@bugra_kurtoglu Bi ev parasi kadar parayi verip bu hisseyi alabiliyorsam ve o temettu gelirini de mal sahibine veriyorsam. (!) Biz bu pohu niye yedik derler adama. Cok sacma reis
@enesergoktas Bana da bi sikinti dokunmustu, o siralar kurani kerim okuyordum cok sukur ki bu ayet zoruma gitmis nefsime agir gelmisti. Rabbimizin tam bahsettigi kisiydim. Sikinti uzerimden giderildi. Elhamdullillah o vakitten beri namazlarimi aksatmamamya gayret ediyorum. Sukrediyorum.
Kur'an- Kerim'de Müthiş Bir Resmetme Sanatı
Yunus suresi 12'de Rabbimiz şöyle buyurur:
"İnsana bir sıkıntı dokundu mu, gerek yan üstü yatarken, gerek otururken, gerekse ayakta iken (her hâlinde bu sıkıntıdan kurtulmak için) bize dua eder. Ama biz onun bu sıkıntısını ondan kaldırdık mı, sanki kendisine dokunan bir sıkıntı için bize hiç yalvarmamış gibi geçer gider. İşte o haddi aşanlara, yapmakta oldukları şeyler, böylece süslenmiş (hoş gösterilmiş)tir."
Burada Allah Teala kaiden (oturur iken) ve kaimen (ayakta iken) kelimelerini nasb halinde getirmiş ama en başta yan üstü yatarken (li-cenbihî) kelimesini harfi cer ile getirmiştir. Yine sırtı üstü yatarken değil de yanı üstü yatarken demiştir. Burada bazı incelikler vardır:
Yanı üzere yatarken (li-cenbihî) kelimesinin "lam harfi ceri" ile gelmesinin sebeplerinden biri, insanın en uzun süre kaldığı, hastalığın ve darlığın onu adeta yatağa çivilediği bir hâlin yanı üzere yatma pozisyonu olması olabilir. Buradaki "Lâm", o kişinin yan tarafının yatağa olan yapışıklığını ve o andaki ayrılmaz acziyetini hissettirir. Ama oturmak veya ayakta durmak böyle değildir onlar geçicidir. Cenb kelimesine bitişen lam harfi cerri halin kalıcılığını bize hissettirir. Sanki yatağa ait olmuş, yanı yatakla arkadaşlık kurmuştur. Nitekim Bikâî Nazmu’d-Durer'de şöyle der: "Bu üç halin (yan üstü, oturarak, ayakta), sıkıntının (zararın) mertebelerinden kinaye olarak ifade edilmiş olması da caizdir. (Bu durumda Allah’ın) 'yanı üzerine' (li-cenbihî) buyurması; sıkıntının iyice yerleşmesine, kişiye galebe çalmasına ve öyle ki (insanın) oturmaya dahi güç yetiremeyecek hale gelmesine işarettir. Nitekim (Arapçada) 'Filan kişi, kendisindeki (hastalık/dert) sebebiyle (yanı üzerine düştü)' denilir." (fulânun limâ bihî)
Ayrıca ayetin akışına bakarsak, "li-cenbihî" denilerek cümle yavaş ve ağır bir giriş yapar (çünkü yatış hali ağırdır). Ardından gelen "Kâiden" ve "Kâimen" kelimeleriyle cümle ritim hızlanır. Bu, insanın sıkıntı anındaki o telaşlı ve değişken hallerini kelime yapılarıyla bile hissettiren bir fonetik sanattır. Cenb kelimesinde sükun vardır ve n-b harfleri okumayı zorlaştırır sanki hastanın dönmekte zorlanıyor oluşunu resmediyordur. Kaiden ve kaimen kelimelerinde ise med vardır sesi uzatır kolaylık sağlar.
Ayrıca "li-cenbihî" kelimesi tamamen "kesre" (i sesi) ağırlıklıdır (Li-cen-bi-hî). Fonetikte kesre, "aşağı çekici" ve "daraltıcı" bir ses olarak kabul edilir. İnsanın yatağa, yere, aşağıya doğru çekilmesini (çöküşünü) temsil eder. Ses ağızda hapsolur.
Kâiden / Kâimen kelimeleri ise "fetha" (a/e sesi) ile biter. Fetha, ağzın açılması ve sesin yukarı/dışarı doğru serbest bırakılmasıdır. Kelimenin sonundaki tenvin (...en), bir vuruş gibi cümleyi hızlandırır ve ritmi yukarı taşır. Bu, hastanın doğrulup ayağa kalkışındaki o fiziksel rahatlamayı sesle hissettirir.
Yine "li-cenbihî" bir isim tamlamasıdır ve başında harf-i cer vardır. İsimler, fiillere veya ism-i fâillere göre daha statik ve sabittir. Bu kelime, hastanın yatağa "sabitlenmiş" halini simgeler.
Kâiden / Kâimen kelimeleri ise ism-i fâil'dir. (Yapan, eden, Katil, Katip vs gibi) İsm-i fâillerde bir "oluş", bir "hareket" ve "eylem" kokusu vardır. Oturmak ve kalkmak birer aksiyondur. Kelimelerin yapısı bile durağanlıktan (yatıştan), dinamizme (ayağa kalkışa) doğru bir değişim geçirir.
"Li-cenbihî" telaffuz edilirken duraklamalı ve yayvan bir ritim izlerken; "Kâiden" ve "Kâimen" peş peşe geldiğinde bir kafiye ve akıcılık (seci benzeri bir tını) oluşturur.
Kelimelerle sanki insanın yatağından yavaş yavaş o hastalık halinden, ağırlıktan hafiflemeye başladığı resmedilir.
Peki neden sırt üstü demedi de yanı üstü dedi?
Sırt üstü yatan birisi bazen dinleniyor olabilir. Ancak yan üstü (cenb) yatan, özellikle de acı içindeyse, cenin pozisyonuna bükülmüş veya bir tarafa yığılmış en çaresiz hali temsil eder. Ayet, insanın en "bitik" anını tasvir eder. Kabre koyulan kişi de yanı üstü konulur sanki ölüme en yakın an yanı üstü yattığı halidir. İnsan şiddetli bir sancı (karın ağrısı, böbrek taşı, kalp sıkışması vb.) çektiğinde refleks olarak sırt üstü dümdüz yatamaz; genelde yan döner, büzülür ve yan tarafı üzerine kıvranır. Ayet, duanın sadece dille değil, bedenin o acıyla bükülmüş haliyle (lisan-ı hâl) yapıldığını resmeder.
Ayrıca burada dikey bir yükseliş vardır. En alttan (yatış), orta seviyeye (oturuş) ve en üste (ayakta) doğru bir hiyerarşi kurulmuştur. Eğer "sırt üstü" denseydi, bu hareketli ve dinamik geçiş (yatıştan kalkışa doğru olan o biyolojik süreç) "yan taraf" kelimesi kadar vurgulu olmazdı. Çünkü yan yatan biri, doğrulmaya daha yakın bir pozisyondadır; yani oturmadan direk kalkıp gidecek hissi verir. Sıkıntısı geçince hemen ayaklanacağını gözümüzün önüne getirir. Yan üstü yatan kişi oturmadan ayağa kalkamaz.
Tabiki ayet yanı üzere dua ederken rahatlık anını da kapsıyor olabilir. Zaten Kur'an'ın harikalıkları bitmez.