖ'sü bir vatan hainidir!
Toplum şunu öğrenmeli. Özel okullar pıtrak gibi çoğalırken 2014 yılına kadar özel okul öğretmenlerinin maaşı kamudaki meslektaşlarının maaşının altına yasal olarak inemezdi. Bu koruyucu hüküm 2014 yılında yapılan bir kanun değişikliğiyle yürürlükten kaldırıldı. Şimdi öğretmen ucuz emek öğrenci ise müşteri oldu. Öğretmenlere asgari ücretin altında maaş teklif ediyorlar, öğrencilere ise korkunç paralar isteniyor. AKP eğitimi tam olarak patronların insafına bıraktı. Ya sözde kaldıracağız dedikleri mülakat? Torpilin en çok döndüğü nokta. Ankara'da öğretmenler tüm bunlara itiraz ediyor ve haklarını istiyorlar. Buna karşılık olanca baskılama ve susturulmaya çalışıyorlar. Bütün gaye bu patron düzeni bozulmasın. Toplumsallaştırmalıyız öğretmenlerin sesini. Her yerden.
Banu Avar : Ama siz ERMENİ kökenlisiniz
Patrick Deveciyan : Burası bir ULUS DEVLET ve ben de FRANSIZ yurttaşıyım; yani FRANSIZ'ım
Banu Avar : Ama siz değil misiniz TÜRKİYE'de, KÜRT, LAZ, ÇERKEZ, ERMENİ, SÜRYANİ'ler var; "TÜRKİYELİ" DENİLMELİ diyen?
Patrick Deveciyan : O BAŞKA!
İşte bütün mesele bu iki kelimede gizli: "O BAŞKA!"
Bu bir dil sürçmesi ya da masum bir çelişki değil; küresel ölçekte yürütülen iki yüzlü bir kimlik mühendisliğinin en net itirafıdır!
Fransa söz konusu olduğunda "ulus devlet" kutsal, vatandaşlık bağı "Fransızlık" tartışmaya kapalı; ama hedef Türkiye olunca, aynı odaklar birden "mikro-milliyetçilik" havarisi kesilir, "Türkiyeli" kavramını dayatır.
Peki neden?
Çünkü buradaki amaç eşitlik, çoğulculuk veya demokrasi falan değildir. Buradaki amaç, kavramları sulandırarak tarihi bağları koparmak, aidiyet duygusunu yok etmek ve Türk kimliğini kendi topraklarında sığınmacı konumuna düşürmektir. Fransa'da entegrasyonu savunanlar, Türkiye'de ayrışmayı fonlar.
Kendi ülkelerinde tek bir ulus kimliği altında birleşenlerin, bize gelince "Türkiyeli" masalı anlatması masum bir sosyolojik tercih değil, bilinçli bir jeopolitik operasyondur.
Kavramlarını teslim eden bir millet, en sonunda coğrafyasını da teslim eder. Milliyetinin adını söylemekten çekinenler, yarın o kimliği savunacak iradeyi de bulamazlar.
Tekrar ediyoruz: Fransa vatandaşı Fransız'dır, Almanya vatandaşı Alman'dır, İtalya vatandaşı İtalyan'dır. Türkiye Cumhuriyeti'ne vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkes de TÜRK'tür!
Peki bu ülkenin adını, kimliğini ve ruhunu "Türkiyeli" diyerek nötrleştirmek isteyenlerin asıl derdi nedir?
Biz bu toprakların yabancısı ya da geçici misafiri değiliz!
Biz Türkiyeli değil, TÜRK'ÜZ! 🇹🇷🇹🇷🇹🇷
Mekânın sahibi biziz!
#NeMutluTürkümDiyene
#TürkiyeliDeğilTürküm
Ruhunu kaça sattın?
Yıllar önce bir akşam yemeğinde, iflasın eşiğindeki bir arkadaşım milyonluk bir teklifi sırf prensiplerine ters geldiği için tek cümleyle reddetti:
“Ben başımı sokacağım bir ev, beni eve götürecek bir araba ve bir dostla iki tas yemek için ruhumu satıyorum. Şu anda üçüne de sahibim. Daha fazlası için ruhumu satamam.”
Kalktı, gitti. Teklifi yapan iş insanı boş sandalyeye uzun uzun baktı: “Böylesini ilk kez görüyorum.”
Klaus Mann’ın Mefisto’sundaki kahraman ise tersini yapar. Onu kimse tehdit etmez, silah dayamaz, pazarlık bile etmez. Adam ruhunu sırf başrol oynamak, biraz daha alkış almak, sıradan bir koltuk kapmak için teslim eder. Tek cümleyle: “Ben sadece bana verilen görevi yapıyorum.”
Mann’ın asıl dehası şurada: Ahlaksızlığı sıradanlaştıran bir sistem kurulduğunda, insanın ruhunu satması için bir şeytana bile ihtiyaç kalmıyor.
Milgram’ın itaat deneyini hepimiz biliriz: Katılımcıların üçte ikisi, beyaz önlüklü biri “devam et” dediği için tanımadığı bir insana en yüksek voltajda elektrik şoku verdi. Yıllarca “insan otoriteye boyun eğer” diye okundu.
Ama bir de tersinden okuyun:
Aynı oda. Aynı baskı. Aynı otorite. Ve her üç kişiden biri “hayır” dedi.
Sistem insanı çürütür, evet. Ama bireysel sorumluluğu sıfırlamaz. En çürük zeminde bile insan kalmanın bir yolu var — ve onu arayıp bulanlar insanlık tarihinin en onurlu sayfalarını yazıyor.
O akşam arkadaşım geride boş bir sandalye bıraktı. Yıllardır düşünürüm: O sandalye masadaki her şeyden çok yer kaplıyordu.
Çünkü bazı insanlar koltuğa oturarak değil, koltuktan kalkarak yükselir.
Sen ruhunu kaça satarsın?
Yazının tamamı bu haftaki @GazeteOksijen ‘de…
Yıl 2011...
Ortada henüz ne sığınmacı krizi var, ne bugünkü sınır operasyonları, ne de yeni anayasa dayatmaları...
Banu Avar 15 yıl önce çıktı ve bugün yaşadığımız her şeyi, kelimesi kelimesine televizyonda anlattı. O günden sonra da ulusal kanallara çıkması yasaklandı..!!!
Betül Kaçar
Gencecik bir mühendisimiz.
Marmara Üniversitesi’nde
Kimya bölümü okumuş Betül.
Sonra Howard Hughes Medical Institute’a başvurmuş.
Kabul edilmiş.
Biyomoleküler kimya doktorasını tamamlamış.
2012 yılında
Harvard Üniversitesi’ne katılmış,
Organizma ve Evrimsel Biyoloji kısmında çalışmış.
2017 yılında
Arizona Üniversitesi’ne geçmiş.
Moleküler ve Hücre Biyolojisi ve Astronomi alanında doçentlik yapmış
Tokyo Teknoloji Enstitüsü
Earth-Life Science Institute’ta
Doçent aynı zamanda.
Bu başarılı kızımız..
Dün kendisi duyurdu.
“Güzel bir haber. Kelimelere dökmekte zorlanıyorum, ama şöyle: Evrende yaşamın izlerini araştırmak için oluşturulan yeni bir NASA ekibine kabul edilmişim. Bu seneye ufak bir sağlık sorunuyla başladım, ilaç gibi geldi bu haber sabah sabah. Her şeyin başı sağlık diyerek bitireyim."
NASA ekibinde bir TÜRK KADINI.
Gurur duyduk seninle Betül.
Eminim tüm arkadaşlarım
Senin bu başarını herkese duyuracak.
Tebrik ediyoruz.🇹🇷🇹🇷💙👏👏🙏
Düşünsenize birileri denizimize 15 bin metrekare genişliğinde ağ atıp milyonlarca canlınının ölümüne neden oluyor ve kimsenin ruhu duymuyor.
Bu küçük bir sandalla vs yapılacak bir iş değil, avcılık falan da değil; umarım yapanlar bulunur, hesap verir.
İŞTE GEZİ'NİN GERÇEK YÜZÜ! 😉
Sizlere, Türkiye'nin bütün renklerinin el ele vererek onurlarını ve umutlarını birleştirdiği Gezi Hareketi'nin ruhunu, özünü aktarıyorum. Bu videoda, olaylardan ziyade, görüş ve düşünceleri öne çıkardım. Kimlerdi onlar? Niçin oradaydılar? İşte yanıtı: 👇
#Gezi13Yaşında #GeziDirenişi
Bu laiklik düşmanı kadın, Rotraut Scheer (Alman ajan) ile Anadolu'yu dolaşıp Türban'ı yayma çalışmaları yapmış. "Erkekler karılarını dövebilir, eziyet gören kadın sabrettiği takdirde Allah katında büyük derecelere ulaşır" demiş ama kendini döven iki eşine de sabretmeyip boşanmış.