İslam vaizi Zakir Naik Londra'da bir taksiye bindi ve taksi şoförüne yüksek sesle şöyle dedi:
- Kardeşim lütfen radyoyu kapat çünkü Kur'an-ı Kerim'in buyurduğu üzere müzik dinlememe izin verilmiyor çünkü peygamber zamanında müzik yoktu özellikle batı müziği kafirlerin müziğidir.
Taksi şoförü kibarca radyoyu kapattı, taksiyi durdurdu ve kapıyı açtı.
Zakir ona sordu:
- Ne yapıyorsun kardeşim... ;
Taksi şoförü kibarca cevap verdi:
- Peygamber devrinde:
Hiç taksi yoktu.
Bomba falan yoktu.
Hiç kestirme yol yoktu.
Camilerde yeni doğanları,
yaşlıları ve hastaları ürkütücü saatlerde uyandırmak için hoparlör yoktu.
İntihar bombalaması yoktu.
AK 47 yoktu.
Her yerde huzur vardı...
Yani kapa çeneni, dışarı çık ve bir deve bekle...
Ders saatlerinin gün ışığına göre planlanmamasını ve eğitimin protokoller aracılığıyla tarikat ve cemaatlere teslim edilmek istenmesini, ellerimizde fenerlerle protesto ettiğimiz "Eğitimde Karanlığa Hayır!" eylemimiz Fox Tv Ana Haber'de yer aldı.
@FOXTurkiye @FOXhaber @tcmeb #karanlıktaegitimehayır
Sevgili veliler, eğitime ve çocuklarımıza gelin hep birlikte sahip çıkalım!!!
Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin’in itiraf niteliğindeki açıklamasından da anlaşılacağı üzere, siyasi iktidar imzaladığı protokoller ile okullarımızı tarikat ve cemaatlere açmıştır, daha fazla açmaya da devam edecektir.
Siyasi iktidarın kamusal sorumluluğu olan her alanı yeşil sermayeye, tarikat ve cemaatlere bilinçli olarak açtığı, yurttaşları bu tür gerici yapılara mahkum ettiği bu ortamda anlaşılan o ki çocuklarımızı korumak için tüm demokratik kitle örgütlerine ve her bir yurttaşa daha fazla sorumluluk düşüyor!
Bir kez daha altını çizmek isterim ki; veli izin belgesi olmadan, İmzalanan hiçbir protokol kapsamında çocuklarımıza yaklaşılamaz!
Ancak alandan aldığımız bilgiler ve Milli Eğitim Bakanının Meclis kürs��sünden söylemeye cesaret ettiği sözler gösteriyor ki izin belgesi olmaksızın bu protokoller kapsamında çocuklarımız, devlet eliyle tarikat ve cemaatlere, eğitim bilimi ve pedagojiden bihaber kişilere teslim ediliyor ve anlaşılan o ki daha fazla teslim edilmeye de devam edilecek.
Sevgili veliler,
Çocuklarımız eğitimci olmayan kişilere, laik, bilimsel ve karma eğitim karşıtlarına, tarikat ve cemaatlere asla teslim edilemez.
Çocuklarınızı korumak adına, şimdiden MEB’in tarikat ve cemaatlerle imzaladıkları protokolleri reddedin. Sizlerden izin almaksızın yaratılmak istenen fiili duruma hep birlikte karşı duralım! Okullara bir an önce DİLEKÇE VEREREK müfredat dışı etkinliklere çocuklarınızın katılmasını istemediğinizi belirtin. İsteğiniz dışında çocukların bu tür yapıların faaliyetlerine katıldığını tespit ederseniz tüm ilgililer hakkında suç duyurusunda bulunacağınızı belirtiniz. Tüm eğitim emekçilerini de yaşanan her türlü olumsuzluğu bizlerle paylaşmaya davet ediyoruz.
“Çocukları korumak, vatanı korumaktır” anlayışıyla eğitime ve çocuklarımıza sahip çıkalım!
Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin TBMM’de yaptığı itiraf niteliğindeki konuşmada, “Tarikat ve cemaatlerle protokol yapmaya devam edeceğiz” diyerek, eğitimi dinselleştirme konusunda artık amaçlarını saklama gereği bile duymadıklarını göstermiştir.
Yıllardır çocuklara karşı işledikleri suçlarla gündeme gelen tarikat ve cemaatleri, “sivil toplum örgütü” (STK) olarak tanımlaması da bu yapıları meşrulaştırmaya çalışmaktan başka bir şey değildir.
Bu meşrulaştırma çabası için daha da ileri giden Bakan Tekin’in “Çünkü onlar çocukların dağa çıkmasını engelliyor” şeklindeki sözleri bir zafiyetin de itirafıdır.
İddia edildiği gibi “çocukların dağa çıkma tehlikesi” varsa bunu engellemek tarikatların, cemaatlerin değil, devletin görevidir. Milli Eğitim Bakanlığı bunun önüne geçmek için tarikatlara mı muhtaçtır?
Bakan Tekin’in vahim açıklaması hem itiraf hem ihbar niteliğindedir.
Bunun peşini asla bırakmayacağız! İtiraf niteliğindeki bu açıklamayı yargıya taşıyacağız. Ülkemizin geleceği olan öğrencilerimizi kimsenin karanlık düşlerine feda etmeyeceğiz!
Atatürk’ün davetlisi olan yabancı konuklar, bir sohbet sırasında Sabiha Gökçen’den uçağı ile bir Balkan turu yapmasını, başkentlerine gelerek kendilerinin konuğu olmalarını isterler. Bu davete hem Atatürk, hem de Sabiha Gökçen olumlu cevap vererek, teşekkür ederler. Yalnız Sabiha Gökçen, böyle bir tur için hazırlanması gerektiğini bildirerek bir aylık süre ister.
Sabiha Gökçen gerçekleştirdiği bu turu şöyle anlatır: Amerika’dan yeni alınan Volti tipi askerî uçaklarla ve getirilen Amerikalı uzman pilot Jack ile, hemen çalışmalara başladım. Uçağın özelliklerini öğrendikten sonra, yurt içinde bazı uçuşlar yaptım. Güzel bir havada yarım Türkiye turu yapmak üzere İstanbul’dan hareket ettim. İlk olarak Köyceğiz’e, oradan Tuz gölüne ve sırasıyla Ankara’ya, Zonguldak üzerinden de İstanbul’a dönerek, havada yarım Türkiye turunu beş buçuk saatte tamamladım. Artık Balkan turu için hazırdım. Fakat Atatürk, hastalığı nedeniyle her geçen gün biraz daha çöküyor ve yatağa bağlanıyordu. Bu yüzden hayatımda ilk defa Gazi Paşa’ya yalan söyleyerek, bu tur için hazır olmadığımı özür dileyerek bildirdim. Gezimi ertelemek için ileri sürdüğüm özürün gerçek nedenini hemen sezinleyip:
-“Hastalığım süresince benden ayrılmak istemediğini biliyorum. Ama seni davet edenlere verdiğin sözü unutma. İnsanlar sözlerinde durdukları sürece saygınlık kazanırlar. Bir kere söz verdik. Türk sözünden dönmez. Sen görevini yaparken, ben de hastalığımı yenmeye çalışacağım ve dönüşünü bekliyeceğim” dedi.
16 Haziran 1938 günü, Atatürk’ün isteği üzerine, tek başıma Balkan turuna başladım. İlk ziyaret yerim Atina olacaktı. Veda için yanına gittiğimde:
-“Birkaç saat sonra senin Balkan turuna çıktığını ve Türk kadınını göklerde şerefle temsil ettiğini dünya radyoları yayınlayacaklar. Gittiğin yerlerde gazeteciler seninle konuşma yapacak ve fotoğraflarını çekecekler. Sordukları her soruya açıkça cevap ver. Barışçı bir ülkenin kızı olduğunu, yurtta ve dünyada barışı arzu ettiğini, her Türk gibi bunu gönülden istediğini söylemeyi unutma.”
-"Sizi mahcup etmeyeceğim Paşam. Türk kadınlarını şerefli üniformam ile Türklüğe lâyık bir şekilde temsil etmek için elimden geleni yapacağım” diyerek elini öpüp veda ederken benden, Selânik’e gidip doğduğu evi de görmemi ve dönüşte kendisine anlatmamı istedi.
Uçağımla havalandıktan sonra, Savarona’nın üstünden uçarak ona gök yüzünden de veda ettim.
İlk ziyaret yerim Atina idi. Rotamı çizerek yola koyuldum. Tam saatinde Atina’ya vardım. Beni alanda meraklı bir kalabalık ve büyük elçimiz Ruşen Eşref Ünaydın karşıladı. Hava alanında askerî törenle karşılandım. Millî Mars’ımız çalınırken, elimde olmadan sevinç göz yaşları döktüğümü anımsıyorum. Gece verilen şölende Selânik’e de giderek Atatürk’ün doğduğu evi ziyaret etmek istediğimi söyledim. Sabahleyin Selânik’e uçtum. Selânik’e ayak bastığımda kendimi yurdumda hisseder gibi oldum. Adeta Atatürk’ün varlığını ve nefesini yanımda hisseder gibiydim.
Balkan turunu tamamlayarak, Bükreş’ten İstanbul’a hareket ettim. Türkiye toprakları üzerinde uçarken, dünyada bundan daha güzel bir yurt parçası olamayacağını düşünüyordum. Yeşilköy Hava Alanı’na inince beni bekleyen kalabalığı selâmlayarak, doğruca Savarona’ya gittim. Atatürk kamarasında istirahat ediyordu. Beni güçlükle kucaklayarak: Gökçen, döndüğüne sevindim. Başarınla beni nasıl memnun ettiğini bir bilsen” dedi. Daha sonra, Selanik’te neler yaptığımı ve doğduğu evi görüp görmediğimi sordu. Gazi Paşa’ya izlenimlerimi uzun uzun anlattım. Doğduğu evdeki izlenimlerimi anlatırken, gözleri doldu ve:
-“Güzel Selanik” diyerek özlemini dile getirdi.
Kaynak: ATATÜRK ARAŞTIRMA MERKEZİ DERGİSİ
Tırı vırı eğitim sendika başkanı: En düşük öğretmen maaşı 24 bin lira olacak vaadi verilmişti, bu vaat yerine getirilmelidir.
Sunucu: Vaat yerine getirilmezse ne yapacaksınız?
Tırı vırı eğitim sendika Başkanı: Teneffüste çay içmeme eylemi yaparız.
Sunucu: Yine verilmezse.
Tırı vırı eğitim sendika başkanı: Öğle arasında derse girmeme eylemi yaparız.
Sunucu: Başkanım suç sizde değil. Suç size üye olan binlerce öğretmende!
Teşekkürler.
İşçi kardeşlerimizi hayırlı olsun . Memurlarda açlığa mahkum edildi. En düşük işçi maaşı en düşük memur maaşının iki katı oldu
Memur sen ve üyelerine hakkım zehir zıkkım olsun
#İşçiyeVarMemuraYok
Bazı memurlar, sarı sendika genel başkanlarının yorumlarına, “İSTİFA ET” diye tepki koyuyor. Kardeşim adamın işi zaten sendikacılık değil, işi yalakalık. Adamlar, bu maaşlara, şartlara rağmen üye buluyor mu? Hem de nasıl! Bence başkanlardan önce, herkes kendini sorgulamalıdır.
@Halkbank#kucukcekmecedehalkbankrezaleti
Halkbank eğitim emekçilerine hak ettiği değeri artık göstermeli, rahatsız edici tavrından vazgeçmelidir. Promosyon güncellemesi şart !
Öğretmen velinin stres topu, liyakatsiz yöneticinin emir kulu, saygısız öğrencinin sabır küpü, sistemin memuru değildir. Öğretmenlik bilimsel yönü olan, kuram-uygulama becerisini bünyesinde barındıran, duyuşsal hedefleri olan, değerlerle bezenmiş kutsal, profesyonel bir meslektir
Depremden ders çıkardık diyenlere gülüyorum. Ders mers çıkarmadılar. Çıkarsalardı Karabük Üniversitesi Safranbolu Mimarlık Fakültesine hem de depremden sonra İlahiyat mezunu dekan atamazlardı. İsteyen ara��tırsın. Adı Muhittin Kapanşahin.
DEPREMDE GÖRDÜKLERİM:
1- Kıracısını beş bin, on bin gibi rakamları veremediği için çıkaran ev sahibiyle kiracısını aynı çorba kuyruğunda gördüm.
2- Erzak dağıtırken “bu bana yeter, biraz benden sonrakilere ver diyen köylüler gördüm.
3- Dağıtım sırasında bizi zorla evine götürüp