📍TBMM
Bugün, Ankara Milletvekilimiz Dr. Aylin Yaman, Giresun Milletvekilimiz Elvan Işık Gezmiş, Milli Eğitim Politika Kurulu Üyemiz Prof. Dr. Armağan Erdoğan ile birlikte; Türkiye'nin farklı illerinden gelen kendi alanlarında uzman akademisyenlerimiz ve değerli psikologlarımızla Meclis'te bir araya geldik.
👉 Ülkemizde 166 psikoloji bölümü var. Her yıl 13.000 psikolog üniversitelerden mezun oluyor.
❗Ancak Türkiye’de hala psikologların bir meslek yasası yok!
TBMM’de, Türkiye’nin farklı illerinden gelen psikologları misafir ettik. Meslek yasalarının olmaması, çalışma hayatında yetki sorunları ve özlük haklarında yaşanan sıkıntılar gibi çok sayıda sorun çözüm bekliyor.
Sağlık programımızda, Dünya Sağlık Örgütü’nün sağlık tanımını yani, fiziksel, sosyal ve ruhsal iyi olma halini benimsediğimizi ve bu anlamda, psikologlara geniş bir görev alanı öngördüğümüzü belirttik.
Gölge Eğitim Bakanımız, aynı zamanda bir psikolog olan Sn Suat Özçağdaş’ın başkanlığında gerçekleşen toplantıya, Milli Eğitim Politika Kurulu Üyemiz Prof. Dr. Armağan Erdoğan ve Giresun Milletvekilimiz Sn Elvan Işık Gezmiş de katıldılar.
@TPDBilgi@Suat_Ozcagdas@ArmaganErdo@elvangezmischp
📍TBMM
Psikologlar her alanda var; fakat hepsi farklı statülerde, farklı maaşlarda, farklı haklarla çalışıyor. Önemli bir kısmı psikolog ünvanıyla çalışmıyor!
Yapılması gereken ilk iş;
👉 1219 sayılı Kanun içerisine psikolog ünvanının eklenmesidir.
👉 Psikologlar için meslek kanununun çıkartılmasıdır.
'Psikologlar Meslek Yasası' çıkartılmalı
Psikologlar, bir meslektaşlarının görevi başındayken saldırıya uğramasını protesto etmek ve mesleki sorunlara dikkat çekmek için eylem yaptı
https://t.co/uaiH3DvdgI
10 Mayıs Psikologlar Günümüz kutlu olsun isterdik!
Bugünü; kabul gören ve gözetilen bir aile üyesi gibi neşe ve huzur içinde kutlamayı isterdik. Olmadı.
Görülene kadar, duyulana kadar, 1219 sayılı yasada hak ettiğimiz yeri alana kadar bu ses susmayacak.
Biz “diğer” değiliz.
Biz sağlık meslek mensubuyuz!
#SağlıktaPsikologVar
@tcbestepe@iletisim@drmemisoglu@saglikbakanligi@sagliklicozum
Bir insanın kedisi köpeği hayvanı için o benim yavrum, kızım, oğlum demesi, ben onun annesiyim - babasıyım demesi kişiyi “deli, anormal, psikolojik olarak rahatsız” yapmaz. Kişinin o canlıyla bir bağ, bir sevgi, şefkat, merhamet, bakım ilişkisi kurduğunu gösterir ve bu hitaplar bu ilişkinin sözlü ifadesidir.
İnsanlar zaten evlerine aldıkları, bakımını üstlendikleri canlılara böyle bir yakınlık duydukları için bunu yapıyorlar. Bu insanlar delüzyonda değil, bu hitapları bir başka canlıya bir bakım - sorumluluk ifadesi olarak söylüyorlar.
Biri ben köpek annesiyim deyince kendini köpek sanmıyor. Ya da biri sen benim çocuğum var deyince cevap olarak benim de köpeğim var deyince senin çocuğuna köpek demiş olmuyor. Benim de bir bağ - bakım verme ilişkisinde olduğum bir varlık var diyor. Bu senin çocuğunla ilişkini değersizleştirmiyor, çocukla köpeği bir hiyerarşiye koymuyor.
İnsanların çocuk yapacağı varsa yaparlar, köpekleri kedileri var diye çocuk yapmamazlık etmezler zaten. Yok ben zaten çocuk istemiyorum kedi köpekle mutluyum diyene de zorla hayır kedi köpekle olmaz diye çocuk yaptırmayın zaten?
Ben evdeki kedime köpeğime oğlum - kızım demesem, müdür desem ne yapacaksınız çalışma bakanlığından inceleme mi başlatacaksınız o müdür değil, müdürse nerde iş kontratı diye. İdrak seviyemizi 7 yaş üstüne çıkarmaya gayret edelim. İnsanları rahat bırakalım.
⚠️ Bir şirkette üst düzey yöneticilik yapan Merve Nazlıoğlu, işe alacağı kişilerden beklentilerini açıkladı:
“Burası bir şirket değil. Burası bir ‘ütopya.’ Bunu tüm mülakatlarda söylüyorum.
Buraya primler, sağlık sigortası için geliyorsan hiç konuşmayalım. Burada bir hayal ve hayale adanmış hayatlar var.
‘Sen bu savaşa hazır mısın, bundan zevk alacak mısın’ diye soruyorum mülakatlarda.
Evlenirmişçesine seçtiğim insanlar bunlar. Günde 18 saat harcadığım insanlarla aynı ateşi paylaşıyor olmam çok önemli.”
Üzgün değilsin, kırgın değilsin. Amiyane deyişle, ölen kadın ve çocuk senin sikinde bile değil. Senin üzgün ve kırgın olduğun bir şey varsa, o da bu bulandırma operasyonuna katılırken aldığın tepkilerle, aslında zaten çoktan tamamen kaybetmiş olman gereken itibarına nihayet zarar geldiğini hissetmen.
Başka türlü olsaydı, doktorluk bir yana sadece insani olarak bile bu anne, bu çocuk senin umrunda olsaydı, çok saygıdeğer meslektaşların, farklı alanlardan uzmanlar ve birçok sağduyulu insan seni uyardığı halde bu rezilliği yapmaya devam etmezdin. Her ahlâkı çiğneyerek medyadan, kağıt üzerinden, sana servis edilenlerden yola çıkarak net ve iddialı bir tanı pazarlamakta ısrar etmezdin.
Zaten bu şekilde tanı koyulabiliyor olsa, ruhbilimin metinleri - bilgileri hepimize, her entelektüele, her okur yazara açık. "Doktorluk" bu olsaydı eğer, senin koyduğun tanıyı ben de koyardım ama yapmıyorum, yapamıyorum. Bir kitapta okuduğum tanı maddeleriyle bir insanda gördüklerimi karşılaştırmaktan aciz olduğum için değil. Hatta bunu senden kat kat iyi yapabilirim ama yapamam, çünkü doktorluk bundan çok daha fazlasını gerektiriyor. Üstelik, bu vakada senin bunu yapman temel ilkeleri ve ahlâkı çiğnemenin de çok ötesine geçiyor. Çünkü uzaktan tanı koymak gevşekliğiyle sınırlı kalmıyorsun; ehliyetini, titrini, şöhretini olası çok büyük bir suç vakasında kamuoyunu etkilemek ve yönlendirmek için kullanıyorsun.
Yaptığın öyle büyük bir rezillik ki "sonucu" da seni aklayamaz. Yöntemleri, usulleri, ilkeleri sonuçla aklayamazsın (şirketinin parasını yetkisizce kumara yatırıp da sonuçta şansın yaver gidip kazanırsan aklanmadığın gibi). Sonunda bu kadın için duyurduğun tanıda haklı çıksan, bu hiçbir şeyi değiştirmez. Sözgelişi, bu kadın gerçekten bir Münchausen by Proxy vakası olsa ama bu tablonun büyük bölümü de çok korkunç suç ve eziyetlere, ilgisizliğe, çaresizliğe maruz kalmasıyla ilişkili olsa ne diyeceksin? En iyi ihtimalle haklı olsan, tanın doğru olsa ama aynı zamanda kadın ve çocuk büyük bir suçun kurbanları da olsa ne diyebilirsin? Sen vakayı bir tanıya, kadının arızasına indirgeyip, kamuoyuna "ortada başka bir suçlu yok" mesajı vermek için kıçını yırtmışsın, bundan sonrasında bu kadın ve çocuğun herhangi bir mağduriyetine dair ne diyebilirsin?
Kısacası kırgın değilsin. Biraz kızgınsın, tamam. Tam istediğin gibi gitmedi diye kızgınsın. "Hem alet olayım, ilkesiz olayım, hem de çok itibarlı olmaya devam edeyim, nasıl olsa papağan gibi üç beş klişeyle her eleştiriyi itibarsızlaştırırım" planın bu sefer tam da tutmadı diye kızgınsın. Ama hayır, bu anne ve bu çocuk senin s-i-k-i-n-d-e d-e-ğ-i-l.
(Muhtemelen bloklarsın, alıntı görünmez diye ayrıca ekran görüntüsüyle.)
Ne bu, Sağlık Bakanlığının yeni Pavlov deneyi mi?
Şişir istatistiği kap ödülü!
Binlerce psikoloğu, milyon liralık ücretli yüksek lisansa mecbur bırakıp, sonra bunu ödül olarak vermek.
İlla ödullendirme olacaksa niceliğe değil niteliğe bakılsın.
Klinik yüksek lisans çok şart ise yüksek lisans ücretleri ulasilabilir kılınsın...
@saglikbakanligi@YuksekogretimK@TPDBilgi
Bir hekim sosyal medyada böyle bir teşhis koyabilir mi?
Muayene etmediğiniz kişi hakkında nasıl ve neden teşhis koydunuz?
Mesleki otoritenizi kullanarak ölmüş biri hakkında neden damgalama yapıyorsunuz?
Adli süreçteki vakalar hakkında kesin teşhis açıklamak sakıncalı olduğu halde yargıyı ve adli süreçleri neden etkiliyorsunuz?
Muayene etmeksiniz koyduğunuz yanlış teşhisin mağduru itibarsızlaştırılması riskini hangi etiğe sığdırdınız?
anneyle görüşmemiş, çocuğu değerlendirmemiş, klinik dosyaları görmemişsiniz. Buna rağmen kesin sendrom teşhisi koyuyorsunuz.
Neden?
Ölen bir kişiye psikiyatrik teşhis atfediyorsunuz. post-mortem psikiyatrik tanı gibi sunuyorsunuz.
Adli psikiyatrik inceleme mi yaptınız?
Yazdığınız her şey Aile Bakanlığı açıklamasına bazı hastane süreçlerine dayanıyor.
Niye?
annenin beyanı, avukat dosyası bağımsız uzman raporları nerede? Mağdurun sesini duymak zahmetine bile girmemişsiniz..
Teşhisiniz çok ağır bir itham,
çocuk istismarı, manipülasyon, kasıtlı zarar verme anlamına gelebilir.
bu tanıyı nasıl kanıtsız şekilde dile getirebiliyorsunuz?
Daha da vahimi bütün bunları neden Aile Bakanlığının reddeden tutum diyerek mağduru sorumlu hale getirdiği açıklamasını alıntılayarak yapıyorsunuz?..
Bunun ne anlama geldiği açık, bunu siz de bütün ülke de biliyor. Bunu hangi iyi niyet laflarının altına saklarsanız saklayın görülüyor.
Bildiğimizi bilin istedim.
Arkadaşlar hasta muayene edilmeden tanı konmaz. Hele hele muayene ile bile çok zor tanılandırılan Munchausen gibi durumların tanısı hiç konamaz. Bilgisayar başına oturup bu tanıyı koyduğunu iddia eden ya cahildir, cahil değilse de manipülatiftir, art niyetlidir.
Bir kadının yıllarca hukuk mücadelesi verip sesini duyuramaması ve sonunda kızıyla birlikte ölü bulunması, "psikolojik bir rahatsızlık" denilerek kapatılamayacak kadar ağır bir toplumsal ve hukuki trajedidir. Annenin yardım çığlıklarını görmezden gelip, vefatından sonra onu "hastaydı" diye yaftalamak, maalesef Türkiye'deki kadın cinayetleri ve istismar davalarında sıkça gördüğümüz bir "sorumluluktan kaçma" refleksi. Aşağıdaki tweete gelince..
1- MBP teşhisi koyabilmeniz için annenin semptom uydurması gerekir. Oysa dosyada çocuğun anneden bağımsız, özgür iradesiyle verdiği istismar beyanı ve bu beyanı destekleyen adli tıp raporları var. Çocuğun bedenindeki ve ruhundaki izler "anne hayali" değil, sistemin görmezden geldiği birer kanıttır.
2- Kadın hayattayken "Öldürülürsem intihar demeyin" diyerek faili işaret etti. Bir kadının can güvenliği için çabalamasını "hastalık belirtisi" veya "hastane takıntısı" olarak yorumlamak, failin şiddetini meşrulaştırıp faturayı mağdura kesmektir.
3- Annenin hastaneden veya sistemden uzaklaşma çabası bir "psikiyatrik kaçış" değil; istismarcının korunduğu, kendisinin ise suçlandığı bir düzende evladını kaybetme korkusudur. Sisteme güven duymayan bir anneyi "iş birliği yapmıyor" diye yaftalamak, o güvensizliği yaratan mekanizmayı aklamaktır.
4- Ortada bir "genişletilmiş intihar" değil, çalmadık kapı bırakmayan bir kadının tüm kapıların yüzüne kapanması sonucu itildiği bir uçurum var. Bir uzmanın görevi bu kadını ölüme sürükleyen toplumsal ve hukuki duvarları analiz etmektir; ölmüş bir kadına uzaktan, dayanaksız teşhisler koyarak Bakanlığı savunmak değil.
Bu olay intiharsa da cinayettir, değilse de cinayettir. Bilimi, ihmallerin üzerine örtülecek bir çarşaf gibi kullanan bu "sosyal medya teşhirciliğini" reddediyorum!
Hayatta yaptığı her seçimin bir eksiklik yaratacağını kabullenebilmek insanın dönüm noktalarından birisi. Bunun için o eksiğin ve belki kaybın yasına da hazır olmak gerekir tabii.
Onurunu mu özgürlüğü mü seçecek meselâ bir kişi. Sevgiyi mi sorumluluğu mü seçecek bir başkası. Opsiyonları mı tutacak yoksa bir seçenekte karar mı kılacak?
Doğru cevabı olmayan sorulara kendisi için doğru olabilecek bir yanıtı seçmek, aynı zamanda bir eksiklikle yüzleşmek ve bunun yasını tutmak da demek.
Hangi eksiğe razı, hangisine değil? Bazen bütün mesele bu.
Sağlık Bakanımız Sn @drmemisoglu , altyapıyı hazırlamadan müjdeler verince, çözümü hafta sonu mesaisinde arıyor. Mevcut sağlık meslek gruplarını, sayıları yeterli olmayan Sağlıklı Hayat Merkezleri’nde mesai dışı çalıştırmak, nitelikli bir sağlık hizmeti üretmediği gibi, çalışanı tüketen, iş barışını bozan ve sağlıkta şiddet ortamına zemin hazırlayan bir modeldir.
Çözüm, sağlık hizmeti sunumunun doğru kurgulanması ve atama sayılarının artırılmasıdır.
#HaftaSonuDayatması