zamanında birçok şeyi kınadıysanız ama bunu hatırlayamıyorsanız "Allahım beni kendi şerrimden söylediğim sözlerken kınadığım şeylerin şerrinden koru" diye dua edebilirsiniz ve tövbe edebilirsiniz. Ve bol bol sadaka verirseniz çok güzel olur..
Bir hocam şöyle söylemişti: “Sûreler bir insanın ihtiyaçlarına göre indirilen 114 ilahî müdahaledir” Yani insan hangi sıkıntıya düşmüşse, onun ilacı Kur’an’da vardır. Bu sözün ışığında, 114 sûrenin hangi hâlde, hangi ihtiyaçta okunması gerektiğini derledim. Umarım faydalı olur.
Korona döneminde babacığım aylarca hastanede kalmıştı. O odada kimi umutla evine, kimini ise sessizce sonsuzluğa uğurladık.
Ama bir dedeyi asla unutamam. Kızı onu getirip tekrar aramasınlar diye yanlış numara bırakıp gitmişti; ne bir refakat ne bir dönüş… İnsan bazen hiç tanımadığına evlat olurken, gerçek evladı olmaktan kaçıyor.
Dedenin son gecesinde sekerat hâlinde saatlerce başında şehadet getirdim. O an anladım; vicdan bazılarına ağır bir emanettir.
Rabbim hepimize anne babamızın yüreğine huzur veren hayırlı evlatlar olmayı nasip etsin.
Büyük bir marketteyiz. Çocuğun birisi feryat figan ağlıyor, yerlerde yuvarlanıyor. Muhtemelen bir oyuncağa takmış kafayı. Üç yaş sendromu. Klasik bir patlama anı yani. Yanında babası var. Yere çökmüş, çocuğun burnunu silip: "Oğlum güvendesin. Bana ne hissettiğini söyler misin? Öfke mi? Hayal kırıklığı mı? Anlat, birlikte çözelim" diyor.
Yahu çocuk zaten duygusunu tarif edemediği için ağlıyor! Edebilse anlatır zaten, siz de çözersiniz. O an çocuğun umurunda değil felsefi analizler, "öfke mi, kırılganlık mı?" tartışmaları falan…
Birisi kararlı bir şekilde "Bu oyuncağı almıyoruz!" diyecek. Veya gidip o oyuncağı alacak. Çocuk da rahatlayacak ve hayatına devam edecek. Ama yok! Hep bir müzakere ortamı, hep duygusal terapi seansları…
"Gentle parenting" markasıyla pazarlanan bu yeni endüstride, ebeveynlere sürekli bir yetersizlik hissi satılıyor. "Bir hata yaparsam çocuğum travma yaşar" kaygısı, seminerlerle, kitaplarla ve danışmanlık hizmetleriyle ticarete alet ediliyor.
Şunu unutmamak lazım: Bazı durumlarda çocuğun kulağına "güvendesin" diye fısıldayan bir dost yerine, "Bu kadar yeter, eve gidiyoruz!" diyen bir ebeveyn gerekir. Çünkü çocuklar sınırlar içinde özgürleşir. Her konuda tercih hakkı sunmak özgüven kazandırmaz.
Bir otorite figürü olmadan çocukların dünyasında güvenli alan falan da oluşmaz.
Muhtemelen İstanbul’un suç oranı en düşük semtidir. Kimse size sarkıntılık yapmaz, içip içip çevresine zarar vermez. Sabah akşam korkmadan sağda solda yürüyebilirsin. Kavga gürültü duymazsın. Esnafı güler yüzlüdür…
UNESCO Dünya Miras Listesi’nde yer alan Edirne Selimiye Camii ve Külliyesi uzun zamandır restorasyondaydı. Şimdi kubbedeki tezyinatın (kalemişi ve hatlar) tamamen kazınıp yerine yeni bir kubbe tezyinatı yapılması kararı tartışılıyor. Burada da grup işbirliği kokusu geliyor. Eski mevcut strüktür ile yeni arasındaki zevk farkını kim çıplak gözle baksa görür. Anlaşılan bu iş ya ehliyetsizce karar altına alınıyor yahut da takım kayırmasıyla.
Mimar Sinan imparatorluk coğrafyasına, imparatorluğun sanatına kendi üslûbunu ve merkezî Osmanlı havasını veren dâhidir. Lütfen herkes 16. asır Türk mimarisine, büyük ustanın en büyük eserine sahip çıkmayı öğrensin. Sinan’ın eserleri her kulun hatta her toplumun kendi tekeline alıp harcayacağı miras değil.
Edirne Selimiye Camii'nde restorasyon adı altında yapılan tahribata son verilmelidir. Camiye, tarihe, ecdada, sanata saygı gösterin. "İş ehline verilmezse kıyameti bekle" (Hadis-i şerif). #SelimiyeyeDokunma
Özlem Gürses:
Mabel Matiz şarkı sözü yazdığı için savcıya ifade veriyor,
Manifest kıyafetlerinden dolayı turnesini iptal etmek zorunda kalıyor,
Boğaç Soydemir bir şaka programında yaptığı espri nedeniyle tutuklanıyor.
Hayal ettiğiniz Türkiye bu muydu?