@Achilleuss00@MrR30163987@ckayacanan Achilles, MÖ 8. yüzyıla dayanır.İslam ise MS 7. yüzyılda ortaya çıktığı için Achilles'in “Müslüman” olduğuna veya Thetis'in ona “gusül aldırdığına” dair herhangi bir tarihsel kaynak veya klasik mitolojik gelenek yoktur. Küfür edip uydurmak yerine biraz araştırınız.
Arkadaşlar
Şehit Aileleri ve Gaziler Platformu başkanımız sayın Erdem Çerçioğlu'nun hesabı budur.
Güven Parka gidip destek olamadık diye üzülmeyin, Gazimizi Takip edin, RT edin, sesine ses olun.
Kendisine en büyük desteğiniz bu olacaktır.
Bu ülke için evladını şehit veren analarımız…
Bu ülke uğruna bacağını, kolunu, gözünü; bedeninin bir parçasını feda eden gazilerimiz…
Onlara izin vermeyenler de gerektiğinde bu vatan için gözünü kırpmadan gazi ya da şehit olacak vatan evlatları.
Gazilerimiz yalnızca haklarını istiyor.
Onları dinlemek, taleplerine kulak vermek bu kadar zor mu?
Türkiye’nin yıllardır taşıdığı sorunların demokratik yollarla çözülmesini; silahların tamamen sustuğu, insanların kimlikleri ve düşünceleri nedeniyle ayrıştırılmadığı, herkesin kendisini eşit yurttaş hissettiği bir ülkeyi kim istemez ki?
Barışa kim karşı çıkabilir?
Kardeşliğe huzura özgürlüğe kim itiraz edebilir?
Ancak gerçek barış yalnızca bir kanun çıkarmakla kurulmaz. Barışın temeli adalettir, hukuktur, güvendir ve toplumsal mutabakattır.
Bugün Türkiye’nin en büyük meselesi, vatandaşın devlete ve adalete duyduğu güvenin ağır biçimde zedelenmiş olmasıdır.
CHP’li belediyelere ve başkanlarına yönelik operasyonların gerçekleştirildiği; henüz yargılama süreçleri dahi tamamlanmadan seçilmiş belediye başkanlarının suçlu muamelesine maruz bırakıldığı bir dönemdeyiz.
Üstelik bununla da yetinilmiyor; belediye başkanları görev yaptıkları ve ailelerinin yaşadığı şehirlerden yüzlerce kilometre uzağa, ağır tecrit koşullarıyla anılan kuyu tipi cezaevlerine gönderiliyor. Adeta zulmeder gibi bir muameleye maruz bırakılmaları ise ayrıca sorgulanması gereken bir durumdur.
AYM kararlarının tartışıldığı, AİHM kararlarının uygulanmadığı, seçilmişlerin iradesinin yargı kararları ve kayyum uygulamalarıyla ortadan kaldırıldığı, insanların söyledikleri bir söz nedeniyle soruşturulma endişesi taşıdığı bir ortamda demokratikleşmeyi yalnızca belirli bir mesele üzerinden konuşamayız.
Böyle bir ortamda demokratikleşmeden söz ediyorsak önce şu temel gerçeği kabul etmek zorundayız:
Demokrasi herkes içindir ya da demokrasi değildir.
Hukuk herkes içindir ya da hukuk değildir.
Özgürlük herkes içindir ya da özgürlük değildir.
Bir taraftan demokratikleşmeden söz ederken diğer taraftan siyasi rakipleri yargı yoluyla tasfiye etmeye çalışmak, toplumun bir kesimine hukuk vaat ederken başka bir kesimini hukuksuzluğa mahkûm etmek gerçek bir huzur getirmez.
Kaldı ki TBMM’ye sunulan Çerçeve Yasa konusunda hukukçular tarafından son derece ciddi hukuki ve anayasal itirazlar dile getirilmektedir.
Hukukçuların Anayasa ve evrensel hukuk ilkeleri açısından ciddi sakıncalar gördüğü bir düzenlemenin, yeterince tartışılmadan ve toplumun bütün kesimlerinin kaygıları giderilmeden yasalaştırılması yeni sorunlar doğurur. Millet bilmeden, toplum tartışmadan, farklı kesimlerin kaygıları giderilmeden yapılan siyasi mutabakatlar, toplumsal mutabakatın yerine geçmez.
Benim demokrasi anlayışımda millet, sonucu kendisine açıklanan bir sürecin seyircisi değildir.
Millet bu ülkenin sahibidir.
Bu nedenle yapılması gereken bellidir:
Anayasa ve mahkeme kararlarını eksiksiz uygulamak, yargının bağımsızlığına ilişkin toplumdaki şüpheleri ortadan kaldırmak.
Seçilmişlerin iradesini güvence altına almak ve düşüncesini açıklayan hiç kimsenin korkmadığı bir ülke olmak. Tüm bunlar sağlandıktan sonra da milletin önüne hiçbir soru işaretine mahal vermeden çıkmak en doğru seçenek olacaktır.
Türkiye’nin Kürt meselesi dâhil hiçbir meselesi çözümsüz değildir.
Ancak Kürt meselesinin çözümünü bir dönem daha iktidarda kalmanın, bir seçim daha kazanmanın hesabına endekslerseniz; yıllarca cezaevinde tuttuğunuz siyasetçileri ve milletvekillerini seçim hesaplarının bir parçası hâline getirdiğiniz izlenimini güçlendirecek adımlar atarsanız, toplumun sürecin samimiyetini ve gerçek niyetini sorgulamasının önüne geçemezsiniz.
Türkiye’nin ihtiyacı kapalı kapılar ardındaki mutabakatlar değil, milletin önünde kurulmuş büyük bir toplumsal mutabakattır.
Ve milletin bu konuda vereceği yetki doğrultusunda da gerekli demokratik düzenlemeler, açık ve şeffaf bir biçimde, millet iradesinin tecelligâhı olan TBMM çatısı altında hayata geçirilmelidir.
Son cümle olarak şunu söylemek isterim:
Unutmamak üzere isimlerini köprülerimize, alt ve üst geçitlerimize kazıdığımız şehitlerimizin aziz hatıralarına haksızlık edildiği duygusuyla vicdanlarımızın sızlamasına izin vermemek, bu ülkenin vatandaşları olarak hepimizin en önemli sorumluluklarından biridir.
YENİ Parti'nin tutuklanan kadın belediye başkanları Oya Tekin, Sinem Dedetaş ve Fatma Kaplan için hazırlanan dayanışma klibi büyük yankı uyandırdı.
Videoda öne çıkan "Korkaklara karşı Cumhuriyet kadınları dimdik ayakta" mesajı izleyenleri duygulandırdı.
Uydurdukları mazeretlere bakmayın. Partidaşları, arkadaşları betona gömülmüşken kendilerini kurtarmak için AKP’ye teslim oldular. Bundan sonraki hayatlarını yoldaşlarını betona gömenlere hizmet etmenin utancıyla yaşayacaklar. O sığındıkları yerdekilerin bakışlarında bile bu utancı görecekler.
Sinem Dedetaş’ın ve Üsküdar halkının yanındayız!
31 Mart seçimlerinde, Üsküdar halkının iradesi değişimden yana oldu.
Bunu sindiremeyenler, Sinem Dedetaş’ı ve yol arkadaşlarımızı tutuklatıp sandıktan çıkan iradeyi tutsak almaya çalışıyor.
Zulmün, zorbalığın hesabını halkımız, yine sandıkta, en güçlü şekilde soracak.
Ey Adalet!
Üsküdar Belediye Başkanımız Sinem Dedetaş’ı, ilk günden cezaevi cezaevi dolaştırarak zulmetmişsiniz.
Nasıl bir kininiz var?
Nasıl bir zalimlik?
Bir kadına karşı yaptığınız bu işkenceyi nefretle kınıyorum.
Kininiz de boğulacaksınız.
Eskişehirli varlıklı bir ailenin kızı, İTÜ Gemi inş mühendisliği mezunu, İBB. Şehir Hatları genel müdürlüğü sırasında AKP döneminde zarar üstüne zarar eden, kendi vapurlarının bakımını Haliç Tersanesi'ne sahip olmasına rağmen özel tersanelerde yaptıran şirketi tekrar kâra geçirdi. Deniz taksileri tasarladı ve Haliç Tersanesi'nde üretti. Kapatılması düşünülen Haliç tersanesini ayağa kaldırdı.
Sonra AKP'nin kalesi olan Üsküdar'ın belediye başkanı oldu. AKP nin bıraktığı 1.3 milyarlık borcu devr aldı ve sıfırladı.
AKP ye ait Tügva, Türgev, Ensar gibi vakıflara bedelsiz verilen 26 taşınmazı geri aldı ve sözleşmelerini iptal etti. Ruhsatsız işgalleri yıkıp halkın hizmetine açtığı için hedef oldu.
Üsküdarlılar'a sorun bakalım memnunlar mı, değiller mi çalışmalarından,
Ama mesele bu değil elbette.
Tek bir muhalif belediye başkanı kalmayıncaya kadar, bu siyasi gözaltı ve tutuklamalara devam edecekler.
Mesele yolsuzluk değil, mesele kaybettiklerini geri almak,
AKP'li belediyeleri niye sorgulamıyorsunuz? Oralarda herşey çokmu düzgün işliyor?
@sdedetas
#üsküdarbelediyesi
Beylikdüzülü komşularıma ve kamuoyuna…
Bugün özgürlüğümden mahrum bırakılışımın 500. günü. Bu satırları sizlere büyük bir özlemle yazıyorum. Geçen her gün bana özgürlüğün, ailemin, komşularımla selamlaşmanın, Beylikdüzü’nün sokaklarında yürüyebilmenin ve sizlerle aynı havayı soluyabilmenin ne kadar kıymetli olduğunu yeniden hatırlattı. En büyük dileğim; adaletin tecelli etmesi, özgürlüğüme kavuşarak aileme, yol arkadaşlarıma ve siz değerli komşularıma yeniden kavuşmaktır. Bu zorlu süreçte dualarıyla, desteğiyle ve sevgisiyle yanımda olan herkese yürekten teşekkür ediyorum.
İnsanı güçlü yapan makamlar değildir. Alkışlar değildir. Günün şartları da değildir. İnsanı güçlü yapan karakteridir; bağlı olduğu değerlerdir; vazgeçmediği ilkeleridir. Hayatım boyunca bana yol gösteren anlayış da hep bu oldu. Göreve geldiğimiz ilk günden itibaren Beylikdüzü’nde hiçbir ayrım yapmadan, herkesi eşit gören bir anlayışla çalıştık. Çünkü bizim için önemli olan insanların kimliği değil, insan olmasıydı. Hiç kimseyi ötekileştirmeden, her komşumuzun kendisini bu güzel kentin eşit bir parçası hissetmesi için gayret ettik. Bugün de aynı anlayışa, aynı değerlere ve aynı sorumluluk duygusuna yürekten inanıyorum. Cumhuriyetimiz bizlere yalnızca bir yönetim biçimi bırakmadı; aynı zamanda bir ahlak, bir vicdan ve bir sorumluluk anlayışı emanet etti. Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün en büyük mirası da budur.
Sevgili Komşularım, umudumu hiçbir gün kaybetmedim. Çünkü biliyorum ki hiçbir haksızlık sonsuza kadar sürmez. Adalet er ya da geç yerini bulacak, bizler de yeniden aynı meydanlarda, aynı sokaklarda umutla buluşacağız. O güne kadar desteğinizi, dualarınızı ve dayanışmanızı yüreğimde taşımaya devam edeceğim. Hepinizi sevgiyle, saygıyla ve umutla selamlıyorum.
Mehmet Murat Çalık
29. gün
Unutma, unutturma, yanında ol!
"...Gün olur, alır başımı giderim,
Denizden yeni çıkmış ağların kokusunda
Şu ada senin, bu ada benim,
Yelkovan kuşlarının peşi sıra"
Sevgili @idgoktas mizah yaptığı için kuyu tipi cezaevinde tutuklu.
#DenizGöktaşSerbestBırakılsın