Kaynak ve imkân var ama doğru yönetim yok.
Faize bulunan kaynak, üreticiye, çiftçiye, esnafa ve emekliye yönelse; Türkiye’nin potansiyeli yeniden ayağa kalkar.
Biz faiz lobilerine değil sadece üreten Türkiye’ye yatırım yapacağız.
HSYK’nın yapısını değiştirirken millete sormak popülizm değildi.
Cumhurbaşkanını halk seçsin mi diye millete sormak da popülizm değildi.
Ama canımıza kıyanları affedelim mi, affetmeyelim mi diye millete sormak popülizm öyle mi?
#OnlaraDeğilMilleteSorun
Sayın Şimşek, petrol fiyatları yükselirken “Vatandaşa zamların etkisi daha az yansısın diye vergilerin bir kısmından vazgeçiyoruz” demiştiniz.
Bugün ne değişti?
Akaryakıttaki %6'ya yakın indirim fırsatı ÖTV artışıyla geri alındı. Vatandaşın cebine girecek para yeniden hazineye yönlendirildi.
Enflasyonla mücadele dediğiniz süreçte, ulaşım maliyetlerini düşürecek bir imkânı da ortadan kaldırdınız.
Genel Başkanımız Sayın Yavuz Ağıralioğlu, yarın düzenleyeceği basın toplantısında ‘Terörsüz Türkiye’ ve ‘Çerçeve Yasa’ya ilişkin değerlendirmelerde bulunarak basın mensuplarının sorularını yanıtlayacaktır.
🗓️ 4 Ağustos Salı
⏰ 13.00
📍 Anahtar Parti Genel Merkezi
Basın toplantısını aşağıdaki resmi hesaplarımızdan canlı olarak takip edebilirsiniz.
X: https://t.co/KU5lzwo4E1
Facebook: https://t.co/hXFxiAl2k1
YouTube: https://t.co/7ZzrKCCffl
Türkiye’nin sorunu sadece enflasyon değildir.
En büyük sorunlardan biri de, son on yılda gelir dağılımının hızla bozulmuş olmasıdır.
Bugün milyonlarca vatandaşımızın millî gelirden aldığı pay azalırken, devletin imkânlarını kullanan ayrıcalıklı küçük bir kesim servetine servet kattı.
Bir ülkede ekonomi büyüyor ama refah toplumun geneline yayılmıyorsa, büyüyen ekonomi değil; büyüyen adaletsizliktir.
Esnaf yüksek faizle kredi bulmaya çalıştı.
Çiftçi üretmek için finansmana ulaşamadı.
Yandaş olmayan sanayici yatırım maliyetleri altında ezildi.
İşçi, memur ve emekli enflasyon karşısında alım gücünü kaybetti.
Ama aynı dönemde bazı ayrıcalıklı şirketlere, “yatırım yapacaklar” denilerek yıllık %8,5 gibi son derece düşük maliyetli krediler sağlandı.
Bu kaynakların önemli bir bölümü üretime değil; dövize, altına, gayrimenkule ve rant alanlarına yöneldi. Üretim yerine servet büyüdü, toplum değil belirli yandaş çevreler kazandı.
Peki bunun bedelini kim ödedi?
Millet ödedi.
Vergileriyle ödedi.
Yüksek enflasyonla ödedi.
Hayat pahalılığıyla ödedi.
Bozulan gelir dağılımının en önemli nedenlerinden biri, kamu kaynaklarının adil değil ayrıcalıklı şekilde dağıtılmasıdır.
Bizim meselemiz insanların zengin olması değildir.
Bizim meselemiz, alın teriyle değil ayrıcalıkla oluşturulan zenginlik düzenidir.
Biz; kamu kaynaklarını belli çevrelerin değil, milletin refahı için kullanacağız.
Vergide adaleti sağlayacağız.
Gelir dağılımını düzelteceğiz.
Çalışanın, üretenin ve emeklinin millî gelirden aldığı payı artıracağız.
Çünkü güçlü ekonomi; ayrıcalıkla değil adaletle kurulur.
Rant değil üretim…
İmtiyaz değil fırsat eşitliği…
Bir avuç kişi değil, 86 milyon kazanacak.
“Bu ne perhiz, bu ne lahana turşusu!”
İktidarın söylediğiyle yaptığı arasındaki mesafe artık ekonomi politikasıyla izah edilemeyecek kadar açılmıştır.
Diyorsunuz ki:
“2027’de enflasyonu %15’e indireceğiz, 2028’de tek haneyi göreceğiz.”
Peki Hazine ne yapıyor?
Son dört ayda ortalama 22 ay vadeli borçlanmaya yıllık %41,4 faiz ödüyor. Daha geçen hafta, yaklaşık 20 ay vadeli borçlanmayı %42 faizle yapıyor.
Şimdi milletimizin huzurunda soruyoruz:
Madem iki yıl sonra enflasyon %15 olacak; devlet, iki yıl vadeli borcuna bugün neden %42 faiz ödüyor?
Millet sizin hedeflerinize inansın istiyorsunuz da, piyasa neden inanmıyor?
Daha mühimi; Hazine neden inanmıyor?
İşçiye, memura, emekliye gelince önlerine enflasyon hedefini koyuyor, “Fedakârlık edeceksiniz.” diyorsunuz.
Ama borçlanmaya gelince kesenin ağzını açıyor, hedeflediğiniz enflasyonun neredeyse üç katı faize razı oluyorsunuz.
Millete %15’lik hesabı anlatıp, paraya %42’lik hesabı ödeyemezsiniz!
Bu ne perhiz, bu ne lahana turşusu!
Merhum Erbakan Hoca'nın sözüyle söyleyelim:
“Sizi gidi faizciler sizi!”
Üstelik bu faizi hükûmet kendi cebinden ödemiyor.
Bu faturayı vergisini veren vatandaş ödüyor.
Üreten sanayici, toprağını eken çiftçi, kepengini açan esnaf ödüyor.
İşçi ödüyor, memur ödüyor, emekli ödüyor.
Ekonomi güvenle yönetilir. Güven de sözle değil, tutarlılıkla kurulur.
Bugün hükûmet ne söylerse söylesin, rakamların söylediği başka bir şey vardır:
Hükûmetin ilan ettiği enflasyon hedefine, millet bir yana, kendi Hazinesi bile inanmıyor!
NATO'nun güney kanadını Türkiye koruyor.
Ama Türkiye'nin sınırındaki terör tehdidi görmezden geliniyor.
Sınırımızı tehlikeye atanlara silah verip sonra Türkiye'den güvenlik için destek istemek...
Bu bir müttefiklik değil; çifte standarttır!..
Vakit azaldı…
Hiçbir çocuk aç, hiçbir veli kaygılı, hiçbir öğretmen çaresiz yeni döneme başlamamalıdır.
Bir eğitim sistemi; yalnızca müfredatıyla değil, çocuklarına sunduğu imkânlarla değerlendirilir. Açlıkla mücadele eden, güvenlik endişesi yaşayan ya da temiz olmayan ortamlarda eğitim görmek zorunda kalan bir çocuktan başarı beklenemez.
Bu nedenle yeni eğitim-öğretim yılına girerken önceliğimiz nettir: Her öğrencimize bir öğün ücretsiz ve sağlıklı yemek, her okulumuza güvenli ve temiz bir eğitim ortamı sağlamak.
Eğitimde fırsat eşitliği; yalnızca aynı sırada oturmak değil, her çocuğun eşit koşullarda öğrenebilmesini sağlamaktır. Açlık, hijyen eksikliği ve güvenlik kaygısı hiçbir çocuğun eğitim hakkının önüne geçmemelidir.
Çocuklarımızın gündemi açlık, hijyen ya da güvenlik kaygısı değil; bilgi, bilim, sanat ve başarı olmalıdır. Sosyal devlet, en güçlü iradesini çocuklarının yanında gösterir.
Yeni eğitim yılına sayılı günler kala çağrımız nettir: Çocuklarımız okula eksiklerle değil, umutla başlamalıdır.
#EğitimdeFırsatEşitliği #GüvenliOkul
YSK boşa düşmüşse, siyasi parti organları hukuk eliyle lağvedilebiliyorsa, bu uğurda ülkemiz adına bir çıkış yolu arayan herkes kıymetli bir iş yapıyor demektir.
Bizler, siyasi parti kurma heveslisi insanlar değiliz. Siyasetin kötü iklimi bizleri siyasi parti kurma mecburiyetinde bıraktığı için millet partileri kuruyor biz ise yalnızca tabelayı asıyoruz.
Bu vesileyle; Sayın Özgür Özel ve arkadaşlarına başarılar diliyor, Yeni Parti’nin ülkemiz adına hayırlı olmasını temenni ediyorum.
Rifat Hisarcıklıoğlu da sonunda konuştu!
Bu; esnafın ve iş dünyasının içinde bulunduğu tablonun ne kadar ağırlaştığını gösteriyor.
Bir liralık yatırıma karşılık 5.5 lira faize kaynak ayıran bir anlayışla ne üretim büyür ne de ekonomi…
Sayın Bakan,
“Beklentiler iyileşiyor.” diyorsunuz.
Öyleyse millet neden bir yıl sonra enflasyonun hâlâ %45 civarında olacağını düşünüyor? Sanayicimiz neden %32’nin üzerinde enflasyon bekliyor? Piyasanın beklentisi neden yeniden yükseliyor?
Çünkü millet sizin anlattığınıza değil, yaşadığına inanıyor!
Bu tablo yalnızca bir enflasyon beklentisi değildir. Bu tablo, ekonomi yönetimine duyulan güvenin de fotoğrafıdır.
23 yıldır iktidardasınız. Her yıl “Enflasyon düşecek.” dediniz, her yıl milletten biraz daha sabır istediniz.
Netice ortada.
Çünkü enflasyon yalnızca faizle düşmez.
Güvenle düşer.
Hukukla düşer.
Öngörülebilirlikle düşer.
Üretimle düşer.
Siz ise en çok güveni tükettiniz.
Merkez Bankası’nın bağımsızlığını tartışmalı hâle getirdiniz. Kurumları zayıflattınız. Hukuka olan güveni sarstınız. Üretimi güçlendirmek yerine günü kurtaran politikalarla memleketin yarınlarını tükettiniz.
Bugün fiyatları artıran yalnızca maliyetler değildir. Belirsizliğin de, güvensizliğin de, yanlış yönetimin de bir maliyeti vardır. Ve bu maliyeti milletimize ödetiyorsunuz.
Bu ekonomik tablo gökten inmedi. Bu memleket 23 yıldır başka bir iktidar tarafından yönetilmiyor.
Millet artık vaat ettiğiniz yarına değil, bugün cebinde yanan yangına bakıyor.
Beklenti anketlerinin söylediği de budur:
Güven yoksa yatırım olmaz.
Güven yoksa üretim olmaz.
Güven yoksa kalıcı fiyat istikrarı olmaz.
Türkiye’nin ihtiyacı yeni vaatler değil; yeniden güvenebileceği bir devlet idaresidir.