İHTARNAME ÇEKMELİ MİYİM? BEKLEMEK Mİ, HUKUKİ POZİSYON ALMAK MI?
Fon mağdurlarının önemli bir kısmı şu anda aynı soruyu soruyor:
“Tasfiye sürecini bekleyeyim mi, yoksa bankaya/aracı kuruma şimdiden ihtarname çekmeli miyim?”
Özellikle tasfiye kararından önce satış emri vermiş, emri gerçekleşmiş, payları PBLK’ya geçmiş veya satış bedelini alamamış yatırımcılar bakımından bu soru daha da önemli.
Çünkü ileride yalnızca fonun tasfiyesi değil, banka veya aracı kurumun işlemde bir sorumluluğu bulunup bulunmadığı da tartışılabilir.
Emir ne zaman alındı?
TEFAS’a ne zaman iletildi?
PBLK ne zaman oluştu?
Takas süreci hangi aşamaya geldi?
Bedel neden ödenmedi?
Bunların mümkün olduğunca bugünden yazılı hale getirilmesi ve kayıtların korunmasının talep edilmesi önemlidir.
İhtarname de tam bu noktada devreye girebilir.
Ancak ihtarname, internetten bulunan bir metne isim yazılarak gönderilecek sıradan bir “paramı ödeyin” yazısı olarak görülmemeli.
Doğru ihtarname; ileride açılabilecek davanın ilk hukuki adımlarından biri olabilir.
Hangi kuruma neyin sorulacağı, hangi kayıtların talep edileceği, PBLK ve takas kesinliği iddiasının nasıl kurulacağı, temerrüt talebinin bulunup bulunmayacağı ve hangi hukuki hakların saklı tutulacağı somut dosyaya göre belirlenmelidir.
Bu nedenle özellikle yüksek tutarlı dosyalarda ihtarnamenin** süreci bilen bir avukatla hazırlanması ve sonraki başvuruların aynı hukuki strateji içinde takip edilmesi** faydalı olabilir.
Çünkü amaç yalnızca ihtarname göndermek değil;
bugün söylenecek sözün, yarın açılabilecek davadaki iddia ve delillerle çelişmemesidir.
Her yatırımcı için ihtarname zorunlu değildir. Her PBLK kaydı da otomatik olarak banka veya aracı kurum sorumluluğu doğurmaz.
Ancak “tasfiye sonuçlansın, altı ay sonra bakarım” yaklaşımı da her dosya için doğru olmayabilir.
Özellikle olmuş emir/PBLK bulunan dosyalarda artık şu soruyu sormakta fayda var:
“Beklemeli miyim?” değil,
“Bugün hangi hakkımı ve hangi delilimi kayıt altına almalıyım?”
Hukuki süreç çoğu zaman dava dilekçesiyle değil, doğru zamanda atılmış doğru adımla başlar. Dolayısıyla bu hafta itibari ile mağdurların mevcut durumlarına göre hukuki süreci başlatmalarını tavsiye etmekteyiz. Buna dair, ihtarname detayları, sonraki hukuki süreç ve detaylar da hafta içi paylaşılacaktır.
#PBLK #TLY #TMV #THF
FON ZARARININ TAMAMINI TEK BİR SORUMLUDAN İSTEYEBİLİR MİSİNİZ?
Aynı zarardan birden fazla kişi veya kurumun birlikte sorumluluğu doğmuşsa, tazminatın tamamını bunlardan yalnız birinden istemek mümkün olabilir. Bunun hukuki adı “müteselsil sorumluluk”tur.
Türk Borçlar Kanunu m.61, aynı zarara birlikte neden olan veya farklı hukuki sebeplerle aynı zarardan sorumlu olan kişileri kapsar. Kanunun 163. maddesi açık:
“Alacaklı, borcun tamamının veya bir kısmının ifasını, dilerse borçluların hepsinden, dilerse yalnız birinden isteyebilir.”
Yatırımcı açısından anlamı şudur: Müteselsil sorumluluk kurulabiliyorsa, önce bir sorumludan tahsil etmeyi deneyip başarısız olduğunuzu kanıtlamak zorunda değilsiniz. Fazla ödeme yapan sorumlunun diğerlerine başvurması, kendi aralarındaki meseledir. Aynı zarar ise iki kez tahsil edilemez.
Ancak fonu yöneten, satan ve saklayan herkes kendiliğinden bütün zarardan sorumlu olmaz. Her muhatabın yükümlülüğü, ihlali ve aynı zararla bağlantısı ayrı ayrı ortaya konulmalıdır. Yalnızca işlem gecikmesine neden olan kuruma, bu gecikmeyle bağlantısı bulunmayan bütün fon kaybı yüklenemez. Hukuki nitelendirmeyi ve bağlamı doğru kurmak hayati önem taşımaktadır.
Usulsüz kazanç iddiaları araştırılırken, malvarlığının kaçırılmasını önleyecek tedbirler de gecikmeden değerlendirilmeli yetkililerce. Yatırımcı ve mağdur haklı olarak soruyor: Paranın geri alınması için hangi somut adımlar atılıyor? Bu konuda açık bilgilendirme gerekiyor. Süreci takip edip doğru zamanda aksiyon almakta fayda var.
BANKA “DEVLET GÜVENCESİNDE” DİYEREK FON ALDIRDIYSA, ZARAR BANKADAN İSTENEBİLİR Mİ?
Yanlış bilgiye güvenerek yatırım yaptıysanız, bu bilgilendirmenin neden olduğu zarar için bankaya tazminat talebi yöneltilebilir. Fonun başka bir portföy şirketi tarafından yönetilmesi, bankanın kendi bilgilendirme ihlalinden doğabilecek sorumluluğunu ortadan kaldırmaz.
Burada belirleyici olan, yalnızca fonun zarar etmesi değildir. Size hangi bilginin verildiği, bu bilginin yatırım kararınızı nasıl etkilediği ve uğradığınız zararla bağlantısı ortaya konulmalıdır. SPK denetimine tabi olmak, yatırım tutarının devlet tarafından geri ödeneceği anlamına gelmez.
Yargıtay ne diyor?
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 17.04.2024 tarihli, E.2023/5679, K.2024/2980 sayılı kararında; altın fonundan çıkışta yalnızca %1 komisyon ödeneceği yönünde eksik bilgilendirilen yatırımcıların, kabul ettikleri komisyon dışındaki zararının bankadan tahsiline ilişkin hükmü onadı.
Bu karar devlet garantisi iddiasıyla ilgili değildir. Ancak yatırımcıya verilen eksik bilginin bankanın sorumluluğunu doğurabileceğini gösteren, hukuki ilke bakımından benzer bir örnektir.
Bugünkü uyuşmazlıklarda da “risksiz”, “ana paranız kesin korunur” veya “devlet karşılar” şeklindeki somut ifadeler; ilgili fonun gerçek özellikleri ve yatırımcıya sunulan belgelerle birlikte incelenmelidir. Talep edilebilecek tutar, yanlış bilgilendirmeden kaynaklanan ve ispatlanabilen zarara göre belirlenir.
Bugün ne yapılabilir?
Varsa satış öncesindeki tanıtım mesajlarını ve yazışmaları saklayın; yine varsa kurumun tuttuğu görüşme kaydının korunmasını isteyin. Bankaya yazılı başvurunuzda hangi tarihte, hangi güvenceyle fona yönlendirildiğinizi belirtin; bu açıklamanın dayanağını ve doğmuş zararınızın giderilmesini talep edin.
#FonMağdurları #YatırımcıHakları
FONDAN BAŞKA ŞİRKETLERE AKTARILAN PARAYI SPK GERİ ALABİLİR Mİ?
Evet. Fonun malvarlığı, ilişkili kişi veya şirketler lehine hukuka aykırı işlemlerle azaltılmışsa, aktarılan tutarın fona geri kazandırılması için hukuki yollar bulunuyor.
Sermaye Piyasası Kanunu’nun 21. maddesi “örtülü kazanç aktarımını” yasaklıyor. Örneğin ilişkili bir şirkete piyasa şartlarına aykırı bedelle varlık devredilerek fonun zarara uğratılması bu kapsamda incelenebilir. Ancak aynı gruptaki şirketler arasında işlem yapılması tek başına hukuka aykırılık değildir.
Kanunun 21/4. maddesi, aktarımın SPK tarafından tespiti üzerine tutarın kanuni faiziyle iadesini öngörüyor. 94. madde ise SPK’ya bu tutarın geri alınması için dava açma yetkisi veriyor.
Bunun yargısal örneği de var: Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 24.12.2025 tarihli, E.2025/2919, K.2025/7792 sayılı kararında, ilişkili şirketlere karşılıksız avans aktarılması nedeniyle SPK’nın açtığı davada, talep edilen bedelin zarar gören şirkete ödenmesine ilişkin hükmü onadı.
Karar halka açık bir şirketle ilgili. Fonlarla bağlantısı ise açık: Aynı kanuni koruma yatırım fonlarını da kapsıyor.
Yatırımcı açısından bu yolun amacı, eksilen fon malvarlığını yeniden güçlendirmek.
Bu davayla geri alınan para doğrudan başvuran kişinin hesabına ödenmez; fona döner ve yatırımcılara yapılabilecek ödemelerin kaynağını artırabilir. Tahsil sonucu ayrıca takip edilmelidir.
Bugün SPK’ya yapılacak gerekçeli başvuruda, fon kodu ve somut işlem dayanakları belirtilerek ilişkili taraf işlemlerinin incelenmesi; aktarım tespit edilirse faizli iade ve dava yetkisinin süresinde kullanılması istenebilir. Tasfiye görevlisinden de bu alacaklar için hangi işlemlerin başlatıldığı sorulabilir.
Ancak bu başvuru, kişisel tazminat talebinin yerine geçmez ve kişisel dava sürelerini kendiliğinden korumaz.
FON ZARARI İÇİN SAKLAYICI BANKADAN TAZMİNAT İSTENEBİLİR Mİ?
Evet. Saklayıcı kuruluş kendi kanuni görevini yerine getirmediği için yatırımcı zarar görmüşse, ona karşı da tazminat talebi gündeme gelebilir.
Portföy saklayıcısı, fon varlıklarını saklayan ve kanunda belirlenen işlemlerin uygunluğunu kontrol eden kuruluştur. Fonu satın aldığınız banka ile aynı kuruluş olmak zorunda değildir.
Sermaye Piyasası Kanunu’nun 56. maddesi saklayıcıya önemli görevler yüklüyor: Fon payının değerinin doğru esaslarla hesaplanması, fon işlemlerinin mevzuata uygunluğu ve işlem bedellerinin uygun sürede aktarılması bunlardan bazıları.
Örneğin fon değeri mevzuata aykırı yöntemle hesaplanmışsa, saklayıcının bu hesaplama üzerindeki kontrol görevini yerine getirip getirmediği araştırılır. Bu görev ihlali yüzünden zarar doğmuşsa, ilgili zarar saklayıcıdan istenebilir. Fonun değer kaybetmesi veya ödemelerin gecikmesi ise tek başına bankayı bütün kayıptan sorumlu yapmaz.
Kanunun 56/3. maddesi açık: “Pay veya katılma payı sahiplerinin dava açma hakkı saklıdır.”
Dolayısıyla yatırımcı, kendi talebini yalnızca portföy yönetim şirketinin harekete geçmesine bağlamak zorunda değildir. Talepte, saklayıcının hangi yükümlülüğünü ihlal ettiği ve bunun yatırımcıya nasıl zarar verdiği somutlaştırılmalıdır.
Tasfiyeyi sonradan devralan banka ile önceki dönemin saklayıcısını karıştırmayın. Sorumluluk, her kuruluşun görev yaptığı dönem ve kendi ihlali üzerinden değerlendirilir.
#FonMağdurları
AYNI FİYAT, FARKLI ÖDEME: 17 EYLÜL EMRİ NEDEN İPTAL EDİLDİ?
SPK, 28/09/2026 Tarihli açıklamasıyla; 16 Eylül saat 13.30’dan sonra ve 17 Eylül saat 13.30’dan önce verilen emirlerin aynı fiyat valörüne tabi olduğunu açıkladı. Buna rağmen 17 Eylül’de TEFAS’a iletilen emirler iptal edildi.
Fark nerede? 16 Eylül ve öncesinde iletilip fonun temerrüdü veya fiyat açıklamaması nedeniyle gerçekleşmeyen satış emirlerinden doğan tutarlar, şartları varsa fon borcu olarak öncelikle ödenecek. 17 Eylül’de iptal edilen emir sahiplerine ise tasfiye bakiyesinden, payları oranında ödeme yapılacak.
Bu iki ödeme farklı tutarlara ulaşırsa yatırımcı şu soruyu sorabilir: “Aynı fiyat valöründeki emrim neden farklı işleme tabi tutuldu ve bu yüzden zarara uğradım mı?” Farklı işlem tek başına tazminat hakkı doğurmaz; kararın hukuka aykırılığı, zarar ve aralarındaki bağlantı incelenir.
Ne yapmalı? Bankanızdan emrin TEFAS’a iletim ve iptal kayıtlarını isteyin. Tasfiyeyi yürüten bankadan da emrinizin öncelikli fon borcu olarak mı, yoksa pay oranında ödeme kapsamında mı değerlendirildiğini yazılı olarak sorun. Alacağınız cevap, SPK kararına karşı hangi hukuki adımın gündeme gelebileceğini belirleyecek.
SPK, bazı fonlardaki riski 2025’te gördüğünü açıkladı. Peki yatırımcının zararından sorumlu olabilir mi?
Gerekli, zamanında ve yeterli denetim gerçekleştirmediyse idare sorumlu olabilecektir.
SPK’nın 18 Eylül açıklamasına göre, bazı fonların düşük dolaşımlı paylarda olağan dışı fiyat hareketlerine yol açtığı 2025’in son çeyreğinde gözlemlendi. Kurul, Aralık 2025’ten itibaren attığı adımları da sıralıyor. Bu açıklama tek başına kusur kanıtı değil; fakat denetimin zamanını ve yeterliliğini sorgulamayı gerektiriyor.
İdare hukukunda buna “hizmet kusuru” denir: İdareye verilen görevin geç, eksik veya gereği gibi yerine getirilmemesi. SPK bakımından dört soru belirleyici:
Hangi risk, hangi fon için, ne zaman biliniyordu? O tarihte hangi somut tedbir alınabilirdi? Alınan tedbir yeterli ve zamanında mıydı? Farklı davranılsaydı yatırımcının hangi zararı önlenebilirdi?
Danıştay kararları ne söylüyor? Benzer olaylar silsilesinde Danıştay 13. Daire, İmar Bankası dosyasında SPK’nın somut gözetim görevini yerine getirmemesini hizmet kusuru saymıştı. (E.2005/2625, K.2005/5753).
SPK’nın fonları denetlemesi, her kaybı üstlendiği anlamına gelmez. Ancak belirli bir denetim eksikliği ile önlenebilir zarar arasında bağlantı kurulabiliyorsa idarenin tazminat sorumluluğu gündeme gelir.
Bu nedenle talep somut olmalı: İlgili fon için riskin ne zaman saptandığının, hangi tedbirlerin hangi tarihte alındığının ve gecikmenin gerekçesinin açıklanması istenmeli. Yatırımcı da kendi emir, değerleme ve ödeme kayıtlarını korumalı. SPK’ya denetim şikayeti ile idareden zararının giderilmesine yönelik başvuru aynı işlem değildir. Kavramları ve süreci iyi tasnif etmek bu anlamda büyük önem taşımaktadır.
ETKİN PİŞMANLIK PARASI FON MAĞDURLARINA MI ÖDENECEK?
Son SPK kararıyla birlikte “etkin pişmanlık” çok konuşulmaya başlandı. Ancak burada önemli bir yanlış anlaşılma var:
Etkin pişmanlık kapsamında ödenecek para doğrudan fon mağdurlarına ödenmiyor.
SPKn m.107/3, işlem bazlı piyasa dolandırıcılığı bakımından özel bir etkin pişmanlık sistemi öngörüyor.
Kanuna göre kişi, elde ettiği veya elde edilmesine sebep olduğu menfaatin iki katını Hazineye ödediğinde, ödemenin yapıldığı aşamaya göre cezasızlık veya cezada indirim gündeme gelebiliyor.
Soruşturma başladıktan sonra ödeme yapılması halinde ise verilecek ceza yarı oranında indiriliyor.
Peki bunun fon yatırımcısına hiç mi etkisi yok?
Aksine, hukuken oldukça önemli olabilir.
Çünkü etkin pişmanlığın uygulanabilmesi için öncelikle suçtan “elde edilen veya elde edilmesine sebep olunan menfaatin” belirlenmesi gerekiyor.
Dolayısıyla ceza soruşturmasında;
• hangi işlemlerin incelendiği,
• kimlerin bu işlemlerde rol aldığı,
• ne kadar menfaat oluştuğunun hesaplandığı,
• para ve sermaye piyasası hareketlerinin nasıl gerçekleştiği
yatırımcıların açabileceği hukuk davaları bakımından da önemli deliller ortaya çıkarabilir.
Ancak iki hukuki yolu birbirinden ayırmak gerekiyor:
HAZİNEYE ÖDENEN ETKİN PİŞMANLIK BEDELİ ≠ YATIRIMCININ ZARARININ TAZMİNİ
Bir kişinin etkin pişmanlıktan yararlanması, yatırımcının varsa tazminat talebini kendiliğinden ortadan kaldırmaz.
Fon yatırımcısının ayrıca; zararın hangi hukuka aykırı işlemden kaynaklandığını, sorumluları ve zarar ile fiil arasındaki illiyet bağını ortaya koyarak özel hukuk hükümleri çerçevesinde talepte bulunması gündeme gelebilir.
Üstelik fon varlıklarının ilişkili kişilerle yapılan işlemler sonucunda azaltılması iddiaları bakımından SPKn m.110 ve buradaki özel etkin pişmanlık düzenlemesi de ayrıca önem taşıyor.
Kısacası:
Etkin pişmanlık, mağdurun zararını otomatik olarak ödeyen bir sistem değildir.
Ancak ceza soruşturmasında ortaya çıkacak işlem zinciri, menfaat hesabı ve para hareketleri, fon mağdurlarının zararlarının kimlerden ve hangi hukuki sebeple talep edilebileceğinin belirlenmesinde son derece önemli olabilir.
Ceza soruşturması başka,
tasfiye başka,
yatırımcının tazminat hakkı ise ayrıca değerlendirilmesi gereken bir hukuki yoldur.
PBLK GÖRÜNEN “OLMUŞ EMİRLER” TASFİYEYLE ORTADAN KALKAR MI?
Emeğinizi ve birikiminizi nihai olarak kurtaracak yol hukuk yoludur. Yapılacak her yeni işlemin, atılacak her adımın hukukta karşılığı olduğu ve sorumluların ve yetkililerin de aynı hukuk kuralları ile bağlı olduğu unutulmamalı ve mütemadiyen hatırlatılmalıdır. İlgili konu başlığına hukuki bakışımız aşağıdaki gibidir:
Fon yatırımcıları açısından şu an en önemli hukuki tartışmalardan biri bu.
“Tasfiye kararından önce satış emrimi verdim, emrim gerçekleşti ve paylarım MKK’da PBLK’ya geçti. Ben hâlâ tasfiye bekleyen fon yatırımcısı mıyım?”
Burada kritik kavram TAKAS KESİNLİĞİ.
6362 sayılı Sermaye Piyasası Kanunu m.79; takas talimat ve işlemleri ile ödeme işlemlerinin belirli şartlarda geri alınamayacağını ve iptal edilemeyeceğini, tasfiye sürecinin başlamasının da bu işlemlerin geçerliliğini etkilemeyeceğini düzenliyor.
Bu nedenle;
**Tasfiye kararından önce verilmiş, TEFAS sistemine ulaşmış, MKK nezdinde PBLK’ya alınmış ve takas sürecine girmiş bir satış emrinin; SPKn m.79’daki takas kesinliği ilkesi karşısında sonradan verilen tasfiye kararıyla sıradan bir fon katılma payına dönüştürülmesi hukuken ciddi şekilde sakat işlem haline gelecektir. **
PBLK burada önemsiz bir kayıt değildir. Aksine en önemli kayıtlardan biridir.
MKK sistemindeki PBLK, TEFAS Platform İşlem Blokaj Alt Hesabıdır. Yani yatırımcının payları satış işlemi kapsamında serbest hesaptan çıkarılarak TEFAS işlemi için blokaja alınmıştır.
Ancak önemli bir ayrım yapalım:
PBLK tek başına “para kesin hazır ve şu tutar mutlaka ödenecek” anlamına gelmez.
Asıl belirleyici olan; satış emrinin zamanı, TEFAS’a iletim, PBLK hareketi ve özellikle eşleşme/takas talimatının hangi aşamaya ulaştığının birlikte incelenmesidir.
Eğer işlem tasfiye kararından önce takas kesinliği kazanmışsa, artık tartışılması gereken soru şudur:
Sonradan alınan bir tasfiye kararı, daha önce kesinlik kazanmış bir takas işlemini geriye dönük olarak etkileyebilir mi?
SPKn m.79 tam da bu noktada son derece önemli.
Bu nedenle PBLK görünen yatırımcıların MKK hareketlerini, emir tarih-saat kayıtlarını, gerçekleşme bilgilerini ve aracı kurum/TEFAS işlem kayıtlarını mutlaka muhafaza etmesi gerekir.
PBLK’yi küçümsemek de, tek başına kesin ödeme garantisi saymak da doğru değil.
Hukuki olarak yapılması gereken, PBLK kaydını “TEFAS ve Takasbank kayıtlarıyla tamamlayarak işlemin takas kesinliği kazanıp kazanmadığını ortaya koymaktır.”SPK’da tasfiyeye alınmayacağını söylese de sürekli mevcut duruma göre görüş değiştirdiğini de göz ardı etmemek gerekir.
#PBLK #TLY #THF #TP2
RİSKİ KABUL ETMEK BAŞKA, DOLANDIRILMAK BAŞKA.
“Serbest fondu, nitelikli yatırımcıydınız, riskleri biliyordunuz.”
Son günlerde en sık karşılaştığımız cümlelerden biri bu.
Evet; yatırımcı fonun değer kaybetmesi, likidite sorunu yaşaması veya piyasa koşulları nedeniyle zarar etmesi gibi yatırım risklerini üstlenebilir.
Ama risk kabulü, fonun mevzuata ve izahnameye aykırı yönetilmesine; yapay fiyat hareketleriyle fon değerinin gerçeğinden farklı oluşturulmasına veya yatırımcı zararına hukuka aykırı işlemler yapılmasına peşinen rıza göstermek değildir.
Nitekim SPK da son açıklamasında bazı fonlarda ekonomik gerçeklikle açıklanamayacak fiyat hareketlerinden ve fon değerinin fiktif hesaplanmasına imkân veren uygulamalardan söz ediyor.
Hukuken sorulması gereken soru bu nedenle yalnızca:
“Fon riskli miydi?” değil.
Asıl soru:
“Bu zarar olağan yatırım riskinden mi doğdu, yoksa mevzuata aykırı bir işlemden mi?”
Çünkü ikinci ihtimalde artık yalnızca yatırım zararını değil; hukuka aykırı fiili, sorumluyu, illiyet bağını ve tazmin edilmesi gereken zararı konuşmaya başlarız.
İzahnamede “yüksek risk” yazması kimseye hukuka aykırı davranma serbestisi vermez.
Yatırımcı riski kabul eder. Hukuka aykırılığı değil. Dolayısı ile hukuka aykırı fiil nedeniyle yatırımcının uğradığı zarar, doğru hukuki nitelendirme ile başlatılacak yargısal süreçte kaçınılmaz olarak tazmin edilecektir. Ancak acele etmeden yaşananları dikkatle izlemek, lehe olabilecek bütün delilleri toplamak ve zamanında süreci başlatabilmek bu sürece dair en önemli tavsiyemizdir.
FON MAĞDURLARI ARACI KURUMA DAVA AÇABİLİR Mİ?
Özellikle şu durumda bu soru önem taşıyor:
“Satış emrimi zamanında verdim; ancak aracı kurum emrimi iletmedi, reddetti veya geciktirdi ve bu nedenle fonumu satamadım.”
Burada yatırımcının zararı yalnızca fonun durumundan kaynaklanmış olmayabilir.
Aracı kurumun hukuki sorumluluğu değerlendirilirken özellikle;
• Satış emrinin hangi tarih ve saatte verildiği,
• Emrin sisteme/TEFAS’a ne zaman iletildiği,
• Emrin neden gerçekleşmediği veya reddedildiği,
• Aracı kurumun üzerine düşen yükümlülüğü zamanında yerine getirip getirmediği,
• Emir gereği gibi yerine getirilseydi yatırımcının zarara uğrayıp uğramayacağı
incelenmelidir.
Özellikle 17 Eylül saat 13.30 öncesinde satış talimatı veren yatırımcılar açısından emir kayıtları ve zaman bilgileri önem taşıyor.
Yatırımcı emrini zamanında vermesine rağmen kurumdan kaynaklanan bir nedenle emir gereği gibi yerine getirilmemişse; somut olayın özelliklerine göre sözleşmeye aykırılık ve yatırım hizmetinin gereği gibi ifa edilmemesinden kaynaklanan tazminat sorumluluğu gündeme gelebilir.
Bu nedenle yalnızca ekran görüntüsüyle yetinilmemeli.
Emir numarası, emir tarihi ve saati, iptal/red kaydı, TEFAS’a iletim zamanı ve mümkünse kurumun LOG kayıtları yazılı olarak talep edilmelidir. Gerekirse ilgili kurumlara ihtarname çekilmelidir.
Fonun zarar etmiş veya tasfiyeye girmiş olması tek başına aracı kurumu sorumlu yapmaz.
Ancak;
“Ben satış emrimi zamanında verdim. Kurum yükümlülüğünü gereği gibi yerine getirseydi bugün bu zarara uğramayacaktım.”
denilebilen dosyalar, aracı kurumun hukuki sorumluluğu yönünden ayrıca incelenmelidir. Buna dair kapsamlı ve detaylı hukuki çalışma önümüzdeki günlerde sunulacaktır.
#TLY #TeraFonMağdurları #TERA #FonMağdurları
FON SORUŞTURMASINDA EN KRİTİK SORULARDAN BİRİ: ZARAR SADECE FONDAN MI İSTENEBİLİR?
Fon soruşturmasında tutuklamalar ve malvarlığı tedbirleri gündemde. Ancak yatırımcı açısından asıl hukuki soru şu:
Eğer zarar, belirli kişilerin hukuka aykırı işlemleri sonucunda meydana geldiyse, bu kişilerin şahsi sorumluluğuna da gidilebilir mi?
Türk Borçlar Kanunu m.49 uyarınca, kusurlu ve hukuka aykırı fiiliyle başkasına zarar veren kişi bu zararı gidermekle yükümlüdür.
Dolayısıyla ceza soruşturmasında;
• fon varlıklarının belirli işlemlerle yönlendirilmesi,
• gerçeğe aykırı değer oluşumuna katkı sağlanması,
• yatırımcı zararına yol açan organize işlemler,
• para ve malvarlığı hareketleri
somut delillerle ortaya konulursa, mesele yalnızca “fon tasfiye edildiğinde yatırımcıya ne kadar ödenecek?” sorusundan ibaret kalmayabilir.
Daha önemlisi, zararın meydana gelmesine birden fazla kişinin birlikte sebep olduğu ispatlanırsa TBK m.61 kapsamında müteselsil sorumluluk da gündeme gelebilir. Yani şartları oluştuğunda yatırımcının karşısında yalnızca fon veya portföy yönetim şirketi değil, zarara sebebiyet verdiği ispatlanan gerçek ve tüzel kişilerden oluşan daha geniş bir sorumluluk çevresi bulunabilir.
Burada ceza soruşturmasının yatırımcı açısından önemi de ortaya çıkıyor:
Ceza dosyasında toplanacak banka hareketleri, MASAK incelemeleri, şirketler arasındaki para transferleri, yazışmalar ve işlem kayıtları; ileride açılabilecek tazminat davalarının en önemli delilleri haline gelebilir.
Elbette tutuklanmış olmak hukuki sorumluluğun veya suçluluğun kesinleştiği anlamına gelmez. Her kişi bakımından fiil, kusur, zarar ve illiyet bağının ayrıca ortaya konulması gerekir.
Ancak yatırımcı açısından artık sadece “Fon tasfiyesinden bana ne kadar para gelecek?” sorusuna değil;
“Zararımın tasfiyeyle karşılanmayan kısmından kim veya kimler hukuken sorumlu?”
sorusuna da bakılması gerekiyor.
#Fon #FonMağdurları #YatırımFonu #SerbestFon #SPK #Borsaİstanbul #BIST100 #Tera #Pusula #Hedef #Pardus #Bulls #A1Portföy #AtlasPortföy
FON YÖNETİCİSİ YA DA PORTFÖY ŞİRKETLERİ SAHİPLERİ TUTUKLANMASI BENİM İÇİN NE ANLAMA GELİR? PARAM NE ZAMAN ÖDENECEK?
Bir portföy şirketi yöneticisinin gözaltına alınması veya tutuklanması, yatırımcının alacağının ödendiği ya da şüphelinin malvarlığının yatırımcılara dağıtılacağı anlamına gelmez. Tutuklama, ceza soruşturmasındaki bir tedbirdir; ödeme kararı değildir.
Peki malvarlığına el konulursa? Burada belirleyici soru, el konulan varlığın kime ait olduğudur.
Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 131/2. maddesi, belirli koşullarda el konulan malvarlığı değerinin suçtan zarar gören mağdura ait olması ve delil olarak artık gerekmemesi hâlinde sahibine iadesini öngörür. Türk Ceza Kanunu’nun 55. maddesi de suçtan elde edilen menfaatin müsaderesi bakımından mağdura iade imkânını gözetir. Bu hükümler, şüphelinin bütün şahsi mallarının fon yatırımcıları arasında kendiliğinden paylaşılacağı anlamına gelmez.
Fonun malvarlığı, portföy şirketinin ve yöneticinin şahsi malvarlığından ayrıdır. Soruşturmada bir varlığın fondan hukuka aykırı biçimde çıkarıldığı ortaya konulursa, o varlığın izlenmesi ve hak sahibine iadesi yatırımcıların alabileceği tutarı etkileyebilir. Aidiyet ve bağlantı somut kayıtlarla belirlenmelidir.
Bugün sorulması gereken soru yalnızca “Kim tutuklandı?” değil: “Fon varlığında eksik var mı; varsa nereye aktarıldı ve geri alınması için ne yapılıyor?”
Yatırımcılar fon kodu, katılma payı ve gerçekleşmeyen satış veya ödeme kayıtlarını saklamalı; somut bir varlık aktarımı bilgisi varsa belgeleriyle soruşturma makamına bildirmelidir. Ceza süreci izlenirken fon tasfiyesi ve ayrı tazminat taleplerine ilişkin haklar da takip edilmelidir.
FONUN PARASI İLİŞKİLİ ŞİRKETLERE AKTARILDIYSA GERİ ALINABİLİR Mİ?
Evet, hukuka aykırı bir kazanç aktarımı tespit edilirse paranın fona iadesi mümkündür. Ancak bir şirketin fonla ilişkili olması veya fonun yatırımından zarar doğması, tek başına böyle bir aktarımı kanıtlamaz.
Sermaye Piyasası Kanunu’nun 21. maddesi, fonun ilişkili kişilerle emsallerinden farklı fiyat veya şartlarda işlem yaparak malvarlığını azaltmasını yasaklar. Örneğin incelenmesi gereken soru şudur: Fon bir varlığı hangi tarihte, kimden, hangi bedelle aldı; o bedel ve işlemin şartları piyasa koşullarıyla açıklanabiliyor mu?
Kanunun sonucu somuttur: SPK örtülü kazanç aktarımını tespit ederse aktarılan tutarın kanuni faiziyle fona iadesi istenir. SPK’nın bu tutarın iadesi için dava açma yetkisi de vardır (m.21/4 ve m.94/1).
Buradaki “iade”, paranın doğrudan tek bir yatırımcının hesabına yatırılması demek değildir. Amaç, eksildiği tespit edilen tutarı fon malvarlığına geri kazandırmaktır; bunun yatırımcı ödemelerine etkisi tasfiye hesabında değerlendirilir.
Bu nedenle şimdi sorulması gereken soru yalnızca “Fondan ne kadar ödeme yapılacak?” değil: Fonun ilişkili taraflarla yaptığı işlemler incelendi mi; emsal fiyatlardan sapma ve geri istenmesi gereken bir tutar tespit edildi mi?
Somut işlem bilgisi bulunan yatırımcılar fon kodunu, işlem tarihini, kamuya açık portföy kayıtlarını ve fiyat karşılaştırmasını belirterek SPK’dan bu yönde inceleme talep edebilir.
FONUN MALVARLIĞI NEREDE? SAKLAYICI BANKANIN SORUMLULUĞU NE?
“Fon bankaya devredildi, neden param hâlâ ödenmiyor?” sorusunun cevabı, önce fonda hangi varlıkların ve hangi borçların bulunduğunun belirlenmesinde.
SPK’nın 2026/61 sayılı bültenine göre görevlendirilen bankalar; MKK ile yatırımcıların katılma paylarını ve gerçekleşmemiş emirleri, önceki saklayıcı ve Takasbank ile de fon işlemlerinden doğan borç ve alacakları karşılaştırıp mutabakat sağlayacak. Varlık, borç ve emir kayıtları netleşmeden yatırımcıya yapılacak ödemenin dayanağı da sağlıklı biçimde görülemez.
Hukuki ayrım şu: Fonun malvarlığı, portföy yönetim şirketinin ve saklayıcı bankanın malvarlığından ayrıdır (Sermaye Piyasası Kanunu m.53). Yeni bankanın tasfiyeyi yürütmesi, fondaki olası açığı kendi parasıyla otomatik karşılayacağı anlamına gelmez.
Buna karşılık saklama görevi yalnızca varlıkları bir hesapta tutmaktan ibaret değildir. Katılma payı işlemlerinin, varlık ve nakit hareketlerinin ve değerleme süreçlerinin kurallara uygunluğunu kontrol etmeyi de kapsar. Saklayıcı, bu yükümlülüklerini ihlal ederek katılma payı sahibine verdiği zarardan sorumlu olabilir (Sermaye Piyasası Kanunu m.56). Geçmiş dönemdeki işlemler bakımından önceki saklayıcının, devir sonrasındaki işlemler bakımından görevlendirilen bankanın görevleri ayrı ayrı incelenmelidir.
Şimdi açıklığa kavuşturulması gereken soru yalnızca “Ödeme ne zaman?” değil: Her fonun mutabakatında hangi varlıklar, hangi borçlar ve hangi gerçekleşmemiş emirler tespit edildi? Yatırımcılar kendi pay ve emir kayıtlarını ilgili kuruluştan istemeli; fon bazındaki mutabakat sonucunun anlaşılır biçimde açıklanmasını talep etmelidir.
FON MAĞDURLARI BAKIMINDAN İDARE SORUMLU OLUR MU?
Evet, olabilir. Ancak bunun için fonun zarar etmesi tek başına yeterli değildir. İdarenin yerine getirmediği somut bir görevin ve bu ihmalin yatırımcının zararına etkisinin ortaya konulması gerekir.
Danıştay 13. Dairesi, İmar Bankası’nın yetkisiz ve karşılıksız senet satışına ilişkin davada, satışları zamanında önlemeyen SPK ve BDDK’nın denetim eksikliğini hizmet kusuru sayarak yatırımcıya tazminat ödenmesine karar vermişti (02.12.2005, E.2005/2625, K.2005/5753).
Bu hüküm daha sonra usul yönünden bozuldu; dolayısıyla kesinleşmiş bir tazminat kararı olarak gösterilemez. Fakat bozma kararında Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu önemli bir hukuki ayrım yaptı: Denetim eksikliği ve idarenin hareketsiz kalması, idari eylem olarak ileri sürülebilir. Buna dayalı tazminat talebinin başvuru ve dava yolu da buna göre belirlenir (04.05.2006, E.2006/109, K.2006/353).
Bugünkü fon dosyaları İmar Bankası dosyasıyla aynı değil. Ancak kurulacak iskelet bakımından dikkate almakta fayda var. Kurulun tasfiye kararı da geçmişte denetim kusuru işlendiğini tek başına kanıtlamaz. Araştırılması gereken, soruna işaret eden bilgilerin ilgili kurumlara ne zaman ulaştığı, o tarihte hangi tedbirlerin alınabileceği ve gecikmenin yatırımcının somut zararını artırıp artırmadığıdır.
Bu nedenle fon bazındaki kararlar, önceki uyarı ve denetim kayıtları, yatırımcının emirleri ve yapılacak ödemeler birlikte incelenmelidir. İdarenin sorumluluğu ileri sürülecekse, şikâyetle yetinilmemeli; gerekli tazminat başvurusu ve dava süreleri ayrıca gözetilmelidir.
DAVAYI İLK AÇAN MI PARASINI İLK ALIR? FON MAĞDURLARI İÇİN HACİZ GERÇEĞİ VE BİLİNMESİ GEREKENLER
Bir davayı önce açmak veya önce kazanmak, tek başına ödeme sırasında öne geçirmez. Mahkeme kararı alacağı hükme bağlar; tahsil için kararın doğru borçluya karşı icraya konulması ve o borçlunun haczedilebilir malvarlığına ulaşılması gerekir.
Peki erken hareket etmenin önemi nedir?
Şartları oluşmuş bir alacakta dava sürerken ihtiyati haciz istenebilir. Bu, borçlunun malvarlığını korumaya yarayan geçici bir tedbirdir; yalnızca dava açılmış olmasıyla kendiliğinden verilmez. Karar alındığında da kanundaki takip ve süre işlemleri tamamlanmalıdır. İhtiyati haciz, tek başına herkesten önce ödeme hakkı sağlamaz.
Kesin hacizde de sıra yalnızca “kim davayı kazandı?” sorusuyla belirlenmez. İcra ve İflas Kanunu’nun 100. maddesi, koşulları varsa daha önce açılmış bir dava üzerine alınan ilamla ilk hacze aynı dereceden katılmaya imkân tanır. Bir malın satış bedeli bütün alacakları karşılamazsa sıra cetveli düzenlenir. Aynı dereceye giren alacaklılar bedeli paylaşabilir.
Fon uyuşmazlıklarında daha önemli bir sınır var: Fon malvarlığı, portföy yönetim şirketinin malvarlığından ayrıdır ve kanunla hacze karşı korunur. Bu nedenle bir davayı erken kazanmak, fonun tasfiye varlıklarına haciz koyup diğer pay sahiplerinden önce ödeme almak anlamına gelmez. Tasfiye ödemelerinde SPK’nın belirlediği esaslar uygulanır; gerçekleşmeyen TEFAS satış talimatları için öngörülen öncelik de dava açma sırasından kaynaklanmaz.
Buna karşılık bir kurumun veya kişinin kendi hukuka aykırı işleminden doğan ayrı bir zarar varsa, o kişiye yöneltilecek tazminat talebi ve malvarlığına ilişkin koruma yolları ayrıca değerlendirilebilir. Burada belirleyici olan; doğru muhatap, somut zarar, delil ve süredir.
Erken davranmak önemlidir. Hangi hak için, kime karşı ve hangi malvarlığı üzerinde işlem yapılacağını doğru belirlemek ise tahsil imkânını belirler.
16 EYLÜL 13.30 ÖNCESİ FON SATIŞ EMRİ İPTAL EDİLDİYSE: 79. MADDE NEYİ KORUR?
6362 sayılı Sermaye Piyasası Kanunu’nun 79. maddesine göre sermaye piyasası araçlarının “takas talimat ve işlemleri ile ödeme işlemleri” geri alınamaz ve iptal edilemez. Peki bu kural, ekranda görünen her satış emrinin iptal edilemeyeceği anlamına mı geliyor? Hayır. Önce emrin hangi aşamaya ulaştığı belirlenmeli.
Yatırımcının bankaya veya aracı kuruma verdiği talimat, emrin TEFAS’a iletilmesi, eşleşmesi, fon paylarının MKK’da bloke edilmesi ve takas işlemi farklı aşamalardır. PBLK blokesi önemli bir kayıttır; tek başına ödemenin kesinleştiğini göstermez. Öte yandan gerçek bir takas talimatı oluşmuşsa, ödeme henüz yapılmadı diye 79. maddenin koruması yok sayılamaz.
TEFAS kuralları bazı emirlerin belirli koşullarla iptaline izin verir. Bu nedenle asıl soru “Ekranda iptal yazıyor mu?” değil; “Emir ne zaman TEFAS’a ulaştı, hangi aşamada, kim tarafından ve hangi kurala dayanılarak iptal edildi?” sorusudur.
Emsal kararlarda da bu ayrımın önemi görülüyor. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi, 2022/713 E., 2024/1825 K. sayılı kararında aracı kurumun gerçekleştirmediği emirden doğan ispatlanmış kâr kaybına ilişkin tazminatı uygun buldu. Ancak bu karar forex işlemi hakkındadır; 79. maddenin TEFAS’a uygulandığı bir karar olarak gösterilemez. Benzer ya da aynı emsal olma ihtimali çok düşük olduğundan kıyasen ne uygulanabilir araştırması bu anlamda önem taşımaktadır.
SPK’nın 2026/61 sayılı kararı, TEFAS üzerinden verilen ve gerçekleştirilmeyen fon satım talimatlarından doğan tutarın fon hesabına borç yazılıp öncelikle ödenmesini de düzenliyor. Kendi emrinizin bu kapsamda değerlendirilip değerlendirilmediğini anlamak için işlem yaptığınız kuruluştan TEFAS talimat numarasını, iletim ve iptal saatlerini, iptal gerekçesini ve MKK bloke hareketlerini yazılı olarak isteyin. Geleceı cevap, hem 79. madde itirazının hem de ödeme veya tazminat talebinin dayanağını belirleyecektir.