“Derdimendim Ya Rasulallah, devâ ol derdime/ Destgîr ol Yâ Habiballah, bu âsi mücrime!../ Sen şefâat kânı varken, yalvarayım ben kime?/ Ben Rasûl-i Kibriyâ’nın bülbül-ü nâlânıyım/ Mücrimim gerçi cemâl-i Mustafa hayranıyım...”
🔴 Kendi imkanlarıyla Doğu Türkistan’a seyahat eden akademisyen Doç.Dr. Ahmet Özkan, izlenimlerini aktardı:
- Dil, din ve ibadet özgürlüğü noktasında olumlu hiçbir şey göremedik
- Camilerin tamamı ibadete kapalı. Bazı camilerin giriş kapıları belirli saatlerde açılsa da girişe izin verilmiyor
- Gulca (Yining) şehrindeki Beytullah Cami’nin etrafı kapatılmıştı. Restorasyon dediler.
- Kaşgar’daki İdygâh Cami belirli saatlerde turistik ziyarete açık. Ancak içeride namaz kılmak gibi bir durum söz konusu değil
- Abdülkerim Satuk Buğra Han’ın türbesine girişimize izin verilmedi
- İnsanların son teknoloji araçlarla (kamera, ses kaydı, telefon uygulamaları ve internet kısıtı) gözetim altında tutulduğunu gözlemledik
- Urumçi’de pek çok cami gördük ancak hepsi kapalı ve kaderine terk edilmiş
Bazı insanların aşırı sosyalliğinin altında insan sevgisi yahut hayat neşesi yatmıyor. "Öteki" onlar için bir tedarik kaynağı. Bazen ilgi ve alaka stoğu, bazen tavsiye ve telkin vererek kendini önemli hissetme sömürgesi, bazen de işler kötüye giderse bir zıtlaşma kaynağı. Böylece başkalarına anlatacağı bir mağduriyet hikayesi oluşacak, yaşadığı zorbalıkları anlatarak bir tür katharsis yaşayacak. İnsanlar bu kişiler için içteki atığı tahliye etmeye yönelik bir tür sonda görevi görüyor. Boşaltım nesnesi, kesinlikle bir subje değil.
Hiçbir işe yaramıyorlarsa da hayatlarının akışı ve seçimleri ile bir tür magazinel sohbet konusu olacak "öteki" onlar için.
Biriyle gerçek anlamda bir karşılaşma, gerçek bir sohbet öyle zor elde edilen bir şey ki. Bir ruha gerçek anlamda temas edip bağ kurmak bu dünyadaki en mucizevi şeylerden biri. Bu bağı kurduğunuzu düşündüğünüzde pamuklarla sarıp sarmalayın onu.
Eski bir öykü vardır. Bir gün çömezin biri yaşlı bilgeye sorar: “Eskiden Tanrı’nın yüzünü gören insanlar varmış. Neden artık görmüyorlar?” Bilge şöyle yanıt verir: “Çünkü bugün kimse o kadar eğilemiyor.”
İtibar ve utanma en yüksek kamusal erdemdir; bu ülkenin ruhundan sıyrılıyor...
Ahrette Allah'a, dünyada millete ve devlete hesap verme kaygı, erdem ve korkusu da kayboluyor...
Utanmazla, münafıkla, suçu ve günahıyla övünenle mücadele edilmeli!
Aleni ahlaksızlıkta bile yah...di gibi, münafıkça "nereden belli" mugalatası yapılıyor.
Tanzimattan bu yana Türk aydının alın yazısı iki kelimede düğümleniyordu: aldanmak ve aldatmak. Senaryoyu başkaları hazırlamıştı, biz sadece birer oyuncuyduk.
Cemil Meriç
İnsanın kulağı belli bir sesi duyacak kadar, gözü belli bir yere dek görecek kadar yaratılmış. Oysa sosyal medya ve diğer erişim araçları ile her şeyden haberdar oluyor, herkesi görüyor, her şeyi duyuyoruz. Ne beden ne de ruh bunu kaldıracak yeterlilikte değil. Sonuç mu, aşırılığın tahribatı.
Bunu görmeyi reddediyorum, bunu duymayı reddediyorum diyebilmek gerek. Aşırı dozun ölümcüllüğünden kurtaracak tek şey bu gibi duruyor.
Sınıfa girmemiş kişilerin eğitim ile ilgili kanaatleri hep eksik, hep yarımdır.
Zil çalıp sınıf kapısı kapandıktan sonra orada ayrı bir dünya oluşur.
Anne ve babalar çocuklarını tanıdıklarını zannederler…
Halbuki çocuklarımızı “iyi bir öğretmen”den başkası tanımaz.
Hiç ummadığınız talebelerin hiç beklemediğiniz niteliklerine, duygu ve düşüncelerine o atmosferde şahit olursunuz.
İnsanın derinliğini işte o kapı kapandıktan sonra görürsünüz.
Çocukların ne kadar saf, naif, iyi niyetli olduklarını da…
O çocukların ne kadar zalim, ne kadar gaddar olduklarını da…
Çocuğun çocuğa ettiği zulmü, en basitinden “dışlayarak” ya da “lakap takarak” bir insanın tüm geleceğini belirlediğini emin olun o çocuklar da bilir.
Sömürü, dışlama, ezme, kişiliğini bozma ve elbette dostluk, arkadaşlık hatta kardeşlik, dayanışma, sevgi, saygı da yine bu sınıflarda aynı anda, aynı mekanda gelişir.
Sınıf dünyadır.
Öğretmen de nihayetinde insandır, kimi öğrenci kendisini çok sever kimi öğrenci kendisinden nefret eder ama öğretmen her zaman “adaletli”dir.
Elbette adaletsiz öğretmenlere rastladık, adaletsiz arkadaşlarımız, dostlarımız gibi…
~•~
Öğretmenliğe aralık ayında başlamıştım. 4. sınıfı verdi Malatyalı Mustafa Hoca…
İstanbul’un bir laz köyüne gittiğimde ben “ücretli öğretmen” arkadaşı işinden eden haindim talebelerin gözünde. Bu imajı kırmak kolay değildi.
Öğrenci ve çocuk içindeki fırtınayı, koru yaşatsa da onu geride bırakmış rolü oynamayı becerir.
Çoğu öğrencim bu ihanetimi affetmiş göründü ama Yusuf tutumundan hiçbir zaman vazgeçmedi.
Çok az konuşur, içine kapanık yaşardı; çok bağlanmıştı öğretmenine… Bana hep ters baktı, hep dövecek gibi yaklaştı.
Ne kızdım, ne bozuldum, Yusuf’u hep anlayarak, yaklaştım.
Rol modeli gitmişti o saatten sonra benden rol model olmazdı ama en azından öğretmenliğe terfi edebilirdim.
Zamanla ilişkilerimiz maslahatgüzar seviyesine geldi, büyük başarı.
Yusuf hiçbir zaman öteki çocuklar gibi yaklaşmadı bana ama ben Yusuf’a aynı özeni, ihtimamı gösterdim.
Çünkü öğretmendim…
Arkadaş gibi öğretmen olmaz,
hakim ve savcı gibi öğretmen olmaz,
polis ve asker gibi öğretmen olmaz,
kardeş gibi öğretmen olmaz,
psikolog gibi öğretmen olmaz,
anne-baba gibi öğretmen olmaz…
Öğretmen öğretmen gibi olur…
Dersini verir-akademik-epistemolojik aktarımını yapar ama tüm öğrencilerinin hususi durumlarını bilir,
arkadaşlarıyla münasebetine vakıf olur,
herşeye karışmaz,
bazı durumlara tam zamanında müdahale eder,
ailesinden bazı şeyler saklar/bazılarını saklamaz,
kişilik inşasının en önemli ayaklarından biridir öğretmen…
Öğretmen dersini de anlatır, hayatı da anlatır, rehberlik eder, yol gösterir,
örnek olur,
öne düşer,
sınıfın her şeyini bilir herşeyine karışmaz,
gözönündedir ama hiç görünmez,
adaletlidir kendisinden nefret eden talebeyi bile ondan çok düşünür,
evet öğretmen entelektüeldir, herkesten çok okur, talebesiyle tartışır, ona rafine kültür aktarır,
robottur, süper kahramandır, çocuktur, öğrencidir, kanaat önderidir, sır katibidir, hocadır, imamdır, Einstein’dir…
Ne iş yapıyor; öğretmen işte!
Öğretmene bu bakış, bu dil dejenerasyonu başlattı.
Özellikle “çevre”den, varoştan, köyden gelen, alt sınıftan çıkıp da cebi biraz para, altı makam gören kamusal tipler ilkin öğretmeni, doktoru, emekçiyi kendi küçük çapıyla küçümsemeye kalktı, itibar suikastında başarılı da oldu!
Öğretmen okulda çocukların vakit geçirmesini sağlayan görevli değildir!
Bu hakikati öğretmenler de siyasetçiler de bürokratlar da veliler de kabul etmediği sürece eğitim bu ülkenin kabusu olmaya devam eder.
İstiklal Marşı’nın kabulü nedeniyle herkes merhum Akif’i övecek, yüce ahlakını anlatacak ama kimse onun yaşadığını yaşamaya talib olmayacak, ahlakını tatbike çağırmayacak.
Akif’in ahlakı, para ve kariyerden uzak dava adamlığı bugünkü insan gerçekliğiyle taban tabana zıt.
Akif’in ahlakındaki mükemmellik nedeniyle Allah ona İstiklal Marşı’nı ihsan etti!
Çorum'da bir grup arkadaşın kurduğu "Filistin Atölyesi" adlı topluluk, "Hind Recep'in Sesi" filminin kentte yeniden gösterime girmesini sağladı.
Gönüllülerin çabasıyla Çorum, filmin en çok izlendiği kent oldu.
Sinir krizi geçiren bu kadın bir görgü tanığı, 2009’da haberlere konu olmuştu: Gabriela Rico Jimenez.
Elit bir grupla partiye gidiyor, orada Epstein’ın korkunç yüzünü görüyor.
Burada “İnsanları yiyorlar, iğrenç, hiçbir şeyden haberim yoktu, insanları yiyorlar” diye gerçeği haykırdıktan sonra bir daha kendisinden haber alınamadı.
Kadınların hayatını mahvedenler, sözde kadın haklarını da iyi pazarladılar dünyaya. İnsanlık da kandı o ışıltılı yalanlara. Hâlâ da kanmaya devam edenler var.
S.yonizm en alçak ideolojidir, elitist zırhına bürünmüş korkunç bir dindir. Yeni dünyaya ikame etmek istedikleri o lanet inancın düzeni işte bu.
Bu kadar çok insan takip etmek, hayatları hakkında bu kadar çok bilgiye sahip olmak, ruhsal olarak büyük bir yük. Hem yorgunluk hem de benlik körlüğüne yol açar.
Sadece gerçek yaşantımızı değil, dijital yaşantımızı da sade ve temiz bir şekilde inşa etmeliyiz.