Obsesiflerin, narsistlerin, paranoyakların, histeriklerin *anksiyete bozukluğu* tablosuyla psikiyatriste gelmeleri çok sıktır. Ama anksiyete kendi başına bir örüntü oluşturmaz, birçok kişilik örüntüsünde semptom şeklinde tezahür eder.
Türkleri bir kişilik yapılanması olarak kategorize edecek olsaydım borderline derdim ben.
Bir gün göklere çıkarıp ertesi gün yerin dibine sokmamız, insanları ve fikirleri hep iki uçta, iyi-kötü, dost-düşman, bizden-onlardan diye ayırmamız, ya sev ya terk et'çiliğimiz, sevgiyle öfkeyi bir arada hissetmekte zorlanmamız...
Splitting bizde ata sporu. Üstelik olup biteni daima çok yoğun duygulanımlarla, dipler ve tepelerle yaşıyoruz. Topluma tanı koyulabilse ben ülkemize borderline derdim yani.
@timasyayingrubu Nazan Bekiroğlu için çıkardığınız kitap setlerini gördüm. Nar Ağacı romanına ithafen yaptığınız kitap ayracına nasıl ulaşabilirim? Kitap son zamanlarda okuyup da lezzeti hem damağımda hem kalbimde kalan bir kitap.
@napmisimkiyaa Aynı hisler, aynı yalnızlıklar..İnsan evine girdiğinde insan kokusunu arıyor çünkü evin yalnızlık kokuyor. Sarılmanın, birinin dizlerine yatmanın, kapıyı çaldığında açacak birinin olması, yemek kokusunun evinden geldiğini bilmek çok kıymetli duygular.
Bu havada yapılacak en guzel şeylerden biri ders çıkışı eminönünde üni öğrencisi olarak takılmaktır. Ben 500km öteden 27 yaşımda hala o günleri özlüyorum evet
En itici insan tiplerinden biri de burçlarına göre kendilerini yüceltmeyi sevenler, her davranışını burcuna yoranlar. Hayır sen sorumluluk almaktan kaçan, yanlış davranışlarına kılıf uydurup sanki masummuş gibi üste çıkmaya çalışan birisin
@zbbeyzz Ben de nişanlımı ilk gördüğümde vücudum irkilmişti. Bana doğru öyle bir yürümüştü ki "nihayet birbirimizi bulduk, ben seninle evleneceğim" bakışı vardı. Hemen aşık olmadım ama o sıcaklık hala kalbimde beni ısıtıyor.
Ek olarak yolda yürürken ayağına takılan taşı anlatabildiğin, onun şefkatine sığınabilecegini bildiğin, ruhunu dinlendirebildigin, telaşsız, dünyayla savaşındaki ara bulucusu...Sevgi; önemsemek, önceliklendirmek ve bilmek istemektir biraz da ve onda şüphe de gri alan da yoktur.
sevildiğimizi de hep kelimelerden önce hissediyoruz aslında. sarılırken bizi biraz daha fazladan tutan kollar, o göğüste hissettiğimiz sıcaklık, gözümüzün içine bakılarak dinlenen cümlelerimiz, gerçekten merak edilen günümüz, bize bakarken ışıl ışıl parlayan gözler, temas etmek için kollanan fırsatlar, daha uzatmadan tutulan elimiz, uzadıkça uzayan iyi geceler ritüelleri (sen kapat, hayır sen kapat da buna dahil 😍 ).. kendimizi bu küçük işaretlere bırakabildikçe ilişki de başlıyor.
Bir yerden sonra bağ kurmak da zorlaşıyor arkadaş, aile, sevgili fark etmiyor bu durumda. Insanlara yabancılaşırken kendi içine dönüyorsun. Kendini tanımaya ve kendinle yeniden tanışıyorsun. Ve bir de zamanla babana benzemeye başlıyorsun.
Hiçbir yer… İstanbul’dan gittikten sonra dönemezsin de o karmaşadan çıktıktan sonra ben burada nasıl yaşamışım dersin ama başka hiçbir şehri de İstanbul kadar sevemezsin 🥲