“İnsan cinselliği ve kimliği doğası gereği çeşitlidir.”
Cinsiyet çeşitliliği ve heteroseksüellik dışındaki cinsel yönelimler birer hastalık değildir. Bu çeşitliliğin özentilik olduğuna ya da dışsal telkinlerle ortaya çıktığına dair iddialar bilimsel bilgilerle çelişmekte; kamuoyunu yanlış bilgilendirmekte ve LGBTİ+ bireyleri hedef haline getirmektedir.
“LGBTİ+ bireylere yönelik artan sosyal, hukuki ve tıbbi kısıtlamalar, evrensel insan hakları ve yaşam hakkı açısından ciddi bir tehdit oluşturmaktadır.”
Cinsiyet uyum süreçlerine ilişkin sağlık hizmetlerinin engellenmesi, geciktirilmesi ya da erişimin zorlaştırılması; bilimsel bilgiyle, etik ilkelerle ve hekimlik sorumluluğuyla açıkça çelişmektedir.
“Ayrımcılık yalnızca bireyleri değil, toplumun ruh sağlığını da yaralar.”
LGBTİ+ bireylere yönelik ayrımcı söylemler yalnızca bireylerin ruh sağlığını olumsuz etkilemekle kalmamakta, aynı zamanda toplumsal barışı ve birlikte yaşama kültürünü de zedelemektedir.
“İnsan onuru, ruh sağlığı ve eşitlik hepimizin ortak sorumluluğudur.”
#türkiyepsikiyatriderneği
🗳️ Türk Tabipleri Birliği 78. Büyük Kongresi seçimlerle tamamlandı
👉 Etkin Demokratik TTB'den 8, Tabip Odaları İnisiyatifi'nden 3 isim Merkez Konsey'e seçildi https://t.co/R4aRKhAFkS
TTB’nin bağımsız, demokratik ve toplumcu birikimini korumak ve büyütmek için bu haftasonu yapılacak Büyük Kongre’de Etkin Demokratik TTB listesinde buluşalım.
Önceki dönem Baro Başkanımız, yoldaşımız Av. Özkan Yücel’i bugün kaybettik.
Acımızı tarif edemiyoruz.
Ailesinin, sevenlerinin, tüm meslektaşlarımızın başı sağ olsun.
Cenaze programı daha sonra paylaşılacaktır.
Kadınları ve Kürtleri Aşağılayan, Hekimlik Meslek Onurunu Hedef Alan Çirkin Sözleri Kınıyoruz
Dün İzmir’deki bir özel hastane açılışında Türkiye’nin önde gelen sermayedarlarından birinin fıkra adı altında sarf ettiği sözlere ve eski bir başbakanın ona katılarak gülmesine tanık olduk.
Başında olduğu sermaye grubunun tarihinin emek, emekçi ve halk düşmanlığının da tarihi olduğunu bildiğimiz bu kişinin sözleri bizim için elbette şaşırtıcı değildir. Öte yandan kadınları ve Kürtleri açıkça aşağılayan, hekimlik meslek onurunu hedef alan bu çirkin sözlerin dile getirilmesi ile bu sözlerin “fıkra”, “şaka”, “mizah” adı altında meşrulaştırılmaya çalışılması kabul edilebilir de değildir.
Cinsiyetçi, ayrıştırıcı, hedef gösterici ifadeleri kınıyor; kamuoyunu da duyarlı olmaya ve tepki göstermeye çağırıyoruz.
Eşit, ücretsiz, bilimsel bilgiye dayalı, nitelikli, ulaşılabilir, anadilinde sağlık hakkını ve hekimlik meslek onurunu savunmaktan bir adım geri durmayacağımızı bir kez daha vurguluyoruz.
Türk Tabipleri Birliği Merkez Konseyi
👇
https://t.co/4nnTA0DMf2
Antidemokratik Her Türlü Müdahaleye Karşı, Demokrasinin Yanındayız
Tarihi boyunca darbeler, muhtıralar ve kayyum atamaları gibi uygulamalarla sıkça yara alan Türkiye demokratik ortamı, bugün yeni bir siyasi kararla daha darbe yemiştir.
Yargının, yaklaşık üç yıl önce yapılmış bir kurultaya yönelik aldığı karar ile Cumhuriyet Halk Partisi yönetimi görevden uzaklaştırılmak istenmekte; sandıkla gelen irade, mahkeme kararlarıyla siyaset dışı ilan edilmeye çalışılmaktadır. Bu durum sadece siyasete değil, demokratik ortama yapılmış bir müdahaledir ve halkın tercih hakkını yok saymak demektir.
Demokrasinin, düşünce ve ifade özgürlüğünün olmadığı bir ortamda; sadece yaşam ve sağlık hakkı değil, hiçbir temel hakkın varlığından söz edilemez.
Bugün alınan bu karar kabul edilemez. Bu nedenle; siyasal iktidara, Cumhuriyet Halk Partisi’ne kayyum olarak atananlara; kararın sonuçlarını ortadan kaldırmak adına bir an önce girişimde bulunmaları çağrısında bulunuyoruz.
Antidemokratik her türlü müdahaleye karşı, demokrasinin yanında kararlılıkla saf tuttuğumuzu bir kez daha kamuoyuna saygıyla duyururuz.
Türk Tabipleri Birliği Merkez Konseyi
👇
https://t.co/PGYeMY2YJc
MUTLAK BUTLAN KARARI SİVİL SİYASETE YAPILMIŞ BİR DARBEDİR !
Cumhuriyet Halk Partisi’nin 38. Olağan Kurultayı ile 21. Olağanüstü Kurultayı’nın iptali istemiyle açılan davada, Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 36. Hukuk Dairesi tarafından verilen “mutlak butlan” kararı; sivil siyasete, seçme ve seçilme hakkına ve örgütlenme özgürlüğüne yönelik ağır bir müdahaledir.
Bu kararla birlikte Genel Başkan Özgür Özel, Merkez Yürütme Kurulu üyeleri, Parti Meclisi üyeleri ve Yüksek Disiplin Kurulu üyelerinin görevlerinin sona erdirildiğinin belirtilmesi; ayrıca 38. Kurultay öncesi görevde bulunan eski Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu’na görevin iadesi yönünde hüküm kurulması, doğrudan halk iradesine yönelik bir tasarruf niteliği taşımaktadır.
Cumhuriyet Halk Partisi’ne yönelik özellikle belediyeler üzerinden yürütülen yargı süreçlerinin antidemokratik yönüne ilişkin daha önce de defalarca açıklamalar yaptık. Gözaltılar ve tutuklamaların ifade özgürlüğü ile örgütlenme özgürlüğü üzerinde ciddi baskılar yarattığını, demokratik toplum düzenini zedelediğini vurguladık.
Bugün verilen bu karar ise yalnızca bir parti içi mesele değil, açık biçimde sivil siyasete yönelik yargısal müdahaledir. Halkın iradesiyle seçilmiş yöneticilerin mahkeme kararıyla görevden uzaklaştırılması, seçme ve seçilme hakkına vurulmuş ağır bir darbedir.
Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 36. Hukuk Dairesi’nin vermiş olduğu bu karar, aynı zamanda seçim hukukunun temel güvencelerini de tartışmalı hâle getirmektedir. Zira bu karar, kurultay süreçlerine ilişkin denetim ve yetki çerçevesinde verilmiş, kesin ve itiraz edilemez nitelikte kabul edilen Yüksek Seçim Kurulu kararlarını fiilen yok sayan bir sonuç doğurmaktadır. Hukuki güvenlik ilkesini zedeleyen bu yaklaşım, yalnızca bir siyasi partinin iç işleyişini değil; seçim süreçlerine ilişkin kurumsal güvencelere duyulan toplumsal güveni de ortadan kaldırma riski taşımaktadır.
Önümüzdeki siyasal süreç açısından değerlendirildiğinde bu karar açıkça göstermektedir ki otoriter yönetim artık yargı eliyle siyasal partileri dizayn etmeye yönelmiştir. Bu karar, siyasi partilerden, derneklere, meslek odalarından sendikalara kadar seçilmiş her iradenin mutlak tehdit altında olduğunu göstermektedir. İfade özgürlüğü ve örgütlenme özgürlüğü, seçme seçilme hakkı tehdit altındadır.
İnsan hakları savunucuları olarak; Cumhuriyet Halk Partisi yöneticilerinin görevden el çektirilmesi sonucunu doğuran bu “mutlak butlan” kararını insan hakları, demokrasi ve hukuk güvenliği ilkelerine tamamen aykırı bulduğumuzu ifade ediyor, Türkiye yargısını bu büyük yanlıştan dönmeye çağırıyoruz.
Demokrasiyi Savunmaya Devam Edeceğiz!
AKP iktidarı, muhalefeti yok etmek ve toplumsal muhalefeti sindirmek için bir kez daha bir yargı sopasına sarılmıştır.
İstinaf mahkemesinin bugün CHP kurultayına yönelik verdiği "mutlak butlan" kararı, demokratik siyasete vurulmuş açık bir darbedir. Halkın iradesini gasp eden kayyum politikalarının bir başka tezahürü olan bu sipariş karar yok hükmündedir.
Yargı eliyle siyaseti dizayn etme çabalarına, irade gasplarına ve antidemokratik müdahalelere karşı demokrasiyi, adaleti ve halkın iradesini savunmaktan asla vazgeçmeyeceğiz.
Yürütme Kurulu
Ben size iktidara gül bahçesinden geçerek gitmeyi vadetmiyorum.
Ben size acıya katlanmayı ama teslim olmamayı vadediyorum.
Ben size onur, haysiyet, cesaret ve mücadele vadediyorum!
23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı Kutlu Olsun!
23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı; gerek halkın egemenliği saraydan alma ve demokrasi kültürünü bu topraklarda filizlendirme mücadelesinin dönüm noktası, gerekse de bu mücadelenin önderi Mustafa Kemal Atatürk’ün dünya çocuklarına adadığı bir bayram olması itibariyle büyük bir tarihsel önem taşımaktadır.
Ne var ki bugün ülkemizin, 106 yıl öncesinin gösterdiği hedeflerden oldukça saptığını ve hatta aksi yönde ilerlediğini üzülerek görüyoruz. Demokrasiye ilişkin her biri mücadeleler sonucu elde edilmiş kazanımlar adım adım yok edilirken, çocuklar ise neoliberal politikalar ile açık hedef haline dönüştürülmüştür.
Neoliberal politikaların temel hakları piyasalaştırması sonucu çocukların insanca yaşam, eğitim, sağlık, beslenme, barınma, güvenceli gelecek gibi en temel haklarına erişimi ortadan kaldırılmakta, derinleşen yoksulluk en çok çocukları etkilemektedir. Deprem bölgesinde yürüttüğümüz malnütrisyon çalışmaları da, bileşeni olduğumuz Türkiye Okul Yemeği Koalisyonu’nun açıklamaları da çocukların sağlıklı yaşam haklarının ellerinden alındığını açıkça göstermektedir.
Yine neoliberal politikalara bağlı olarak işçileştirme sürecinin hızlandırılması, işgücünün ucuzlatılması, güvencesizleştirmenin yaygınlaştırılması ile çocuklar da emek rejimindeki vahşi çalışma koşullarına sürüklenmekte, sermayenin çıkarları için dönen çarkların arasında yok edilmektedir. Bileşeni olduğumuz İşçi Sağlığı ve Güvenliği (İSİG) Meclisi’nin İş Cinayetleri Raporları’na göre; son bir yılda en az 79, 2013’ten bu yana en az 864 çocuk iş cinayetlerinde yaşamını yitirmiş, binlercesi iş kazalarında yaralanmıştır.
Siyasi iktidarın ve sermaye örgütlerinin “eğitim kurumu” kılıfı giydirmeye çalıştığı mesleki eğitim merkezleri (MESEM); çocuk emeği sömürüsünün, çocuklar üzerinden aileleri de kuşatan yoksulluk kapanının, çocukları örgün eğitimden koparmanın ve ağır sömürü koşulları altında itaat kültürünün başlıca aracına dönüşmüştür. Çocuklar yasaklı işkolları da dahil olmak üzere denetimsiz, güvensiz, güvencesiz çalışmaya zorlanmaktadır. MESEM’lerde çocukların günde ortalama 10-12 saat çalışması, istismar ve şiddet haberlerine her geçen gün yenilerinin eklenmesi, bugüne dek en az 17 çocuğun iş cinayetlerinde hayatını kaybetmesi vahşetin boyutunu gözler önüne sermektedir.
“Eğitim kurumu” demişken; son olarak Şanlıurfa ve Kahramanmaraş’taki okullarda yaşanan ölümlü saldırılar, sağlık alanında uzun yıllardır mücadele ettiğimiz şiddet olgusunun eğitim kurumlarına kadar yayıldığını göstermektedir. Şiddet bir halk sağlığı sorunu olarak ele alınmadan, politik-ekonomik-sosyal koşullar gözetilmeden, yalnızca bireye odaklanan ve güvenlikçi politikalar ile çözüm aramanın sonuç vermeyeceği sağlık alanında acı tecrübelerimiz ile sabittir.
Çocuk hakları başta olmak üzere temel insan haklarının yok sayıldığı; Anayasa’nın çiğnenmesinin rutin, yargı mekanizmasının araç haline dönüştürüldüğü; eşitliğin, özgürlüğün, adaletin, demokrasinin, barışın olmadığı bir ülkenin çocuklara güvenli bir gelecek vadetmesi mümkün değildir!
Türkiye’nin içine sürüklendiği bu karanlık tablo karşısında umutsuz ve çaresiz değiliz!
Çünkü çocuklar eşit, özgür, adil, demokratik bir dünyada ve ülkede barış içinde, sağlıklı, güvenli yaşayabilme umudumuzun ve mücadelemizin başlıca sebebidir!
Çünkü çocuklar 23 Nisan’ı bayram olarak kutlama inadımızın en büyük kaynağıdır!
23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramımız kutlu olsun!
Türk Tabipleri Birliği Merkez Konseyi
👇
https://t.co/w8npe9wvcA
Şiddet Bir Halk Sağlığı Sorunudur! Çözümün Yolu Güçlü, Kapsayıcı ve Bütünlüklü Politikalardan Geçmektedir!
Sağlık alanında uzun yıllardır yaşanan ve meslektaşlarımızın ölümüne neden olan şiddet olaylarının eğitim alanına yayılıyor olmasını büyük bir endişe ve üzüntüyle gözlemliyoruz.
Dün (14 Nisan 2026) Şanlıurfa Siverek’teki Ahmet Koyuncu Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi'nde 19 yaşındaki bir saldırganın öğrenci ve öğretmen 16 kişiyi yaralayıp kendi yaşamına son vermesinin ardından; bugün de Kahramanmaraş Onikişubat’taki Ayser Çalık Ortaokulu’nda sekizinci sınıf öğrencisi bir çocuk, okul çantasında getirdiği silahlarla üçü öğrenci biri öğretmen dört kişiyi öldürmüş, yine öğrenci ve öğretmenlerden oluşan 20 kişiyi yaralamış ve kendi yaşamına son vermiştir.
Derin üzüntü duyduğumuz saldırılarda hayatını kaybedenlerin yakınlarına başsağlığı ve sabır, yaralananlara acil şifalar; saldırılardan etkilenen tüm öğrencilere, eğitim emekçilerine ve ailelerine geçmiş olsun diliyoruz.
Şiddet bir halk sağlığı sorunudur! Yalnızca bireylerin ruhsal sorunları ile açıklanamaz; aksine politik, ekonomik, sosyal koşullar ile şekillenen toplumsal sağlık sorunları ile birlikte ele alınmalıdır.
Bu bağlamda çözümün yolu da yalnızca bireye odaklanan yaptırım temelli uygulamalardan değil; güçlü, kapsayıcı ve bütünlüklü politik, ekonomik, sosyal politikalardan geçmektedir.
Toplumda gerilimi tırmandırıp şiddet eğilimini besleyen politikalara derhal son verilmelidir. Şiddeti öven ve özendiren söylem ve eylemlerden kaçınılmalıdır. Toplumsal yaşamın hemen her alanında destekleyici uygulamalar yaygınlaştırılmalıdır. Eğitim kurumları güvenli, öğrencilerin ve eğitim emekçilerinin güvenliği öncelikli hale getirilmelidir.
Eğitim emekçilerinin şiddet sorununun çözülmesi talebiyle yaptıkları Türkiye genelindeki iş bırakma ve Ankara’da Millî Eğitim Bakanlığı önündeki yaşam nöbeti eylemlerini destekliyor ve yineliyoruz:
Şiddetsiz bir ülke mümkün ve zorunludur!
Türk Tabipleri Birliği Merkez Konseyi
👇
https://t.co/Gpr80QlwO5
Değerli asistan hekim arkadaşlarımız,
5 Nisan Asistan Hekimler Günü; 2011’de Dokuz Eylül’de başlayan mücadelenin simgesidir. Bu nedenle İzmir, asistan hekim hareketinde her zaman özel bir yere sahip olmuştur.
#biamag | Belirsizliğin arafı: Sarı Zarflar
✍️ Halis Ulaş, Sarı Zarflar filmi üzerinden belirsizlik, beklemek ve “sarı zarf”ın birey hayatında yarattığı kırılmaları kişisel deneyimle birlikte ele alıyor.
🔗 https://t.co/4y1mWNWSj4