30 Ağustos, Türk Milletinin bağımsızlık ve özgürlük iradesinin tarihe altın harflerle yazıldığı gündür.
Başkomutanımız Gazi Mustafa Kemal Atatürk başta olmak üzere, bu büyük zaferi bizlere armağan eden tüm kahramanlarımızı saygı ve rahmetle anıyorum.
30 Ağustos Zafer Bayramımız kutlu olsun! 🇹🇷
Bir tarafta Malazgirt’te Anadolu’nun kapılarını açan Sultan Alparslan, diğer tarafta Büyük Taarruz’la bu toprakları sonsuza dek vatan yapan Gazi Mustafa Kemal Atatürk… 26 Ağustos, Türk milletinin tarih yazdığı gündür. Kahramanlarımızı rahmet ve minnetle anıyorum. 🇹🇷
Gazisine vefası olmayan bir milletin bekası olmaz!
Haklarını arayan gazilerimize yapılan polis müdahalesini, bu talimatı verenleri şiddetle kınıyorum. Yazıklar olsun!
Milli Eğitim Bakanlığı yayınladığı “2026 - 2027 Eğitim Öğretim Yılına İlişkin İş ve İşlemler” genelgesinde; okullarda öğretmenlerin öğrencilere pkklıları cezaevinden çıkaran Çerçeve Yasa’yı anlatmasını istemiş. pkklıları nasıl affettiğinizi okullardaki çocuklarımıza mı anlatacaksınız? Okullar sizin yanlış politikalarınızı topluma kabul ettirmek için kullanacağınız propaganda merkezleri değildir. Bu genelgeyi derhal iptal edin ve aklınızı başınıza alın!
17 Ağustos 1999…
Bir gecede binlerce canımızı yitirdik. Binlerce aile yarım kaldı, milyonlarca insanın hayatında derin izler bıraktı.
Aradan yıllar geçse de acısı dinmedi. Çünkü deprem değil, hazırlıksızlık öldürür.
17 Ağustos’u unutmamak; kaybettiklerimizi anmak kadar, bir daha aynı acıları yaşamamak için bilimden, liyakatten ve sağlam yapılaşmadan vazgeçmemektir.
Hayatını kaybeden tüm vatandaşlarımızı rahmetle anıyorum.
Unutmadık. Unutmayacağız. Unutturmayacağız.
11 Ağustos 2017 tarihinde Trabzon’da PKK teröristlerce yapılan saldırıda 15 yaşındaki Eren Bülbül şehit oldu. Olay sırasında Eren’i korumak için üzerine kapanan kahraman şehidimiz Astsubay Kıdemli Başçavuş Ferhat Gedik’in vücudundan 41 mermi çıkarıldı. Yer Trabzon, ölen 15 yaşındaki çocuk, üzerinden 41 mermi çıkan 41 yaşında şehit!
Bu millet sizi affetmez!
2023’te rakibini PKK ile gizli iş birliği yapmakla suçla, “Bunları seçerseniz Apo’yu serbest bırakırlar” diyerek milleti korkut.
Aradan üç yıl geçsin…
Bugün, dün suçladıklarınla aynı süreçte buluşup PKK’lıları affetmek için yasal düzenleme yap.
Peki şimdi ne oldu ?
Dün söylediklerin mi yalandı, bugün yaptıkların mı?
Eğer bugün yaptığın doğruysa, 2023’te millete anlattıkların neydi?
Terörün bitmesini herkes ister. Benim itirazım buna değil.
Benim itirazım; “terörü bitiriyoruz” paketi ile sunulan ülkeyi bölünmenin eşiğine sürükleyen bir sinsi planın ilk adımının atılmasınadır.
Daha önce de “merak etmeyin, böyle olmayacak” denildi ve defalarca aldatıldınız.
“Hayır öyle değil” diyenlerin hepsi ileriyi göremeyen daha önce de defalarca aldatıldık diyenlerdir.
Devlet yönetiminde sizin saflığınızın bedelini millet ödemek zorunda değildir!
Bu ülke sizin deneme tahtanız, milletin iradesi de siyasi hesaplarınızın malzemesi değildir!
Hazine ve Maliye Bakanı’na göre Türkiye’de kişi başına gelir 18 bin dolarmış. Yani her vatandaş yılda yaklaşık 850 bin TL gelir elde ediyormuş.
Milyonlarca insan asgari ücretle geçiniyor, bu aylık 28 bin, yıllık 336 bin TL eder. Milyonlaca emekliye ayda 23.500 TL, yılda 282 bin TL veriyorsunuz. Hani nerede 850 bin TL?
Zengin ettikleriniz üzerinden yaptığınız uydurma hesapların gerçeklikle hiçbir karşılığı yok! Yeter artık sayılara ve bu millete eziyet çektirdiğin Mehmet Şimşek. Düşün bu milletin yakasından.
Cumhuriyet’in kuruluş felsefesi etnik kökene değil, ortak tarih, ortak kader ve ortak vatandaşlık bilincine dayanan Türk milleti anlayışı üzerine inşa edilmiştir.
Mustafa Kemal Atatürk, Nutuk’un sonunda gençliğe seslenirken, “Muhtaç olduğun kudret, damarlarındaki asil kanda mevcuttur.” diyerek bu devletin dayanağının ortak milli irade ve milli bilinç olduğunu vurgulamıştır.
Yine Atatürk, “Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran Türkiye halkına Türk milleti denir.” sözüyle millet tanımını etnik değil, siyasi ve tarihi bir birlik olarak ortaya koymuştur.
Bugün bu temel anlayışı zedeleyecek, aynı vatan üzerinde ikinci bir siyasi ulus oluşturma arayışına kapı aralayacak her girişim, Cumhuriyet’in kuruluş felsefesiyle bağdaşmaz.
Yaklaşık iki asırdır bu coğrafyada etnik fay hatlarını kaşıyarak Türkiye’yi zayıflatmaya çalışan emperyal akıl değişmemiştir. Değişen yalnızca yöntemleridir. Dün silahla ve işgalle denenenler, bugün hukuk, siyaset ve kimlik tartışmaları üzerinden yürütülmektedir.
Terör örgütü liderinin “çerçeve yasa bin kilometrelik yolun ilk adımıdır” ifadesi bu talihsiz sürecin kendi bakış açısından nasıl değerlendirildiğini açıkça göstermektedir.
Atatürk’ün milliyetçiliği ayrıştıran değil birleştiren, ırka değil ortak vatana ve ortak geleceğe dayanan bir milliyetçiliktir.
Bu nedenle Türkiye’de ikinci bir siyasi millet anlayışını meşrulaştırabilecek adımlara destek vermek ciddi bir çelişkidir.
Bu coğrafya yüzlerce yıl boyunca farklılıklarını Türk milleti çatısı altında yaşatmış, bağımsızlığını da bu birlik sayesinde korumuştur.
Türk milleti tektir. Türkiye Cumhuriyeti de bu milletin ortak devletidir. Bu temel ilkeyi aşındıracak her düzenleme, kısa vadeli siyasi hesapların ötesinde, gelecek nesillerin güvenliğini ve Cumhuriyet’in bütünlüğünü ilgilendirir.
Tarih, milli birlik konusunda yapılan hataları da bu hatalara kayıtsız kalanları da mutlaka kaydeder.
Ne mutlu Türküm Diyene.
Bugün gelinen noktada, bu iktidarın ülkeyi yönetemediği; adaletten eğitime, ekonomiden tarıma, sağlıktan çevre ve hayvan haklarına kadar hemen her alanda açıkça görülmektedir. Topluma bu denli büyük bir refah kaybı yaşatan, insanların geleceğe dair umutlarını törpüleyen bir anlayışın uzun vadede ayakta kalması mümkün değildir.
Ancak bu tablonun değişmesini geciktiren bir başka gerçek daha var. Halkın önemli bir kesiminin umut bağladığı muhalefet, “nasıl olsa kazanıyoruz” rehavetine kapılarak siyasetin en temel ilkelerinden biri olan kurumsal kaliteyi göz ardı etmektedir. Oysa siyasette de bir kalite kontrol mekanizması olmalıdır. Sorumluluk sahibi, ahlaklı, liyakatli ve topluma hizmet etmeyi amaçlayan kadrolar yerine; ahbap-çavuş ilişkileriyle öne çıkan, makam ve maddi çıkar hırsını önceleyen isimlerin tercih edilmesi, değişim umudunu zayıflatmaktadır.
Toplum artık sadece iktidarın yanlışlarını değil, muhalefetin eksiklerini de görmektedir. Türkiye’nin ihtiyacı; kişiler üzerinden yürüyen siyaset değil, liyakatin esas alındığı, ahlakın ve hesap verebilirliğin egemen olduğu güçlü kurumsal bir siyaset anlayışıdır. Gerçek değişim ancak bu anlayışla mümkündür.
Almanya/Stuttgart Devlet Operası'nın 10 Nisan 2027'de sahnelemeyi planladığı "Atatürk – Mustafa Kemal Efsanesi" operası sıradan bir sanat etkinliği değil.
Bunu bizzat operanın resmî tanıtım metni ortaya koyuyor. Tanıtımda Atatürk'ün "otoriter güç iddiası", milliyetçilik, sürgün, şiddet ve tarihsel suçlar ekseninde ele alınacağı, Almanca, Türkçe, Ermenice, Kürtçe, Fransızca, Yunanca ve İngilizce bir anlatı kurulacağı açıkça belirtiliyor.
Almanya'nın böyle bir operayı sahneye koyması iyi niyetli değildir.
İki ayrı dünya savaşına ve milyonlarca masum insanın ölümüne neden olmuş; 1945'ten sonra ABD tarafından işgal edilmiş, bugün dahi dış politikada tam bağımsız hareket etmekte zorlanan, Kuzey Akım sabotajının hesabını bile soramayan Almanya'nın sözde sanatçıları çökmüş bir imparatorluğun enkazından emperyalizme karşı Kurtuluş Savaşı vererek bağımsız Türkiye Cumhuriyeti'ni kuran, kulu vatandaş, ümmeti millet yapan uçurumun kenarında Orta Asya'ya sürülmeyi bekleyen ülkeyi laik ve çağdaş bir devlete dönüştüren Mustafa Kemal Atatürk'ü hangi tarihî ve ahlaki üstünlükle bir operada yargılamaya kalkmaktadır?
Üstelik bu girişim tesadüf değildir. Son yirmi yılda Atatürk, Türkiye'de özellikle genç kuşaklar tarafından yeniden keşfedilmiş, milletin Atasına bağlılığı her ortamda görünürlüğünü artırmış ve aynı ilgi Avrupa'daki Türk gençliği arasında da hızla güçlenmiştir.
Tam da bu dönemde Atatürk'ün tarihsel mirasını "otoriterlik" ve benzeri kavramlarla yeniden tanımlamaya çalışan bir opera sahneye konulmak istenmektedir.
Almanya'nın uzun yıllardır Türkiye'yi etnik ve mezhepsel fay hatları üzerinden değerlendiren, PKK'ya yönelik yaklaşımı ve geçmişte "Anadolu Federal İslam Cumhuriyeti" gibi Türkiye'nin bütünlüğünü tartışmaya açan projelerin dolaşıma girdiği siyasi atmosfer de hatırlandığında, bu opera yalnızca sanatsal bir çalışma olarak görülmemelidir.
Aşağıda gösterilen tanıtım afişi bile operanın librettosunun ip uçlarını şimdiden veriyor. Mustafa Kemal Atatürk'ü temsil etmek yerine, tarihî gerçeklikle hiçbir bağı olmayan anonim ve kimliksiz bir figür tercih edilmiş. Bu bir estetik seçimden öte, tarihî şahsiyeti bilinçli biçimde sembolleştirip yeniden kurgulama girişimidir. Aynı anlayış, tanıtım metninde Atatürk'ü "otoriter güç iddiası" üzerinden okumaya çalışan sakat yaklaşımın görsel yansımasıdır. Kısacası eser sahnelenmeden verilen mesaj belli. Amaç tarih anlatmak değil, tarihi yeniden yorumlamaktır.
Türk kamuoyu bugüne kadar Ermeni, Pontus ve benzeri iddialar üzerinden üretilen film, belgesel ve kültürel kampanyalara tepki göstermiştir.
Bu konuda da sosyal medyada ve Almanya'da yaşayan vatandaşlarımız tarafından gereken tepki süreci başlatılmıştır. Ancak bu devam ettirilmelidir.
Sosyal medyada güçlü ve demokratik bir kamuoyu oluşturulmalı, Stuttgart Operasının bu eseri sahnelememesi için meşru ve hukuki zeminde her vatandaş sorumluluk almalıdır.
Şampiyon Türkiye! 🇹🇷
Millet Ligi Finali’nde rakibini mağlup ederek şampiyonluğa ulaşan Filenin Sultanları’nı yürekten kutluyorum. Sizinle gurur duyuyoruz. ❤️
“Vatan bir bütündür, parçalanamaz!”
Erzurum Kongresi’nin 107. yıldönümünde Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşlarını saygı ve rahmetle anıyorum. Erzurum Kongresi ruhunu ilelebet yaşatacağız.